"Hükümet kafasındaki çözümü açıklamalı"

CHP lideri Deniz Baykal, Hükümet'in bir an önce kafasındaki çözümü açıklaması gerektiğini belirterek "Çünkü bu öyle bir süreçtir ki bir aşamada bir sonuç aldığınızı söylersiniz aslında o sonuç sizi yeni bir müzakere sürecine zorlayan bir kararı ortaya koyar. Böyle bir tehlikenin de bulunduğunu görüyorum" dedi.

06 Ağustos 2009 Perşembe, 09:04
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kürt sorununun artık kapalı kapılar ardında konuşulabilir olmaktan çıktığını belirterek Hükümet'in bir an önce kafasındaki çözümü açıklaması gerektiğini ifade etti.

Baykal, CHP Parti Meclisi toplantısı öncesi parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

ABD'nin Irak'tan askerlerini çekme kararını almasının ardından ortaya çıkacak olan yeni durumun bölgenin istikrarı bakımından güven verici bir noktaya taşınması ABD'yi de yakından ilgilendirdiğini dile getiren Baykal, "Bu çerçevede Türkiye'deki gelişmeleri de dikkatle izliyorlar" dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında yargılama kararı veren Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Osman Kaçmaz'ın soruşturulmasına ilişkin Baykal, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Hükümet'in yargı mercileriyle ilişkisinin nasıl çok yanlış gelişmekte olduğunu çeşitli vesilelerle ifade ettim. Maalesef bu konudaki problem alanlarından birisi de Sincan hakimi ve Sincan mahkemesi olarak gözüküyor. Bir süre önce hakimin almış olduğu karar sonrasında olağanüstü bir anlayışla Sincan hakimine yönelik kanunsuz dinlemelerin yapıldığı, müfettişlerin bu kanunsuz dinlemeleri temel alarak ilgili ilgisiz herkesi bu konuda bilgilendirip yönlendirerek ifadeler aldığı anlaşılıyor. Bu baskının temelinde iktidarın savcıları, hakimleri yıldırma, denetim altına alma, AKP'nin kendi hegemonyasını yargı üzerine tesis etme çabası vardır."


"Hükümet ne düşünüyorsa açıkça ifade etmeli"

Kürt sorununun artık kapalı kapılar arkasında konuşulabilir olmaktan çıktığını ifade eden Baykal, "Hükümet bu konuda ne düşünüyorsa bunu açıkça ifade etmelidir" dedi. Sorunun çözümüne ilişkin düşüncelerini her vesileyle dile getirdiklerini ifade eden Baykal, "Bakınız içerik ifade etmeden sadece umut ve iyiniyet temennilerini dile getirerek bir süreden beri götürülmekte olan bu çalışmalar toplumumuzda yüksek bir bekleyiş yaratmıştır. Bu bekleyişin bir temele dayanıp dayanmadığını bilmiyoruz. Eğer ciddi bir temele, haklı bir zemine dayanmıyor ise böyle bir bekleyiş yükseltme, bir umut ve heyecan yaratma çabası toplumu ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakır" diye konuştu.

"Biz kendisini ve milleti aldatmaya hazır siyasetçiler bakımından oldukça zengin bir ülkeyiz" diyen Baykal, 2004 yılında AB ile müzakere tarihi alındığında da "AB'ye girdik" diye Kızılay Meydanı'nda havai fişekler atılıp şenlikler gerçekleştirildiğini, ancak kendilerinin toplumun genel bakışına ters sayılabilecek bir anlayışla bu havaya katılmadıklarını, sürecin kendilerini haklı çıkardığını anımsattı. Şimdi yeni bir toplumsal umut ve bekleyiş yaratılmak istenildiğini kaydeden Baykal, şöyle konuştu:
"Bu konudaki çözümün Türkiye'nin ulusal bütünlüğüne, anayasal konumuna ve Türkiye'yi bugünlere taşıyan temel bazı ilkelerin belki değiştirilmesine, sarsılmasına yol açabilecek sonuçlar doğurması olasılığı vardır. Böyle bir durum var mıdır, yok mudur bilmiyoruz. Böyle bir durum olmadan bu konu birdenbire ortadan kalkacak ise, ne mutlu. Bunu sağlamak için herkesin yapabileceği bir şey varsa yapmaya hazır olduğundan hiç kuşku duymuyorum. Ama böyle bir durumun olduğunu görebilmek isteriz, bundan emin olmak isteriz. Bunun hiçbir işaretini biz şu ana kadar almadık. Hükümet'te böyle bir işaretin olup olmadığını da bilmiyoruz."

