Güney Dal anlatısının gerçekliği! Feridun Andaç'ın yazısı...

Kuşkusuz “dışgöç” olgusu Güney Dal anlatısının nirengi noktasındadır. Ama onun bu sürece/gerçekliklere bakışı farklıdır. Ayrıca, eleştirel bir bakış içerir. Yaşananlara, oluşa gelenlere bakışındaki eleştirellik dünya düzenine, kapitalizmin hoyratlığına, insan gerçekliğine kavrayıcı bilinçle yaklaşımındandır.

21 Ekim 2020 Çarşamba, 18:49
Abone Ol google-news

 

Kuşkusuz “dışgöç” olgusu Güney Dal anlatısının nirengi noktasındadır. Ama onun bu sürece/gerçekliklere bakışı farklıdır. Ayrıca, eleştirel bir bakış içerir. Yaşananlara, oluşa gelenlere bakışındaki eleştirellik dünya düzenine, kapitalizmin hoyratlığına, insan gerçekliğine kavrayıcı bilinçle yaklaşımındandır.

Kendisi de bu sürece “göçmen kimlik”, bir bakıma “seçilmiş sürgün” olarak katılırken; yazan/düşünen, üreten bir yazar/aydın olarak kendini dünyada konumlandırmıştır.

Onun 1972’de Berlin’e göçü “12 Mart“ askeri darbesinin sonucudur. 1968 kuşağının bireyi olarak o sürgünlük kaçınılmaz bir yoldur.

Öyküler yazmaktadır. Ama 1976’da karşımıza çıkan İş Sürgünleri, Güney Dal’ın roman yolunun da ilk işaretidir.

GÖÇ’ÜN SÜRGÜN’ÜN YANSILARI

O göçe katılan birinci kuşağın, göçmen işçilerin serüvenine bakar. Bir bakıma sesi olur onların da. Yersiz yurtsuzlaşmanın varoluş sorunlarıyla birlikte, göçe katılan insanların kendi olma durumları Dal’ın anlatılarına yansır.

Bununla birlikte başka bir dil/kültür ortamında yaşamanın getirdiği yabancılaşma/ötekileşmenin açmazları da gene anlatılarının konusudur. Bunu da yer yer ironik biçimde yansıtan Güney Dal, göç olgusunun nasıl bir insanlık sorunu olduğunu da göstermektedir. Derin çözülme, kendini ifade edememe, kopuş… Bunlarla gelen ruhsal açmazlar… Ve ortaya çıkan “göçmen kimlik”in kendine yer/yurt bulamamasıyla başkalaşımı…

İşte Güney Dal, 1960 sonrasının o göç dalgasındaki süreci birçok katmanıyla romanlarına yansıtır. Bunu eğer adlandırmak gerekirse; ne göçmen, ne gurbetçi, ne de azınlık edebiyatı gibi bir tanımla karşılamak yerine; “kültürlerarası” bir bakışın yansıdığı/yansıtıldığı edebiyat olarak değerlendirmek gerekir.

Özellikle Günel Dal’ın Kılları Yolunmuş Maymun, Fabrikada Bir Saraylı romanlarıyla vardığı çizgi bunu anlatmaktadır.

GEÇİŞKEN DÜNYANIN DİLİ

“Göçmen yazını” tanımını aşan bakışı yansıtan bu romanlarında, kendini yersiz yurtsuzlaştıran insanların sürüklenişlerindeki açmazlar, dil/kültür/yaşama ortamlarında rastlaştıkları sorunlar çıkar karşımıza. Öyle ki, Dal, bunların her birinin gerçeklikleri yansıtılan insanların dünyalarında ne tür dönüşüm yaşattığını da göstermektedir bizlere.

O kaotik dünya sarmalında sürüklendikleri ortamın onlar üzerindeki baskısı/yaşadıkları yalnızlıklar, yabancılaşma durumları onun gözlemevindedir.

Öyle ki bunun ardından gelen E-5, tamamen bir trajediyi anlatır. Kara-alayla örülü roman, okuyucuya bittikten sonra şunu dedirtiyor:

“İnsana bu reva mı?“

“İnsan olan insana bunları yapar mı?“

İşte bu noktada başlar Güney Dal’ın sorgulayıcılığı. O yol öyküsüne yansıyan gerçeklik; göçle/ göçmenlikle yaşanan dramları anlatırken, kültürlerarası bakışı, insanlığın giderek nasıl bir çağ sorunuyla karşı karşıya olduğunu da gösterir. Ki, bu da, bir zaman sonra çok kutuplu dünyanın arka planını var edebilecek bir kargaşanın mayalanma sürecini gösterir.

KIYISIZ BAKIŞ

Almanlar buna “komik işçi romanı“ dese de; hayır bu insanlığın sömürü dünyasında nasıl ufalandığının romanıdır diyerek itiraz etmek gerektiğini düşünürüm.

Aynı zamanda bir savrulmanın da öyküsüdür burada anlatılanlar. Gurbet/sıla/göç/kimlik/aidiyet gibi kavramlar Güney Dal’ın romanında daha farklı anlamlar içermektedir artık.

