Kılıçdaroğlu geri adım atmadı

CHP lideri Kemal Kılıçdçaroğlu grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Erdoğan'ın diktatör olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu geri adım atmadı.

21 Mayıs 2013 Salı, 11:03
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Partisinin 18 Mayıs'ta Aydın'da güzel bir miting gerçekleştirdiğini belirten Kılıçdaroğlu, Aydın'dan tüm Türkiye'ye selam gönderdiklerini söyledi.

Kılıçdaroğlu, dün de Giresun'da olduğunu belirterek, fındık üreticileriyle sorunlarını konuştuklarını aktardı. CHP iktidarında üreticinin sorunlarının çözüleceğini kaydeden Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin fındık üretiminde bir numara olduğunu ancak fiyatı belirleyemediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, "Söz, CHP iktidarında fındık borsası Karadeniz'de kurulacak" dedi.

Konuşmasında 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'na da değinen Kılıçdaroğlu, 19 Mayıs 1919'un Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlık ateşinin yakıldığı gün olduğunu ifade etti. Milli günlerin Türkiye'nin en önemli değerleri olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "AKP Hükümeti milli günlerimizi yasaklıyor, milli günlerimizi kutlamayı yasaklıyor. İstediğin kadar yasakla, meydanlar bizimdir. Çıkacağız o meydanlara" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, 21 Mayıs 1864 yılında Kafkaslar'dan binlerce Çerkezin ağır bedeller ödeyerek Anadolu'ya geldiğini ve Anadolu halkının onlara kucak açtığını da hatırlatarak, Çerkezlerin Anadolu'ya gelişinin yıl dönümünü de kutladı.

"Gelip duvara çarpıyorsunuz, Türkiye bugün bu noktada"


Konuşmasında, dış politikanın üzerinde özenle durulması gereken, hata kabul etmeyen bir alan olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, Hükümetin Suriye politikasını eleştirdi. İktidara defalarca, Suriye konusunda yanlış yaptıkları uyarısında bulunduklarını ancak bu uyarılarının dikkate alınmadığını belirten Kılıçdaroğlu, "AKP Hükümeti'nin Suriye politikası Türkiye'nin dış politika tarihindeki en büyük engeldir, en büyük hezimettir, en büyük yanlış politikadır. Bedelini sadece Suriyeliler, sadece Türkiye değil, Ortadoğu coğrafyası çekiyor" diye konuştu.

CHP'nin tarihsel birikimini dikkate alan, yönünü Ortadoğu'nun bataklığına değil, batının çağdaş uygarlığına çevirmiş bir parti olarak bu uyarıları yaptığını dile getiren Kılıçdaroğlu, Hükümetin Suriye politikasının, yazarlar, düşünce kuruluşları ve deneyimli bürokratlarca da eleştirildiğini savundu.

Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kadar yanlış konusunda dikkat çeken bir görüş, bir düşünce, bir fikir defalarca dile getirilmesine karşın, AKP tarafından 'hayır ben bildiğimi okuyacağım ve yoluma devam edeceğim' denirse işte gelip duvara çarpıyorsunuz. Türkiye bugün bu noktada.

Dış politika inatla sürdürülen bir politika değildir, dış politikada blöf olmaz. İnandığınız şeyleri söylersiniz, doğru şeyleri söylersiniz, ülkenin çıkarlarını savunursunuz. Kendi ülkenizin çıkarlarını başka ülkelerin çıkarlarına heba etmezsiniz. Asıl hedef budur, kendi ülkemizin, kendi insanımızın çıkarları üzerine inşa edilmiş bir dış politika. Böyle olmak zorundadır. Geldiğimiz noktada bakalım, kim kazandı? Düşmanlık kazandı, kaybeden barış oldu. Neden kaybediyoruz. Ne kazandık? Yeni yeni terör örgütlerinin mensuplarını kazandık. Ne kazandık? Kendi topraklarımızda Suriye'ye göndereceğimiz terör kamplarını kazandık. Böyle bir anlayış olabilir mi? Açıkça yasalara göre AKP Hükümeti suç işlemiştir. Başka ülkelere terör örgütü elemanlarını göndermek için kendi topraklarını açmıştır. Kendisini ilk uyardığımızda Suriye'de dört ölü vardı, bugün ölen Suriyelilerin sayısı 200 bini aşmış durumda. Yazık, günah değil mi? Buradan bütün vatandaşlarıma sesleniyorum; İslam coğrafyası dışında kan akan bir bölge var mı? Neden İslam coğrafyasında kan akıyor? Neden orada analar ağlıyor? Neden orada hüzün var? Neden orada kardeş kardeşi boğazlıyor. Bizim de düşünmemiz gerekiyor. AKP Hükümeti militanları getirip buraya eğitiyor, eline silah veriyor, cebine para koyuyor ve gönderiyor Suriye'ye. 'Git orada kardeşini öldür' diyor. Böyle bir şey olabilir mi?"

