Kesmeyin Çaldağı'mın Nefesini!

05 Ocak 2010 Salı, 07:00
Abone Ol google-news

Kesmeyin Çaldağımın Nefesini!

15. yüzyıldan itibaren (müthiş silahlarıyla) yayılan Avrupa’nın (bir zamanlar, iktidara gelmeden önce sizlerin de savunduğu düşüncelere ters düşen Batı’nın) 21. yüzyılda daha sessiz bir yöntemle geldiği andır yaşadığımız şu günler, yıllar.

Bu yıl bir sonbahar günü Çaldağında dolaşma olanağı buldum; Ege Üniversitesinden emekli iki meslektaşım, Turgutluda çevrede olup bitenlere duyarlı bir dostum ve Çaldağının eteklerini karış karış bilen, oralarda ömür tüketmiş ve geçimlerini o yöreden sağlayan kimi doğaseverlerle birlikte. İzmir-İstanbul yolculuklarımda Gediz üzerindeki köprüyü defalarca geçmiştim; lakin Turgutluda çocukluk yaşlarımda Gediz Nehrini aşan gezintide bulunmamıştım. Bu kez, 55-60 yıl kadar sonra, TCDD istasyon binasını aşıp Çaldağına ulaştım. Hiçbir yolculuğum bu kadar tedirginlikte geçmemişti; yaşamam gereken heyecanı frenleyen bir tarafı vardı.

Çaldağında madenciler nöbet tutmuşlardı; “European Nickelfirması maden çıkaracaktı; hatta deneme üretime başlamışlardı. Çinlilerin de bu işe ortak edildiğini gazeteden okumuştum. Yörenin nefesini kesecekleri, ağaçları yok edecekleri, bırakacakları atıklarla geleceği karartacakları yolundaki halkın ve bilginlerin tepkisi bana müthiş rahatsızlıklar veriyordu.

Lidyalılardan Doğu Romalılara uzanan uygarlıklarınben buradayım iştediye inleyen seslerini duyar gibiydim; onların zamanla talan edilmiş tanıklıkları beni ayrıca yaralıyordu. Sözün kısası, bir İngiliz firmasına 2026 yılına kadar nikel madeni çıkartması için kiralama süreci başlamıştı.

Batının tax-farmerları (bir bakıma müteahhitleri) çokuluslu şirketler olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde gezinmekte. Osmanlıların açıldığı ülkelerde uyguladığı yöntem, şimdi Batının Türkiyedeki ekonomik yayılmasında uygulanıyor; roller değişmiş!

Bir işletmeyi üstlenmişler, nikel madeninin getirisini yurtdışına taşımak için Batı Anadolunun Turgutlusunda tüm tertibatı almışlar; paraya sıkışan Türkiye Cumhuriyeti hükümetine sınırlı bir pay vererek hem bir gelir kaynağının işletilmesini hem de hayırsever(!) bir görev yüklenmişler. Bu tür uygulamalara vaktiyle karşı çıkan eskisolcular ve İslami kesimin savunucuları seslerini kısmışlar, müreffeh bir yaşantı içinde olmanın bahtiyarlığıyla; ama vaktiyle üslendikleri rolleri inkâr edercesine.

Doğa onların çocuklarına mutluluk içinde yaşama izni verecek sanki gelecek yıllarda, on yıllarda!

20 Kasım 2009 günü Turgutluda Atatürk Caddesi boyunca yürürken onu enine kesen bir pankartın Turgutlu çöl olmasın uyarısını okudum; çiftçilerin tepkisini yansıtan bu üç sözcüğü gördüğümde içim burkuldu, eski belediye binasının önünden tarihin tanıklığına sığınan bir çağrışım gibi geldi bana.

