İstanbul’un dünyaya açılan kapısı

‘Dünden Bugüne Fındıklı’dan Tophane’ye kitabı fotoğraflarla, belgelerle, yazılarla bu hattın tarihini gözler önüne seriyor.

30 Mart 2020 Pazartesi, 06:00

İstanbul gibi yerleşimin 10 bin yıl öncesine kadar gittiği bir şehirde yolları arşınlarken ya da vapur yolculuğu yaparken eski zamanları hayal etmek en sevdiğim zihin etkinliklerinden biri. Acaba o zamanlarda yürüdüğüm yolun üzerinde neler vardı, insanlar burada neler yapıyordu diye düşünmekten kendimi alamadığım olur. Nuri M. Çolakoğlu’nun BNP Paribas Cardif’in sponsorluğunda hayata geçirdiği “Dünden Bugüne Fındıklı’dan Tophane’ye” kitabı benim gibi nostalji veya tarih meraklılarını uzun, keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Tabii, 10 bin yıl öncesine değil... Bundan yaklaşık 1000 yıl öncesinde Bizans devletinin Latin ticaret devletlerini Haliç’in karşı yakasına sürmesiyle Fındıklı-Tophane hattının da hikâyesi başlıyor. Çolakoğlu’na göre bu hat İstanbul’un dünyaya açılan kapısı oluyor, ticaret gemileri buraya yanaşıyor, daha sonra İstanbul’un Fethi sonrası da bu değişmiyor, hatta gelişiyor. Kitap 5 bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde ise Çolakoğlu’nun bir yazısı ve Jules Verne’nin Kaleminden Tophane isimli bir bölüm bulunuyor. Yanlış okumadınız, Jules Verne. Efsane yazarın 1884 tarihli “İnatçı Keraban” isim- li romanının ilk sahnesi İstanbul’da, Tophane Rıhtımı’nda açılıyor. “İnatçı Keraban”, aslında Karaköy’de bir tütün toptancısı. Çolakoğlu ile kitabını ve İstanbul’u konuştuk. İstanbul üzerine bugüne kadar sayısız yazı yazıldı, belgesel çekildi. Bu kitabının farkını sorduğumda Çolakoğlu, “Çok değerli kitaplar basıldı, yazılar yazıldı, belgeseller yapıldı ama doğru, derli toplu, iyi başvuru kitaplarının yetersiz olduğu kanısındayım” yanıtını verdi. Gazeteci ve yazar, o nedenle sadece Tophane-Fındıklı hattının değil, birçok semtin monografilerini yapmaya başladığını söylüyor. Sırada Sirkeci-Unkapanı, Babıali ve Dolmabahçe Sarayı’nın olacağını belirtiyor. Ama biz bu kitaba geri dönelim. Çolakoğlu, “İstanbul’un seçkin semtleri için dönemin tanıklarınını yazılarını da içeren, oradaki tarihi yapıları da içereni bunların hepsini bir araya toplayan tek kaynaklı kitaplar üretmeye çalışıyorum” diye konuşuyor. Peki, kaynaklara nasıl ulaşıyor? “Ben 8-10 yaşından beri tarihle çok ilgiliyim. Çok okuyorum. Araştırmaya, okumaya hep devam ettim. Arşivlediğim kitapların sayısı 30 bini aşınca bunları Beylikdüzü’nde Atatürk Kültür Merkezi’ne koydum. Şu anda herkese açık kitaplar. Her ay oraya bir 30-40 kitap daha teslim ediyorum” diyor Çolakoğlu. Kütüphanenin açılışı o dönem Beylikdüzü Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu’nun da katılımıyla yapılmış. Kitapta Latife Hanım’ın konağını Latife Hanım’ın yeğenleri yazmış. Ayrıca Kazım Taşkent’in oğlu da bir bölümde anılarını anlatıyor. Şu anda orada olmayan, yok olması üzücü binalar da kitapta yer alıyor elbette. Çolakoğlu, bunların en ünlüsünü anlatıyor, “Türkiye’deki dar kafalılığın da çok güzel bir hikâyesi” diyerek: “Tophane-i Amire’nin tam üstünde, Osmanlı devletinin ilk rasathanesi açılıyor. Yıldız Gözlem Evi. Orada Orta Asya’dan gelip, Timur’un torunlarından olan çok iyi bir astrolog yıldız gözlemleri yapıyor. Devrin Sultan’ı III. Mehmed’e diyorlar ki ‘Burada birtakım kafirler gökyüzünde meleklerin bacaklarını seyrediyorlar, bizi dinden çıkartacak bunlar.’ Onun üzerine III. Mehmed’in talimatıyla donanma rasathaneyi topa tutuyor ve taş taş üstünde bırakmadan yok ediyorlar. Ondan sonra bir daha Kandilli Rasathanesi kurulana kadar Osmanlı topraklarında rasathane kurulmuyor. Şu anda yerinde bir şey yok.”

‘MENDERES MODERNLEŞMEYİ YANLIŞ ANLADI’

Öte yandan kitapta 1950’lerde Adnan Menderes yönetiminde yapılan tarihi eser yıkımları da dikkatimi çekiyor ve soruyorum. “Rahmetli Adnan Menderes, modernleşmeyi yanlış anladı” diyen Çolakoğlu, devam ediyor: “Eskiyi yıkmak olarak algıladı. Ben tam o sırada, 1954 senesinde İstanbul’a geldim. Eski İstanbul olduğu gibi duruyordu. Eğer Menderes suriçine dokunmayıp o dönemde bir iki tane örneğini yaptılar; Ataköy, Etiler gibi. Surun dışında öyle uydu mahalleler yapsaydı ve suriçini de sağlamlaştırmayla yetinseydi İstanbul müze kent olurdu. Şu anda 10 milyon yerine 100 milyon turist gelirdi. İstanbul muhteşem bir yer olurdu. Ben Laleli’de oturuyordum, bir sabah kalktık, buldozerler gelmiş, apartmandan caddeye inmeye imkân yok, cadde 3 metre aşağı düşmüş. Beyazıt Meydanı’nda hâlâ gördüğünüz yolun kenarındaki o muhteşem mermerleri kaldırıp kaldırıp atıyordu buldozer. Ki orası Boğa Meydanı’ydı Bizans’ın. Dünyayı kıskandıracak, Roma yapımı muhteşem kemerler vardı. Şimdi parça parça yolun kenarında duruyor.”

KİŞMİR: MUTLULUK DUYDUK

BNP Paribas Cardif Genel Müdürü Cemal Kişmir de kitapla ilgili, ”Dünden Bugüne Fındıklı’dan Tophane’ye uzanan bu eşsiz tarih ve kültür mirasının geçmişte ve günümüzde olduğu gibi gelecekte de yerini koruması gerektiğine inanıyorum. Meslek yaşamımın son 15 yılını geçirdiğim bu bölgenin tarihi ve kültürel değerlerinin bir eserle taçlandırılmasında rol almaktan mutluluk duyduk” diye konuştu.