Baykal, "Anaların gözyaşı dinsin, kanlar akmasın, barış gelsin" dileklerinin herkesin paylaştığı bir amaç olduğunu belirterek "Ama böyle bir amacı herkesin paylaşması o durumun yaşanması sonucunu doğurmuyor" dedi. Türkiye'nin bugünkü noktaya belli bir siyaset anlayışıyla, belli bir anayasal modelle, ulus devlet olarak geldiğini söyleyen Baykal, "Etnik kimliklere daima herkes saygı gösterecektir; ama etnik kimliği milli kimliğin hasmı gibi, düşmanı gibi koymayı reddedeceğiz. Etnik kimliği milli kimlikle çatıştırır hale getirmeyeceğiz. Etnik kimlik herkesin sosyolojik, insani, hukuki bir temel konumudur ve buna herkes saygı gösterir. Ama bunu bir Anayasal statüye kazandırmak, bir ayrışmanın çıkış noktası haline getirmek, bütünden bir etnik kimliği ayrıştırmaya doğru birtakım gayretlerle müzakereler yapmak, anlaşmalar gerçekleştirmek bizleri bugünlere getiren, ülkemizin, toplumumuzun, anayasamızın, temelimizin ve devletimizin temel siyasi ilkelerini sarsılmasına yol açmamalıdır" diye konuştu.

Baykal, Hükümet'in bir an önce kafasındaki çözümü açıklaması gerektiğini vurgulayarak "Çünkü bu öyle bir süreçtir ki bir aşamada bir sonuç aldığınızı söylersiniz aslında o sonuç sizi yeni bir müzakere sürecine zorlayan bir kararı ortaya koyar. Yeni yeni toplantılar zincirinin, yeni yeni buluşmalar zincirinin, yeni yeni ödünleşmeler zincirinin içine girersiniz. Böyle bir tehlikenin de bulunduğunu görüyorum" dedi.

Asıl meselenin Türkiye'yi ayrıştırmamak olduğuna dikkat çeken Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Elbette farkı etnik kimliklerimiz var, olacak. Etnik kimliklerin ötesinde hepimiz aynı milletin parçasıyız, Türk milletinin parçasıyız. Türk milletinin parçası Arnavuttur, Araptır, Çerkestir, Kürttür. Bunda hiçbir sakınca yok. Bir insanın Kürt olması onun Türk milletinin parçası olmasına engel değil. Şimdi biz bir insanın etnik kimliğinden yola çıkarak onu gelecekte Türk milletinin parçası olmaktan çıkaracak bir istikamete yönlendirmeye başlarsak yanlış yaparız. Şu anda böyle bir yanlış ihtimali söz konusu olabilir diye düşündüğümüz içindir ki bu konuya daha dikkatli bir şekilde, daha sorgulayıcı bir anlayışla yaklaşıyoruz. Bu da bizim görevimizdir, bunun yapılması lazımdır. 'Hayır, aldırmayın canım, etnik kimliklere hukuki, anayasal statüler kazandıracak, devleti etnik kimlikleri temel alan bir anlayışla çalışır hale dönüştürecek adımlar atılıversin, bu demokrasinin gereğidir. Bakın şimdi talep bu, bu olmazsa kan akıyor, kan akmasını önlemek için bunu şimdi yapalım. Bunu burada yaparız, yarın başka yerde yaparız.' Bunun sonu iyi değildir. Bunu anlatmaya çalışıyoruz."

