İki Bölümlük Açık Mektup

20 Ocak 2010 Çarşamba, 06:54
Abone Ol google-news

Hâkim, cumhuriyet savcısı ve onlara yardımcı olan görevlilerin, kendilerine yapılacak baskı, tehdit ve olası menfaat ya da ödül vaatleri karşısında cesaretle direnmeleri sonucunda çekinmeden görevlerinin gereğini yasalara ve gerçeklere uygun olarak yerine getirmeleri zorunluluğu vardır.

I. Bölüm- Adalet mensuplarına: “Adalet mülkün temelidir” deyimi, laf olsun, sadece duvarları süslesin diye kullanılmamıştır. Bu deyim, ülkenin tüm kurum ve kişilerine hitap eden, onlara ışık tutacak bir paroladır.

Ancak, özellikle adalet dağıtanlara rehber olacak bir önem taşımaktadır.

Diğer kurum ve kişiler de bu kavramı özümseyip ona göre davranmak durumundadırlar. Ne var ki, birçok örnekte görüldüğü üzere, bu dilimde zaman zaman sözü edilen kavram bir duvar süsü olarak algılanmakta hatta görmezlikten gelinmektedir.

Şu var ki, adalet dağıtanlar böyle bir vurdumduymazlık içinde olmak lüksüne sahip değillerdir. Böyle olursa, mülkün (devletin) temeli zayıflar ve kısa zamanda o bina çöker.

Buna engel olmak için;

Hâkim, cumhuriyet savcısı ve onlara yardımcı olan görevlilerin, kendilerine yapılacak baskı, tehdit ve olası menfaat ya da ödül vaatleri karşısında cesaretle direnmeleri sonucunda çekinmeden görevlerinin gereğini yasalara ve gerçeklere uygun olarak yerine getirmeleri zorunluluğu vardır. Nedenine gelince; her konuda son sözü söyleyen adalet olacaktır. Bu söz söylenmez-söylenemez ya da yanlış yönde söylenirse bunun telafisi olamaz ve çöküntü önlenemez. Değerli adalet mensupları ne pahasına olursa olsun bu cesareti, azmi, direnci göstermekten geri durmamalıdır. Az sayıda da olsa, birtakım yaranma güdüsüyle bu gereklere önem vermeyen mensuplara adalet adına acımak gerektiğini de vurgulamak isterim.

Bu naçizane duyurumu iletmemi belki gereksiz bulup “zaten biz bu yoldayız” diyebilirsiniz; ancak, ulus, ülke, adalet ve laik cumhuriyet adına hassasiyetimi belirtmek için, elimde ancak böyle bir uyarma olanağı olabildiğini hesaba katıyorum.

Sevgi ve saygılarımla herkese sağlık ve başarılar diliyorum.

Adalet ve huzur dolu gelecek umudunu yaratmak için İstiklal Marşı’nın beşinci kıtasında büyük şair M. Akif Ersoy ne güzel söylemiş. Ruhu şad olsun.

TSK’yi yıpratmak

II. Bölüm- Genel olarak:

Şayet bir ülkede;

1- Vatanı iç ve dış düşmanlara karşı koruyan TSK’yi yıpratacak, güçsüz bırakma sonucu doğuracak davranışlara prim verilirse,

2- Bu ülkeyi, ulusun onurunu, geleceğini kurtaran büyüğünü küçümseyen, onunla aşık atmaya yeltenen, onu unutturmaya çalışan bireyleri olursa,

3- Mülkün (devletin) temeli olan adaletin gerçekleşmesi engellenip onun önüne taş konularak etkisiz hale getirilmeye çalışılırsa,

4- Yasadışı işlemleri ayyuka çıkan kişiler kayırılır, haklarındaki işlemler askıya alınırken, suçluluğu -ipe sapa gelmez birtakım ispiyonlar dışında- ciddi şekilde kanıtlanmamış, yerleri, itibarları belli kişiler keyfi uygulamalara tabi tutulabilirse,

5- Birtakım sorunların çözümü, görevli ve yetkili merciler dururken Cumhuriyet ilkelerine karşı çıkan, bilgi ve yeteneği şüpheli bir kısım hacı-hocaya yönlendirme tavsiyelerinde bulunulabilirse,

6- Halk arasında, farklı kimlik ya da inanç açısından ayrım yapılması körüklenirse,

7- Devlet ve hükümet aleyhine olarak komplolar düzenleniyor gibi, gerçekliği kuşku uyandıran ve halkı korkuya, telaşa düşürecek duyurular enflasyonuna yer verilirse,

8- Hür düşünce ve beyanlar, hoşlarına gitmeyenleri rahatsız ediyor ve ölçüsüz karşılıklara neden olabiliyorsa,

İftiraya maruz kalmak

9- Bazı korkak ya da menfaat düşkünü, adalet uyguladığı iddiasıyla onu yere batıran (az sayıda da olsa) kimseler “mesnedi izzette serefraz” olurken, adalet dağıtan namuslu yargı mensupları “cay’i kürektir” misali olmadık iftiralara maruz kalırlarsa,

10- Bir caninin emir ve talimatıyla hareket edip ülkenin huzuruna kastederek, herkese küfürler savurarak açıkça suç işleyen kimselere zaman zaman sempati gösterilip, çoğu zaman göz yumulmasına karşın, hak arayan mağdur ve masum işçilere biber gazı sıkmak ve sularda sürüklemek suretiyle -üstelik hiçbir ciddi kanıtı olmayan “bir provokasyon ihbarı aldık” bahanesiyle- saldırılırsa ve “madem provokasyon ihbarı aldınız, neden onların yapacaklarına karşı tedbir almayıp da işçilere saldırdınız?” şeklinde bir soru sorulmazsa,

11- Bunlar olağan karşılanıp düzeltilmesi ya da önlenmesi yolunda çaba harcanmazsa,

Böyle bir ülke huzura kavuşabilir mi? Kavuşur diyenin alnını karışlamak gerekir.

Çok şükür ki biz böyle bir ülke değiliz diye düşünüyorum.