İbn-i Haldun ve Güncel Türk Siyasası

28 Mart 2011 Pazartesi, 06:18
Abone Ol google-news

Türkiye artık yeni bir döneme girmiş bulunuyor. Bundan sonra hükümet karşıtı yazı yazmak mahlasgerektiriyor. Mahlas kullanmak, edebi yazın dışında örneklerini çeşitli memleketlerin baskıcı yönetimleri zamanında gördüğümüz bir uygulama. Gazetecilerin, yazarların, aydınların takma isimile kalem tuttuğu dönemler...

Bendeniz de bundan sonra yazacağım yazılarda şu yöntemde karar kıldım: Yazımın içeriğinde hangi düşünürü esas alıyorsam o yazıyormuş gibi yazmak ve onun isminden esinlenerek takma bir isimle imzayı atmak. İbn-i Haldundan (1332-1406) esinlenerek kaleme aldığım bu yazıda -onu modernize etmehatasını da akılda tutarak- sözü fazla uzatmadan kendisine bırakıyorum:

Günümüzden 650 yıl kadar önce, kısaca umranadını verdiğim yeni bir bilim dalı ortaya atmıştım. Benden önceki düşünürlerde, tarafıma ulaştığı ölçüde göremediğim yeni bir teori.

Tarafımın ulaşabildiği diyorum çünkü söz gelimi, Hz. Ömerin İran kütüphanesindeki kaynakları yaktırması örneğini esas alarak, benden daha önce buna benzer bir teorinin ortaya atılmış olabilme ihtimalini saklı tutuyorum.

“Umran” \t\tbilimi nedir?

Söz konusu bilim dalının asıl amacı, sosyal ve siyasal yaşama yön veren yasaların saptanarak bu yasalar çerçevesinde tarihin analiz edilmesidir. Bu yasalar herhangi bir yönetimin/ideolojinin daha doğru, yararlı, ileri vb. olduğunu kanıtlamaya yaramaz.

Peki nedir? Sadece olanı ve onun işleyişinin usul ve esaslarını anlamaya, süresini saptamaya çalışır.

Ortaya koyduğum yeni bilim dalı, öncelikle yine bendenizin ilk dile getirdiği asabiyyet (Türkçeye en yakın ifadesiyle Soy/Grup Dayanışması) olgusundan yararlanarak yorumlamalarını yapar.

Bu kurama göre, peygamberler dahil, üstün insanlar olarak kabul edilen kişilerin başarıya ulaşması, kişisel yeteneklerinden ziyade, içinde yaşadıkları güçlü dayanışması olan topluluk(lar) yüzündendir. Çeşitli insan grupları içinde biz duygusunu kazanarak en büyük dayanışmayı gerçekleştirenler, yaşadıkları toplum içinde ya da ele geçirmeye çalıştıkları diğer bir toplumda baskıngelerek yönetimi ele geçirirler.

Dayanışmanın itkisi günümüzde dini, ulusal veya ideolojik olabilir. Ancak dayanışmanın kuvveti, özünde bu kavramlardan bağımsız yeni bir ortaklaşa hareketolarak ortaya çıkar. Bu gibi, dayanışması kuvvetli gruplarda sosyal yasaların belirlediği determinist süreçteki insan iradesi, yeni kurulan toplumsal düzenle beraber kendisini gösterir; kurulmanın öncesinde değil.

Başka bir anlatımla, insanlar çeşitli nedenlerle bir araya gelerek güçlü bir dayanışma yaratırsa; işte bu, toplumsal yaşamı dönüştüren etkendir. İnsan iradesi ise, yeni toplumsal düzenin bekasında önemli yer tutacaktır.

Benim zamanımda, yani 14 yüzyılda, söz konusu teorimi doğrulamak amacıyla laboratuvarımda kullandığım iki toplum biçimi vardı: (Yerleşik) Kent Toplumu (Göçebe) Kır Toplumu.

Kır toplumunun savaşçılık gücü, kent toplumundaki dayanışmanın azalmasıyla kendini gösterir ve üstünlük sağlamaya başladıktan sonra da toplumsal düzeni ele geçirirdi.