Üçüncü Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından Ergenekon ile ilgili kanaatinin değişip değişmediğine ilişkin soruyu ise Baykal, "Ergenekon ile ilgili kanaatim çok açıktır. Her geçen gün, her yaşanan olay bunu kanıtlamaya devam etmektedir, bu konuda hiçbir tereddütüm yok" diye yanıtladı.


"Erdoğan görüşmede Başbakanlığını askıya mı aldı?"

Baykal, Başbakan Erdoğan'ın DTP ile görüşmesinin İmralı ile görüşme anlamına geldiğiyle ilgili sözlerinin yalnızca tespitten ibaret olduğunu belirtti. "Eğer size İmralı'daki demişse ister benle konuş, ister Kandil'dekiyle konuş, ister DTP ile konuş. Kandil'deki demişse ister benimle konuş, ister İmralı ile konuş, ister DTP ile konuş. Bu söylendikten sonra bir görüşme başlamışsa bunu unutacak mıyız?" diyen Baykal, "Bu benim yaptığım bir suçlama değil, benim izafe ettiğim bir gözlem değil, bizzat işin içindeki insanların ifade ettikleri bir tespit. Fark etmez diyorlar, muhatap olarak hangini alırsan al. Kiminle görüşmek istiyorsan sen kararlaştır. Görüş, ne istediğini bir anlat, ne yapacağını bir anlat da bakalım diyorlar. Bizimkiler de şimdi ne yapacağını anlatıyor. Bu anlatılan sadece orada mı kaldı şimdi, başka yerlere gitmedi mi? Daha doğal ne var? O bakımdan bir şey yok, ben bir tespit yaptım" diye konuştu. Başbakan Erdoğan'ın görüşmeyi "AKP Genel Başkanı" sıfatıyla yapmasını da eleştiren Baykal, "Sen AKP Genel Başkanı sıfatıyla konuşuyorsun ama onlar seninle Başbakan olarak konuşuyorlar. Başbakanlığını askıya almana imkan mı var? Başbakanlıkta o sırada kimdi, Başbakanlık vekaletini birisine mi vermiştin? Böyle bir şey olabilir mi, aldatmaca bunlar" görüşüne yer verdi.

Baykal, bu durumun Başbakan'ın sıkıntısını yansıttığını söyledi ve şunları kaydetti:
"Siz terör yapanlarla, terör yapanları sahiplenenlerle ve dolayısıyla terörle müzakere ediyorsunuz orada. 'Bunda bir yanlış yok canım, olaylar oraya geldi, biz terörle müzakere ediyoruz' diyebilirsiniz. Bunun terörü gerçekleştirenlerden kopuk, onların dışındaki bir merkezle yürütülmüş bir müzakere olduğunu kabul etmek mümkün mü? Bu müzakere çok açık bir şekilde terörün siyasi sorumluluğunu üstlenenlerle yapılmış olan bir müzakeredir. 'Canım şartlar öyle getirdi, öyle yapıyoruz.' İyi, öyle yapıyorsanız öyle yapın da ne yaptığınızı görelim. Bizim için önemli olan sonuç. Bizi aldatmayın, sonucu söyleyin."


