İnsan imgesinin ortaklığında

Ergin İnan'ın desenleri Tahon'un yapıtlarıyla dolaysız biçimde buluşuyor. İnan'ın kabuklu hayvanlarla insan figürleri arasında kurduğu anlam ilişkisine dayalı desenleri Tahon'un desenlerine, ya da Tahon'un desenleri Ergin İnan'ın mistik figürlerine gönderme yapıyor.

21 Eylül 2010 Salı, 14:22
Abone Ol google-news

İki farklı kültürden gelen iki sanatçıyı ortak bir sergide buluşturan nedenler, uzun soluklu bir dostluğun yarattığı dayanışma da olabilir, benzer ya da yakın sanat anlayışlarını ya da görüşlerini paylaşmaktan da kaynaklanabilir. Ama böyle bir buluşmanın salt rastlantısal olmayacağı kuşku götürmez. Aynı çevreden gelen sanatçıların karma sergileri için bu tür nedenler söz konusu olmayabilir. Konsept ortaklığı dışında sanatçıları bir araya getirerek sergi yapan galeriler açısından herhangi bir bağlayıcı neden genellikle söz konusu olmaz, zaten izleyici de böyle bir neden arayışı içinde değildir.

Kavrayış ortaklığında buluşan Belçikalı sanatçı Johan Tahon’la Ergin İnan’ın dostluğu eskiye dayanıyor. İkisinin de benzer içerikli figür temeline dayanan bir anlayışı benimsemiş olmaları ise, bu dostluğun birleştirici misyonundan daha önemli. Ayrıca Tahon’un Türkiye’de bundan önce de sergiler yapmış olması, özellikle de sanatına yeni bir pencere açan İznik’teki çalışmaları, Osmanlı seramiğinin izini sürerek geldiği noktayı aydınlatmakta önemli bir etken. Resmin yanı sıra heykelle de ilgilenen sanatçı, İznik seramiklerini tanıdıktan sonra çalışmalarında seramik kullanımına ağırlık vermeye başlamış.

Desenlerinin yanı sıra sergilemekte olduğu işlerini (heykellerinin ağırlıklı bir yer aldığı bir başka sergi, gene Ergin İnan’ın resimleriyle birlikte Aya İrini’de görülebilir) “seramik-heykel” altbaşlığı altında yorumlamak mümkün. Örneğin seramik tekniğine göre oluşturduğu, yani pişirerek hazırladığı figürlerin üzerine yer yer parlak renkli sır uyguluyor ya da öylece bırakıyor. İlk çalışmalarını oluşturan alçı heykellerden sonra bugün geldiği nokta, onun biçimbozma tekniğiyle de örtüşmekte. Ona bakarsanız, teknik ayrımlar dışında bu seramik-heykeller, “insan hayatının kaçınılmaz yalnızlığını” yansıtıyor. Esnetilmiş kırılgan insan figürleri, onda tekilliğe indirgenmiş ve kişisel kabuğuna itilmiş insan varlığının edilgenlik vasfını açığa vuran birer gösterge. Boşluğa bakıyor ve öylece kalakalmanın ezikliğini sessiz bir haykırışla dile getiriyorlar.

Salt çizgiselliğe uyarlanmış olarak kendini açığa vuran desenlerinde de var bu mesaj. Yalnızca bir “medyum” olarak beziryağının renksiz katkısı dışında boya girmiyor bu desenlere. Kendi varlığıyla yetinen ve yazgısına boyun eğen insan figürlerinde, biraz da Doğu felsefesine özgü içgüdüsel ve önsezisel bir duruş var.

İşte tam da bu noktada Ergin İnan’ın bu çizgiyle bir anlamda özdeşleşen bildiğimiz desenleri giriyor devreye ve Tahon’un yapıtlarıyla dolaysız biçimde buluşuyor. Buluşmanın temelindeki içeriğe özgü uyuşum kendini açığa vuruyor böylece. Onun canlı varlık bağlamında kabuklu hayvanlarla insan figürleri arasında kurduğu anlam ilişkisine dayalı desenleri, Tahon’un desenlerine, ya da tam tersine, Tahon’un desenleri Ergin İnan’ın mistik figürlerine gönderme yapıyor. İnan’ın öldükten sonra dirilerek kendi varlık felsefesinin derinliklerinde gizli kalmış sırları keşfetme savaşına girmiş görünen insanları, bu kez başka bir varlık grubunun, böceklerin dünyasıyla özdeş tutmaktadır kendilerini.

Kısaca söylemek gerekirse, İnan’ın insanları, bir Doğu temsilinin içinden sızarak karşımıza çıkar ve bizim içimize birtakım kuşkular salar. Bu kuşkular aracılığıyla çevremizdeki yaşamın içinde yer alan insandan farklı, yeni bir “insan” imgesiyle karşılaşırız. İçselliğin dışa vurulduğu bu imge, aynı zamanda tinsellik yanı ağır basan, o nedenle de izleyiciyi maddenin ötesine taşıyan bir insan varlığına tekabül eder.