İnsanın çaresi yine insan! Y. Bekir Yurdakul’un yazısı...

Nefes Almadan, nefes almadan değilse de birkaç solukta tamamlayacağınız bir okuma yolculuğu vaat etmekle kalmıyor hayata, başkalarına ilişkin yargılarımızın oluşum süreçleri, dayanakları üzerinde yeniden ve ciddi biçimde düşünmeye, tartışmaya; sorunlarımızın çözümündeyse kucaklayıcı / ötekileştirmeyen sonuçlara ulaşmaya çağırıyor.

19 Haziran 2021 Cumartesi, 00:02
Abone Ol google-news

 

Zarif bir dokunuşla koluma girip beni zamanda yolculuğa çıkaran kitapları severim. O yolculukta, hayata yeniden bakmayı, bağırıp çağırmadan söyleyiveren / fısıldayan kitapları daha çok severim. O fısıltılar arasında, kucağımızda bulduğumuz sorunlara çözüm üretirken kırıp dökmeden yürümenin yollarını hatırlatan, “başka türlü bir şey benim istediğim” yolculuğuma ışık olan kitaplaraysa bayılırım.

Nefes Almadan, daha ilk tümcesinde alıp beni çocukluk günlerimin kısacık ömürlü futbol takımı On Bir Ateş’in maçlarına götürdü. Mahalle arasındaki boş arsalardan birini mesken tutmuş, tahta tarabadan bir de kulüp odası bile oluşturmuştuk. Sahanın bir kıyısında ya da yol üstünde ben de oynasam hevesiyle kıvranan kim olsa çekip oyuna alırdık.

Herkesin oyuna katıldığı yerde, kalabalık da olsak sığardık sahaya. Rakip takım taraftarlarının stadyumlara aynı kapıdan birlikte girdiği, tribünde yan yana oturduğu, tekme tokat birbirine girmeyi henüz akıl edemediği (!) yıllardı. Aradan geçen yarım asırda, şarkının, altını çizdiği “biz büyüdük ve kirlendi dünya” gerçeği, gerçekten masum bir olgu olarak kaldı.

YÜRÜNECEK YOL BELLİ

Dünyanın artan kirliliği; büyüdükçe o çocukluk düşlerimizi, o kardeşliği, o kimseyi düşman bilmezliğimizi bir yerlerde unutma hallerimizle açıklanamayacak denli yoğun şimdi. Her şeyi para olarak gören “endüstriyel futbol” anlayışı, futbol oyununu âdeta bir savaşa çevirdi. Gıdamız da denizlerimiz ve derelerimiz gibi kirli artık...

İki “dünya” savaşına sahne olan, bir utanç çağı olarak yaşadığımız yirminci yüzyılın da mirası savaşlarsa bitmek bilmiyor. Ve savaşların geride bıraktığı iki ordu, ölüler ve açlar ordusu, yeni düşmanlıklarla aynı karede yer alıyor. Siz, bu kısaca geçtiğim bölüme yüzlerce not düşebilir, binlerce bölüm / ayrıntı ekleyebilirsiniz.

İnsanın yarattığı ve bir türlü baş edemediği sorunlara en büyük itirazı sanat, onun bir dalı olan edebiyat koyuyor ortaya. Üstelik tepeden bakmadan, çözümü/ çareyi yine insana bırakarak...

Gemert de Nefes Almadan’da, savaşın; evlerini, hayatlarını, gülümsemelerini yok ettiği insanları anlatırken işte bunu yapıyor: Gelin, hayatı yenileyen çocukların, ön yargılardan, kuru gürültüden, düşmanlıktan uzak tutumlarına sığınalım...

MÜLTECİLİK HALLERİ VE IRKÇILIK

Bir yanda Suriye’den Hollanda’ya kırıla döküle ulaşabilen Adil’in ailesi, bir yanda insanları “bizden olanlar ve ötekiler” diye ayıran ırkçılık. Sahi, kim evini, yurdunu yuvasını bile isteye terk eder ki?