AKP iktidarının Suriye politikasının Türkiye Cumhuriyeti tarihine ve geleneklerine yakışmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, CHP olarak 6 Şubat 2012'de yazılı bir açıklama ile görüşlerini ortaya koyduklarını ve bu konuda Türkiye'de bir uluslararası konferans toplanmasına ihtiyaç olduğunu beyan ettiklerini anlattı. Ağustos ayında ise neden böyle bir konferansa ihtiyaç olduğu ve konferansın kapsamı ve çözüm önerilerine ilişkin bir rapor hazırladıklarını aktaran Kılıçdaroğlu, bu raporu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da gönderdiğini söyledi.

Raporda, Türkiye'nin ağırlığını, Suriye'de barış, güven, uzlaşma ve istikrardan yana koyması gerektiğini belirttiklerini, yaşanan çatışmalı sürecin Suriye'nin parçalanmasına ve hatta diğer bölge ülkelerinde de etkili olabileceği uyarısına yer verdiklerini belirten Kılıçdaroğlu, raporun çözüm önerilerini de içerdiğini söyledi.

Suriye'de şiddetin sona ermesi, toprak bütünlüğünün korunması, farklı din, mezhep ve etnik grupların varlık ve haklarının güvence altına alınması ile demokratik, hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarına saygılı bir düzenin kurulmasının raporda yer aldığını aktaran Kılıçdaroğlu, çözüm yöntemini de TBMM'ni bütün partilerin ortak katkısı ile "Türkiye'de Suriye konusunda bir uluslararası konferans toplanması" talebini içeren bir deklarasyon yayınlaması olduğunu bildirdi.

"Dış politikada gözyaşı akarsa bunun maliyeti ağır olur" diyen Kılıçdaroğlu, bu yüzden Suriye konusunda Hükümeti uyarmaktan vazgeçmediklerini ancak iktidarın "Biz bildiğimiz yoldan devam edeceğiz, radikal unsurları Türkiye'ye getireceğiz, Katar'dan, Suudi Arabistan'dan parayı alacağız, burada silahlı eğitim vereceğiz, 'git kardeşim orada kardeşlerini öldür' diyeceğiz" yaklaşımından vazgeçmediğini ve bu yaklaşımla suç işlemeyi sürdürdüğünü ileri sürdü.

"Çık milletin önüne kim sana söz verdi, onu açıkla"


Brüksel'e yaptığı ziyarette sosyalist, liberal ve demokrat milletvekillerinin Suriye konusundaki sorularını yanıtladığını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

"Dedim ki 'Suriye konusunda siz verdiğiniz sözleri tutmadınız.' 'Nasıl?' dediler. Sayın Başbakan çıktı dedi ki 'Batılılar Suriye konusunda bizi yalnız bıraktı'. Benim bildiğim Batı etik değerlerine bağlıdır. Bir söz verdiyseniz, arkasında durmanız gerekir. Neden verdiğiniz sözünüzün arkasında durmadınız ve bizim başbakanı Suriye politikası konusunda yalnız bıraktınız? Söz alan milletvekilleri 'hayır' dediler. 'Biz hiçbir zaman böyle bir söz vermedik'. Ben ne dedim? Yalan söyleyenden başbakan olmaz.

Hem sosyalistler, hem liberaller, hem demokratlar bana bunu söylediler. Medyanın önünde bunu söylediler, ben de bu çıkışı medyanın önünde yaptım. Neden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı yalnız bıraktınız siz dedim. 'Hayır biz böyle bir söz vermedik' dediler. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan'a bir görev düşüyor; yalan söylemediysen çık milletin önüne kim sana söz verdi onun kimliğini açıkla.
Suriye konusunda bir ülkeden parasal yardım alıp, politikanızı belirlerseniz, dış politikanızı Katar'a satmış olursunuz, dış politikanızı Suudi Arabistan'a ihale etmiş olursunuz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti, koskoca devlet 90 yıllık geleneği, 190 yılık, 150 yıllık parlamenter geleneği olan bir devlet dış politikasını nasıl Katar'a, Suudi Arabistan'a ihale edebilir. Bunun hesabını bu milletin sorması gerekir. Bu milletin vicdanına havale ediyorum ben, ölen her Müslüman'ın kanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ellerindedir."