Nüfusunun 120.000 olduğu söylenen bir zamanların bu Kasabasının bilinçli insanlarına sesleniyordu muhakkak; duyarlılığı olanlara, vatan sevgisini ve doğa bilincini içselleştirmiş kişilere; bir bakıma da Belediye Başkanlığına. Şu sıralarda kalabalıklarla doldurulmuş, motorlu araçların, özellikle de motosikletlilerin cirit attığı kentimde dolaşırken, tesadüfen karşılaştığım tanıdıklarımla selamlaşırken ve bana yarım yüzyıllık geçmişi çoktan aşan zamanları anımsatan dostları ve tek tük kalmış binaları izlerken Çaldağısilinmiyordu ezberimden. Ülkeyi yöneten sorumlulara şunları sormak geliyordu içimden:

Sayın Başbakan! Bir bütçe gediğini kapatmak için değer mi Turgutlunun nefesini kesmek?

Sayın Başbakan Yardımcısı! Milletvekilliğinizle temsil ettiğiniz Manisanın Turgutlusunu reva mı karanlığa sürüklenme riskiyle başbaşa bırakmak?

Sayın Çevre ve Orman Bakanı! Sizden önceki bakanın doğru kararına karşı verdiğiniz ağaç kesim izni sızlatmıyor mu içinizi?

Sizlere Türkiye Cumhuriyetinin varoluş nedenlerine dayanarak haykırmayı bir tarafa bırakıyorum şu anda; 16. yüzyılın ünlü şeyhülislamı Ebussuudun bir fetvasıyla seslenmek istiyorum; belki daha etkili olabilir umudunu taşıyarak:

Sual: Arz-ı mîrînin beyi ve hibesi ve ağırlık verilmesi ve bedel-i sulh deyu verilmesi şeran câiz olur mu? Cevap: Olmaz.

(Soru: Devlet malının satışı, hibe edilmesi, hediye olarak ve anlaşma gereği verilmesi dinen caiz midir? Yanıt: Değildir).

Turgutlu çöl olmasın!

15. yüzyıldan itibaren (müthiş silahlarıyla) yayılan Avrupanın (bir zamanlar, iktidara gelmeden önce sizlerin de savunduğu düşüncelere ters düşen Batının) 21. yüzyılda daha sessiz bir yöntemle geldiği andır yaşadığımız şu günler, yıllar.

Çok iyi düşünmelisiniz; dünya tarihini çok iyi değerlendirmelisiniz. Meşruiyetiniz için, dolar ihtiyacınız için kiraya vermeyiniz benim memleketimi; kestirtmeyiniz o güzelim çamları; kirlettirmeyiniz Gediz Ovasını; üzülmelerine izin vermeyiniz geçimini o yörenin binbir çeşit sebze ve meyvesini yetiştiren yerli halkın; bozmayınız eski uygarlıkların yuvalarını.

Ne tür kârınız olursa olsun (500 kişiye iş vaadi dahi olsa), değmez o tehlikeleri göze almaya; bilim erbabının gelecek için yaptığı uyarıları kenara itmeye.

Ben, geçimimi sağlayan emekli maaşımın bir kısmını yaşadığım sürece Hazineye vermeye razıyım; eminim ki Turgutlunun sayısız vatanseveri ve bilinçli insanı daha fazlasını yapmaya hazırdır. Yeter ki Turgutlu çöl olmasın.

Bütün bu serzenişlerimi, endişelerimi, popülist bir yaklaşımın tezahürü olarak algılamayınız Sayın Başbakan!

Buna hiç ihtiyacım yok. Ara sıra özleyip de uğradığım kasabamın başına gelebilecek, herhalde benim göremeyeceğim bir felaketin binde birini dahi hayal etmek istemiyorum.

Bilimin uyarılarına kulak vermek zorundayız; tabiatın bizlere lütfettiği ve onu gelecek kuşaklardan ödünç aldığımız güzelliğini yitirmeyelim; arkeologların zengin antik kalıntılarla bezeli olduğunu saptadıkları alanı yok etmeyelim.

Benden bu kadar, tarihçi ve sade bir vatandaş olarak.

Gerisi, elinizdeki yetki terazisini nasıl kullanacağınıza, sıkleti nereye kaydıracağınıza, hassasiyeti nasıl göstereceğinize bağlı.

Salih ÖZBARAN Emekli tarih profesörü