Yerel Xalandria takımının küçük oyuncuları Joey ve arkadaşları top peşinde koşarken, “mülteci” Adil onları izlemekle yetinir. Bir gün çocuklardan biri gelemeyince Joey, eksiği Adil’le tamamlamayı önerir. Başta takımın iyisi Leander istemese de Adil oyuna girer.

Ancak Adil’in başarısına kızan Leander, oyunu yarım bırakıp gider. Şimdi sahada ikisi kalmıştır. Joey, akşamki havai fişek gösterisine çağırır Adil’i. Hayır, diyecektir Adil. Çünkü evlerini, sokaklarını yıkan, annesini ellerinden alan bombaların ardından uzaktan bile dayanamamaktadır patlama sesine... Ve Adil’in başından geçen her şeyi öğrenir.

Oysa Joey’nin babası, mültecilerin güvenilmez olduğu ve onlardan uzak durulması gerektiği kanısındadır. Xalandria kulübüne mültecilerin alınmasına da şiddetle karşı çıkmaktadır.

Joey, başka bir gün de yüzmeye çağırır Adil’i. Hollanda’ya gelirken yaşadıkları, açık denizde başlarına gelenler, küçük kız kardeşinin kucağından kayıp gidişi nedeniyle sudan da uzak duracaktır Adil ve arkadaşlarını izlemekle yetinecektir. Ancak yaşadığı aksilik sonrası Leander, yüzeye çıkamayınca suya dalıp onu kurtaran da Adil olacaktır.

ÇOCUKLARIN BAŞARISI

Şimdi yalnızca Joey ve birkaç arkadaşı değil, takımın tamamı hatta sınıf arkadaşları da Adil’in kulübe üye olması ve takımda yer alması gerektiğini savunmaktadır. Dahası yaşadığı kaza sonrası bir süre top oynayamayacak olan Leander’in yokluğunda, en önemli rakipleriyle yapacakları final maçında da Adil’in yanlarında olmasını bütün oyuncular ve antrenörleri de ister.

Xalandria kulübünün bu önemli maçtan kısa süre önce yapılacak yönetim toplantısında kulübe mültecilerin katılması bir kez daha oylanacaktır. Bu toplantı, Joey ve arkadaşları için büyük bir fırsattır.

Toplantıya tekerlekli sandalyesinde ve sınıf arkadaşlarıyla gelen Leander’in kısa konuşması, üyelerin fikrini değiştirmesine yetecektir.

Final maçının son on dakikasında ve durum 2-2 iken oyuna girer Adil.

‘HEPİMİZ ÇOCUĞUZ!’

İnsanların, savaşın yaşam koşullarını ortadan kaldırdığı bölgelerden kaçıp sığındığı Batılı ülkelerden birinde, okullarda çocuklara yönelik bir araştırma yapılır.

Soru şudur: “Sınıfınızda kaç mülteci var?” Çocuklardan biri şöyle yanıtlar soruyu: “Sınıfımızda mülteci yok. Biz hepimiz çocuğuz!”

Savaş, ölümler, günlerce ve aç susuz süren yolculuk, yokluğun ve yoksunluğun yarattığı değer kayıpları vb. son derece ağrılı, sancılı ve zor bir konuyu büyük oranda çocukların gözünden ama başarıyla aktaran yazar; kâr hırsıyla insanlığını yitirenlerin yol açtığı yıkım karşısında hepimizi işte o “Biz hepimiz çocuğuz!” diyen çocuğun baktığı yerde durarak yeniden düşünmeye, tartışmaya, ırkçılık gibi günümüzde bile baş edilemeyen bir sorunu ele alırken de kimseyi dışlamadan, mümkün olan en geniş kapsayıcılığa ulaşabileceğimiz çözümler için kafa yormaya çağırıyor.

Kendisi de futbol oynayarak büyümüş olan Gemert’in bu yapıtını, bana kalırsa çocuklardan önce, dünyanın dört bir yanında sahada ter döken siyah oyunculara karşı ırkçı tutum ve saldırılarda ayak direyen taraftarlara ve kimi oyunculara okutmalı...

Nefes Almadan / Gerard van Gemert / Resimleyen: Mark Janssen / Çeviren: Lale Şimşek Çalışkan / Can Yayınları / 160 s. / 10+ / 2021.