Karantina Sineması: Kadın astronutun ikilemi ‘Proxima’

Alice Winocour’un yönettiği ve BluTV’de gösterime giren “Proxima” Mars yolculuğuna hazırlanan bir kadın astronotun kızıyla olan ilişkisini ve önyargılara karşı verdiği mücadeleyi ele alıyor.

01 Mayıs 2020 Cuma, 10:46
Abone Ol google-news

Dünyanın en zorlu işini büyük bir ustalıkla da yapsan, sırf kadın olduğun için seni küçük görecek ve aşağı çekmeye çalışacak erkekler çıkıyor karşına. “Proxima”yı izlerken aklımdan geçirdiğim cümlelerden biri aşağı yukarı böyle bir şeydi. Alice Winocour’un ilk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan (ve orada bir de Mansiyon alan) son  filmi “Proxima” merkezinde kadın astronot Sarah’nın olduğu ve inceliklerle dolu senaryosuyla izleyiciyi büyüleyen bir çalışma. Şu sıralar salonlara çıkması mümkün olmadığından Başka Sinema Ve BluTv işbirliği ile çevrimiçi vizyona giren film haftanın öne çıkan yapımlarından.


ÖNCE ASTRONOT, SONRA ANNE

Mars’a yapılacak yolculuk için seçilen Fransız astronot Sarah Loreau üç kişilik bir ekibin tek kadın üyesidir ve eski kocasıyla velayetini paylaştığı 9 yaşında bir kızı vardır. Kendi deyişiyle disleksik, diskalkülik (matematik becerilerinde güçlük çekmek) ve disortografik (imla konusunda güçlük çekmek) bir kız olan kızı Stella’dan kopmak Sarah’a dünyadan kopmaktan çok daha zor gelir elbette ve aslında tüm film de küçük gibi görünen ama nihayetinde fena halde temel bir duygudan beslenen bu çatışma üzerine kurulu. Zaten Alice Winocour da Toronto’da kendisiyle yapılan söyleşide buna değiniyor ve “Bir anne ve kızının ilişkisini işlemek istiyordum ama aynı zamanda uzayla ilgili bir sürü şey de okuyordum. Sonra aklıma bir astronot karakter geldi. Her şey bir anda yerine oturdu böylece, çünkü Dünya’dan kopmakla küçük kızdan ayrılmak fikri birbiriyle güzel yankılanıyordu” diyor. 


Filmin başrolünde oynayan Eva Green şaşırtıcı bir şekilde Sarah rolünde harikalar yaratıyor. Film boyunca Fransızca başta olmak üzere dört farklı dilde (İngilizce, Rusça ve Almanca) oyunculuk yapan Green özellikle bazı anlarda unutulmaz performanslar sergilemiş. Kızından ayrıldığı bir sahnenin hemen sonrasında bindiği asansörün düğmesine basmadan beklediği an örneğin, ya da kendisini küçük gören meslektaşının odasını terk ettiği, ya da yine aynı meslektaşına zor geçen bir simülasyon sonrası ‘ben iyiyim’ anlamına gelen selamı verdiği an gibi… Aynı şekilde annesine zaman zaman çok zor anlar yaşatan Stella rolünde Zelie Boulant ve Sarah’nın eski eşi rolünde Avrupa sinemasının yeni yıldızlarından Lars Eidinger (“Clouds of Sils Maria”dan hatırlayacaksınız) ve Sarah’nın yokluğunda Stella ile yakından ilgilenmekle görevli pedagog rolünde izlediğimiz Sandra Hüller’in de (onu da “Toni Erdmann”dan anımsayacaksınız) akılda kalıcı performanslar sergilediği filmde Amerikalı şovenist astronot Mike Shannon rolünde Matt Dillon’ın özellikle dikkat çektiğini belirtelim.

Yaklaşık iki yıl boyunca konuyla ilgili araştırmalar yapan ve NASA dahil birçok yere giderek uzmanlarla konuşan Alice Winocour filmi gerçek lokasyonlarda çekmiş. Bu da hem filme yer yer belgesel kıvamında bir gerçeklik katıyor hem de asıl meselenin daha belirgin bir şekilde görünmesine yarıyor. Araya giren düşsel sahneler ise karakterin iç dünyasına dair güçlü duygusal dalgalara dönüşüyor izleyici tarafında. Müthiş bir de final sahnesi var ki, izlemeniz gerek, anlatarak tadını kaçırmak istemem. 


VE YİNE KARANTİNA

“Mustang”in (Deniz Gamze Ergüven) senaristlerinden biri olarak da tanıdığımız Alice Winocour’un kadınlık, annelik, toplumsal önyargılar gibi meseleler üzerine kurguladığı “Proxima” ilginç bir şekilde günümüze dair çarpıcı imgeler de içeriyor. Mars yolculuğuna çıkmadan önce Rusya’da bir sürü simülasyon ve antremana katılan Sarah’ın tam da yolculuk öncesi girdiği karantina (zira uzayda hastalanmak korkunç bir kabusa dönüşebilir) bugünlerde tüm dünyanın girdiği zorunlu karantinayla örtüşüyor ve izlerken son derece tuhaf bir ruh haline giriyorsunuz; en azından ben bunu yaşadım. Hele ki Sarah bu karantinayı kırıp, son derece riskli bir şekilde (ki bunu ancak koronavirüs karantinası girdiğimizde anlayabilirdik sanırım) kızıyla buluşmaya gittiğinde resmen içinizden bağırmak geliyor, ‘ne yapıyorsun sen?’ diye. Bu da zamanın tuhaf bir oyunu olsa gerek…

FİLMİN NOTU: 8/10