Kısaca toplumsal dayanışmanın azalması, baskıların artmasına ve bu da yeni bir dayanışma grubunun, kır toplumununegemenliğine neden olurdu.

Söz konusu teorimin kabacaTürkiye toplumunun son yüzyılına izdüşümünü ele alırsak, saptamalarım şöyle olacaktır:

Osmanlı yönetimindeki dayanışmanın azalması, baskının artmasına ve hatta korkunç biçimde kendi halkına güvenmeyip düşmanile işbirliğine yol açmıştı. Mustafa Kemal önderliğinde Türk ulusunun güçlü dayanışması, söz konusu yönetime karşı isyanı ve sonuçta devrimi getirmiştir. Halk nezdinde yeni bir hedef, modern Türkiye Cumhuriyeti, zulme ve işgale uğramış kitleler arasında yeni bir dayanışma ortaya çıkararak, toplumsal düzenin dönüşümünü ve büyük ölçekte de emperyalist güçlerden kurtuluşu sağlamıştır.

Kemal’den çok Kemalciler

Umran biliminin yasaları çerçevesinde düzenin devamlılığı ise, yalnızca kaba güçle, fiziki-askeri üstünlükle sağlanmaz. Değişimin, değişmez yasaları üstün gelecektir. İktidarın, zaman içinde toplumun kabul edebileceği bir tür hak ve adalet anlayışına dayanması gerekir. Ne var ki Kemalin devrimleri, kendisinin hakkın rahmetine kavuşmasıyla son bulmuştur.

Kemalden çok Kemalciler ortaya çıkmış, devrimlerin sürekliliği yerine kolay olan yolu; yani devrimlerin muhafazası yolunu seçmişlerdir.

Muhafaza, değişime direnmeyi; direnişbaskıyı; baskıise yeni asabiyyetleri (dayanışmaları) doğurmuştur. Bu süreçte Kemalden çok Kemalcilero kadar ileri gitmişlerdir ki, Kemalin çizgisine en yakın evrilmenin gerçekleşeceği Sol Asabiyyet Girişimine karşı ceberutluğun son aşamasına gelinerek emperyalizmile işbirliği içinde solkırımdahi uygulanmıştır.

İşte artık ister Yeni Osmanlıcıister ılımlı İslamcıdiyelim, söz konusu başka bir topluluk, bulduğu boşluğu iyi değerlendirerek, kuvvetli dayanışması ile Türkiyenin toplumsal düzeninde yönetimin yeni sahibi olmuştur.

Sonuç

İddiam o ki, siyasal iktidarın ortaya çıkışını, gelişimini, niteliğini ve sona ermesini belirleyen sosyal-siyasal bazı yasalar vardır.

Bunlar, bazı Batılı düşünürlerin ben öldükten sonraki zamanlarda ortaya attığı, dinsel ya da laik kökenli doğal hukuktan kaynaklanan yasalar değillerdir.

Şahsen, olması gerekeni, ideal devlet düzenini de ortaya koymuyorum. Benim yaptığım olanı açıklamaya çalışmaktır; bunlar da devletin ve iktidarın ortaya çıkışını, niteliğini ve süresini belirleyen yasalardır.

Ancak toplumsal gelişmeler, benim yaşadığım döneme göre çok daha hızlı akıyor. Başa geçenlerin baskıcı yönetim biçimine dönüşmeleri belli bir zamanı gerektirirken, günümüzde mevcut yönetimler, intikam duygusunu da işe katarak, aceleci bir ceberutluğa geçiş yapıyorlar. Hak ve adaletten uzaklaşıp Umranbiliminin ortaya koyduğu yasaları dikkate almadan yol alıyorlar.

Son kertede şunu ifade etmeliyim ki; devlet, kötü ve zalim olursa, bu durum uyruklar için zararlıdır ve hem onları hem devletin kendisini mahveder.

Nihayetinde umranbiliminin yasası yeni bir asabiyyetimüjdeler.

Reşat Volkan Haldunoğlu Yakındoğu Üniversitesi