Erdoğan'ın, ''Suriye muhalefeti milli egemenlik mücadelesi veriyor. Biz elimizden gelen lojistik desteği veriyoruz'' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Terör örgütüne, Türkiye Cumhuriyeti'nin yataklık yapması doğru mu? Lojistik destek ne demek? Türk askerlerinin giydiği elbiseleri sen kime giydiriyorsun? Terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak ne zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin görevi oldu?'' diye sordu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın beş konuda duvara çarptığını savunarak, Erdoğan'ın, ''Gideceğim Obama'yı ikna edeceğim, beraber müdahale edelim, niye silahlı müdahale yapmıyorsunuz diyeceğim'' dediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, Obama'nın, ''Bir dakika neden bahsediyorsun, ne silahlı müdahalesi, böyle birşey gündemimizde yok'' dediğini ifade ederek, birinci taşın düştüğünü, birinci duvara çarpıldığını öne sürdü.

Erdoğan'ın, ABD'ye giderken, ''Koltuğumun altında dosya var. Orada kimyasal silahlar kullanılıyor. Obama'yı ikna edeceğim'' dediğini belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kafasını tekrar çarptı. Dediler, 'Bizim elimizde bulgu yok, nereden çıkarıyorsun. Dosyayı bir çıkar'. Açtı kapağı, içinde beyaz sayfa var, hiçbir şey yok. Üç: 'Suriye'de uçuşa yasak bölge ilan edin, muhalefet orada güçlensin.' Yani dolaylı olarak Suriye bölünsün diyor. Obama, 'Suriye'nin bütünlüğünden yanayız, parçalanmasından değil' dedi. Dört: Giderken 'Cenevre ipe un sermektir' dedi. Obama, 'Bir dakika ne konuşuyorsun. Bizim Dışişleri Bakanımız ve Rusya Dışişleri Bakanı anlaştı, uluslararası konferans düzenleyeceğiz ve bu sorunu çözmek için çaba harcayacağız' dedi. Erdoğan, toplantıdan çıktıktan sonra 'Görüşüm gelişti ve değişti' dedi. Beyzbol sopasını görerek, değişirsin tabii. Ben onu bilmez miyim? Suriye politikası varmış, Sizin Suriye politikanız yok efendim. Egemen güçlerin istekleri üzerine politika oluşturursanız, gelir duvara çarparsınız. Havuç sopa politikası gösteriyorlardı. Bu kez havuç da vermediler. Sadece sopa sopa politikası oldu. Geldikleri nokta bu. Gazze'ye gideceğini söyledi. ABD'ye gitti, 'Gideceksen hem Gazze hem Batı Şeria'ya gideceksin, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü de ziyaret edeceksin' dediler. Ne dedi, 'Görüşüm değişti, emredersiniz, başüstüne' dedi. Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olamazsın.''

''Hangi ülkenin pazarlığını yapıyorsun?"

Kılıçdaroğlu, özel bir toplantı yapıldığını, bu toplantının, Türkiye Cumhuriyeti açısından yüz kızartıcı bir toplantı olduğunu öne sürdü. Kılıçdaroğlu, bu toplantıda, Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve büyükelçinin bulunmadığını ifade ederek, ''Siz kiminle toplantı yapıyorsunuz? Devletin arşivine hangi bilgiler girecek?'' diye sordu.

Bunun, ülkesini kendi malı gibi gören, devlet yönetiminden bihaber olan, kafasında sağlıklı bir Türkiye Cumhuriyeti çerçevesi olmayan bir anlayış olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, ''Devlet yönetimi farklı bir şey. Siz büyükelçiyi, müsteşarı dışarı çıkaracaksınız, almayacaksanız, oturup başbaşa pazarlık yapacaksınız. Ben sana sormayacak mıyım sen hangi ülkenin pazarlığını yapıyorsun?'' dedi.

''...diktatör denir''


Kemal Kılıçdaroğlu, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Hannes Swoboda ile arasında yaşanan randevu tartışmasını da değerlendirdi.

Kılıçdaroğlu, randevuları olan Swoboda ile görüşmeye gittiklerini belirterek, Swoboda'nın danışmanlarının, kendisinin Esad ile ilgili açıklamalarından dolayı Swoboda'nın rahatsızlığını ilettiklerini anlattı. Kılıçdaroğlu, ''Benim düşünceme ve düşünce özgürlüğüme müdahale eden, rahatsızlık duyan biriyle ben asla ve asla görüşmem'' dediğini aktararak, şunları söyledi:

''Biz onlara şunu hatırlattık: Türkiye, 3. sınıf bir demokrasiye layık değildir. Sen kim oluyorsun da benim düşüncemden rahatsız oluyorsun. Hesabını sana değil kendi milletime veririm. Rehyanlı'da 51 kişi hayatını kaybetmiş, o insanlara yazık, günah değil mi? Reyhanlı'da ölenlerin hesabını kimden soracağız? Reyhanlı'daki manavdan, Hatay'daki bakkaldan, Hakkari'deki esnaftan, Samsun'daki balıkçıdan mı soracağız? Bütün demokrasilerde o işin sorumlusu iktidar ve onun başındaki adamdır. Ülkeyi yöneten de hiç kimse kusura bakmasın, diktatörlüğe soyunan bir adamdır. Diktatör demişim alınmışlar. 'Yasama, yargı benim için ayak bağı' diyen adama; dünyanın her tarafında diktatör denir. 'Silivri davalarının savcısıyım' diyen adama dünyanın her yerinde diktatör denilir. Özel yetkili mahkemeleri, kendi mahkemeleri, kendi yargıçlarını, savcılarını atayıp, kendi mahkemesini kuran adama dünyanın her yerinde diktatör denir. Ben de onu söyledim zaten. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü yasaklayan yöneticiye diktatör denir. Masum insanları sabahın köründe gözaltına alıp, tutuklatacaksın, dosyasına gizlilik kararı koyduracaksın, aylarca, yıllarca tutacaksın; bunu yapan adama diktatör denilir. Ben de onu söyledim. Sendika kuramazsın, grev yapamazsın, kapının önüne koyarım; bu düzeni savunan adama diktatör denilir. Ben de onu söyledim. Vatandaş, Başbakan'a derdini anlatıyor, tahammül edemiyor, 'Al ananı da git' diyor, bunu söyleyen adama dünyanın her yanında diktatör denilir. Kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamamak için parlamentodan özel yasa çıkaran adama diktatör denilir. Ordu'ya talimat vereceksin, Uludere'de 34 vatandaşımız öldürülecek. Kendi vatandaşının imhası için Türk Silahlı Kuvvetleri'ne talimat veren kişiye diktatör denir. Mahkemeye verecekmiş beni. O kadar mutlu oldum ki. Bellki Türkiye'nin en hayırlı davası olacak. Bu talimatı veren kim? Genelkurmay'ın açıklaması var; demokrasilerde olduğu gibi biz de hükümetin emrindeyiz. Onlar talimat verir, biz de yerine getiririz. O işin talimatını veren Recep Tayyip Erdoğan'dır. 34 yurttaşımızın katili Erdoğan'dır. Eğer siz Avrupa'nın en büyük barosunu, yasadışı yargılarsanız o yargılama düzenini sağlayan adama diktatör denilir. Gazetecileri şöyle veya böyle işinden attıran, hapse attıran adama demokrasilerde diktatör denilir.''

''Kursağında kalacak''

Ankara Ticaret Odası'nın, bilboardları süsleyerek, Erdoğan'a IMF'nin borcunu ödediği için teşekkür ettiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ''yağdanlığın ve yalakalığın'' bu kadarını hiç görmediğini belirtti.

Odanın görevinin icraya düşen tüccarın derdiyle ilgilenmek olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Arkadaşlarımdan rica ediyorum, ona zeytinyağı göndersinler. Diktanın olduğu yerde bu tür yalakalar hiçkimseyi şaşırtmasın'' dedi.

Kılıçdaroğlu, ATO'nun genel kurullarına katıldığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
''ATO, AKP İl Başkanlığı'nın istediği üzerine oraya toplu davetiye göndermiş, Başbakan geldiğinde onu alkışlasınlar diye. Bu da başka bir yalakalık örneği. Bugün yaptıkları olaydan sonra artık şunu bileceğiz; onlar tüccarın, esnafın, vatandaşın borcuyla, derdiyle ilgilenmiyorlar. Tek görevi var; koltukları için minnet duydukları kişiye yağ çekmek. CHP'li belediyelere sabah akşam operasyon yapıp, onlar görev yapmasınlar diye her türlü baskıyı kuran düzeni oluşturan kişiye diktatör denir. Bütün baskılara rağmen CHP'li belediyeler güzel çalışıyor, halk için çalışıyor. 'Başbakanken sahip olduğum yetkiler, olur ya cumhurbaşkanı seçilirken de aynısına sahip olayım' diye başkanlık hayalleri kuran kişiye diktatör denilir. Ama kursağında kalacak. Çünkü Başkanlık sistemi CHP parlamentoda olduğu sürece asla ve asla geçmeyecek.

ABD gezisinin bütün yönleri kötü müydü, hayır, otelcilik hizmetleri, yağ işi de çok iyiydi. En önemlisi de hanımefendiye verdikleri kitap; Diktatörlüğün Psikolojisi. Ne kadar iyi okuyorlar, ne güzel okuyorlar değil mi? Ruh halini biliyorlar çünkü.''