"Bütünleştirici çözüm lazım"

Türkiye'de ülkenin parçalanmasını isteyenlerin de olduğunu dile getiren Baykal, "Türkiye'yle kaynaşmış, bütünleşmiş milyonlarca insan var, hem Güneydoğu'da var, hem Doğu Anadolu'da var, hem Batı Anadolu'da var. Bu insanların huzurunu bozmayın kardeşim. Bu insanların Türkiye'nin tümüyle kaynaşmış, bütünleşmiş olması gerçeğini sarsmayın" dedi. Baykal, Kendisini Türkiye'nin tümünün sahibi olarak hissetmeyen insanların da olduğunu, sorunun da bu olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
"Güneydoğu Anadolu'da kendisini Türkiye'nin tümünün sahibi hissedemeyen insanlar var, hissedememekte de haklıdırlar. Çünkü eğitimleri, ekonomik konumları, toplumla ilişkileri, ellerindeki olanaklar, sosyal konumları Türkiye'nin tümüne sahip çıkar konuma gelmelerine izin vermiyor. Bunu biliyorum. Şimdi bizim bunu değiştirmemiz lazım. Güneydoğu'daki en ücra köydeki, mezradaki Kürt kökenli vatandaşımızın da, İstanbul'daki, Antalya'daki, İzmir'deki Kürt kökenli vatandaşımız gibi kendisini hissetmesini sağlayacak çözümleri, metotları, uygulamaları gerçekleştirmemiz lazım, olay budur. Türkiye'yi bütünleştirmek lazım. Bütünleştirmeye ihtiyaç var mı, var? Kendisini bütünleştirmemiş hisseden yüzbinlerce, milyonlarca insan var. Sorun da bu zaten."

Sorunun çözümünün "Canım siz onlara yavaş yavaş ayrışmaya başlayın, dilinizi ayırın, onun kullanım alanlarını ayırın, statünüzü ayırın, kendinize bir başka çözümü zaman içinde bulursunuz, ben sana ilk adımı atıyorum şimdi" demekten geçmediğini vurgulayan Baykal, Türkiye'yi böyle bir tehlikeden korumaya çalıştıklarını ancak sorunu görmezden gelmediklerini bildirdi. Sorunu çözmek için yapılacak olumlu, bütünleyici, kaynaştırıcı çözümlerin olduğunu bildiklerini ve onları anlatmaya, uygulamaya sokmaya çalıştıklarına dikkat çeken Baykal, şunları kaydetti.

"Yapılması gereken bu. Bu olduğu zaman bugün Güneydoğu'da umutsuzluğa sürüklenmiş, terör örgütüne teslim olmuş ya da dini tarikatlerin, cemmatlerin içine gitmiş ya da mafyaya gitmiş onbinlerce çocuğumuzu bu ülkenin kalkınması için, gelişmesi için katkı verir, hizmet eder hale dönüştürmeye çalışıyoruz. Bunun böyle olması onun Kürt kimliğini inkar etmesi karşılığında olmayacaktır. O Kürt kimliğini sahiplenerek, onu yaşayarak, onu kullanarak, onunla iftihar ederek bunu yapacaktır. Oradaki insanlar, özellikle oradaki gençler, bu terör sorunu büyük ölçüde gençlerden kaynaklanıyor. Niye gençlerden kaynaklanıyor? Gençler kendisine iyi bir hayat kurmak istiyor. Türkiye'deki herhangi bir gencin sahip olduğu olanaklara o da sahip olmak istiyor, olamıyor. Olamayınca önüne açılan yollardan birisi terör. Bunu değiştirmesi lazım. Onun içindeki o isyan duygusunu, o başkaldırma duygusunu, o tepkiyi tüm Türkiye'nin kalkınması, refaha ulaşması, gelişmesi için bir dayanak haline getirmeliyiz. O amaçla kullanacağımız bir güç haline o teröre başvuran çocukların içindeki enerjiyi, hırsı, gözüpekliği, cesaretliği, yiğitliği Türkiye'nin kalkınması için seferber edebilmeliyiz. Bu mümkün mü, mümkün. Biz, o yönde arayalım diyoruz, ona bakalım. Birileri de diyor ki canım boşver olan oldu, bunları da yavaş yavaş ayrı bir kimliğe doğru, ayrışmaya doğru yönlendirmekte bir sakınca yok, gerekirse böyle yapalım noktasına geliyorlar, bu doğru değil."