Eziklik/ezilmişlik, savrulma ise o göçteki insanın iç dramını anlatır bize. Dal, şu duygu/düşünceden de kopamaz hiçbir zaman: yerlilik. Yani bir yerli/kültürlü olan insanın yeryüzündeki konumlanışı.

Göçle gelen göçle gider düşüncesinin bilincinde olan bir anlatıcıdır o. Derdi salt roman yazmak değil; roman sanatı aracılığıyla; insanın yeryüzündeki ağrısını anlatmaktır. O ağrının içinde her şey vardır elbette; acı da, sevinç de, ölüm de, yaşam da ve bir yerli olmak da.

Dal’ın öyküde ve romanda vardığı yerin odağında elbette insan/yaşam var. Ama o savruntular, göçüşlerdeki insan ve yaşam. Bir yanı göçebe, diğer yanı yerleşik; ki yerli olamamanın acısındaki insan…

Dikkat edersek eğer; bu göçüşün, dağılmanın trükleri en çok da öykülerinde çıkar karşımıza: Buzul Döneminden Haberler (1983), Yanlış Cennetin Kuşları (1985).

GERÇEKLİKTEN YOLA ÇIKIŞ

İroni, Dal anlatısının odağındadır. Olgusallıktan değil, gerçeklikten hareket eder. Oradaki derinlik yüzeydekine görüp anlatmanın ötesinde bir boyutluluk içerir. Çünkü orada; anlatılanı oturttuğu biçim, kurduğu söylem önem kazanır Dal için. Bir bakıma, Kılları Yolunmuş Maymun’a geldiğinde roman estetiğini daha çok gözeterek yazdığını gösterir.

Onun roman suratı üzerine düşüncelerine göz atacak olursak eğer, bu konudaki yönelimini daha iyi anlamlandırabiliriz, kanımca: “Post-modern romanda okuyucu, yüzyıllardan bu yana gelen edilgenliğinden kurtarılmaya çalışılmakta, okuduğu romanın dille olduğu kadar biçim oyunları yolu ile de yeniden kendisi tarafından yaratılması etkinliğine çağrılmaktadır.” (H.Gösteri, Ocak 1988)

Kılları Yolunmuş Maymun bu anlamda yeni dönem romancılığımızda hem içerik hem biçim açısından tektir, benzersizdir.

Dal’ın çıkış noktasında elbette ki birçok öğe/sorun(sal) var. Ama onun daha çok, bu kez, yazma/anlatma/kurmaca sorunsalı ekseninde bir roman kurmaya yöneldiğini söyleyebiliriz. Gene aynı dönemlerde (1981) yazıp, ama 2016’da yayımlamaya karar verdiği Fabrikada Bir Saraylı romanı da kurmaca üzerine yazılmış bir romandır.

Dal, bize de geçirilen bir konunun nasıl kurulup edilebileceğini gösterir burada da. Saraylı Ethem, onun öyküsü, çevresindekiler gene Güney Dal’ın o göçmen yurdundaki insanlardır. Onların hayatı nasıl/ne yönde yaşadıkları, neyi nasıl görüp hissedip düşündükleri üzerine bir romandır Fabrikada Bir Saraylı. Kılları Yolunmuş Maymun ise (1988) konu olarak sürgünlük/göçmenlik eksenindeki gerçeklikleri ele alır. Ama romanın nasıl kurulduğunu da gösterir.

Karşımıza iki anlatı/iki kurmaca çıkar. İlkinde anlatıcı Ömer Kul’dur. Onun öyküsüne tanık oluruz. Bu yazma serüveniyle birlikte romanı nasıl yazdığı, kurmacanın sorunları da bu anlatımın dokusunda yer alır. Romanın ikinci bölümünün anlatıcısı İbrahim Yaprak’tır. Bu da, ilk bölümün yazarıdır. Bu iki romanın ardı ardına okumalıdır okur. Romanların post-modern kurgusu, içerdikleri anlam, birini diğerine taşıyor ister istemez.

OKUMA ÖNERİLERİ

Güney Dal:

Roman: İş Sürgünleri, 1976; E-5, 1979; Kılları Yolunmuş Maymun, 1988/2017 Eksik Parça Yay., 320 s.;

Gelibolu’ya Kısa Bir Yolculuk, 1994/2018 Eksik Parça Yay., 199 s.; Aşk ve Boks ya da Sabri Mahir’in Ring Kıyısı Akşamları, 1998; Küçük “g” Adında Biri, 2003; Fabrikada Bir Saraylı, 2016 Eksik Parça Yay., 221 s.

Öykü: Buzul Döneminden Haberler, 1983;Yanlış Cennetin Kuşları, 1985.

Nermin Abadan Unat, Bitmeyen Göç/Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa, 2002, Bilgi Ünv. Yay., 383 s.

Bahar Çuhadar, Yeni Ülke, Yeni Hayat/ Türkiye’den Gidenlerin Hikâyeleri, 2019, Artemis Yay., 291 s.

Meral Gezici Yalçın, Göç Psikolojisi; 2017, Pharmakon Yay., 204 s.