Kılıçdaroğlu iktidarın eğitim politikalarını değerlendirdi: "Saraydan gelen talimatla iş yapıyorlar"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazetecilerle bir araya gelerek eğitim sorunlarını konuştu, çözüm önerileri anlattı. Kılıçdaroğlu, “Ne yaptığını kimse bilmiyor. Karar alıyorlar, Sağlık Bakanlığı’na veriyorlar. Sağlık Bakanı Saray’a gönderiyor. Saray’dan öneri geliyorsa koşulsuz uyuyorlar” diye konuştu.

22 Eylül 2020 Salı, 23:21
Kılıçdaroğlu iktidarın eğitim politikalarını değerlendirdi:
Abone Ol google-news

Türkiye’nin eğitim sorunlarını bir yılda çözebileceklerini söyleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Öğretmene, dersliğe ihtiyaç var. Bakan Saray’dan gelen talimatları yapmak zorunda. Talimatla işi yapıyorsanız, aklınızı Saray’a kiraya vermişsiniz anlamı çıkar” dedi. Kılıçdaroğlu, Milli Eğitim Bakanlığı’na eğitime katkı için dilekçeyle başvuru yaptıklarını duyurdu.

Pandemi öncesinde dahi eğitimde büyük sorunlar olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "İktidar, eğitimin önemini kavrayamadı: Biz pandemi öncesinde de Türkiye’nin beş temel sorununa değinmiştik, bunlardan biri eğitimdi. Pandemi olmasa bile eğitim çok ciddi bir sorun olarak önde duruyordu. Eğitime gerekli önem verilmiyordu. Şu gün bile eğitimin önemini iktidarın yeterince kavradığı kanısında değilim. Eğitimin Türkiye’ye sınıf atlatacağını farkında bile değil. Her bakana göre eğitim politikası değişti. Her bakan, kendine göre eğitim politikası oluşturdu. Bu politikalar oluşturulurken paydaşların görüşleri sorulmadı. Dolayısıyla karmaşık bir yapı ile karşı karşıya kaldık. Üzerine de pandemi geldi" dedi.

"EĞİTİM ŞURASI EN SON 7 YIL ÖNCE TOPLANDI"

Paydaşlara danışılmadan karar alındığını belirten Kılıçdaroğlu, "Eğitimde sorunlar derinleşiyor: EBA sistemi çöktü. 7 milyon 983 bin öğrencinin EBA’ya ulaşamadığı ve sistemin çöktüğü ifade edildi. Alt yapıyı sağlıklı oluşturmadan, bunun deneylerini yapmadan hiçbir sorunu çözemezsiniz tam aksine var olan sorunları derinleştirirsiniz. Eğitimde var olan sorunlar giderek derinleşiyor. Elbette çözülebilir. Akılla, mantıkla çözülebilir. Eğitim Şurası en son 7 yıl önce toplandı. Çünkü paydaşlara danışma gereği duymuyorlar. Onlara göre her şeyi onlar biliyor. Bütün bilgiler tek kişide saklı, o bilgisini dışarı yansıttığında bürokrasi onun talebini yerine getiriyor.  57 bin dersliğe ihtiyaç olduğu ifade ediliyor eğer ihtiyaç varsa ‘bize yer gösterin büyükşehir belediyelerimizin olduğu yerde biz yapacağız, Milli Eğitim Bakanlığı’nın cebinden beş kuruş çıkmayacak. Velilerden para da istemeyeceğiz. Bize yer gösterdikleri takdirde yapacağız, Milli Eğitim Bakanlığı’na vereceğiz. Çocuklarımız için el uzatıyoruz. Henüz yanıt gelmedi, gelirse kamuoyuyla paylaşacağız. Biz eğitim sorununu milli sorun olarak görüyoruz. Yerel değerlerle evrensel değerlerin buluştuğu bir yer" diye konuştu.

"LİYAKAT YOKSA O BAKANLIKTAN HAYIR GELMEZ"

Kılıçdaroğlu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yüz yüze eğitimin öneminin farkında olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

"Liyakat yoksa o bakanlıktan hayır gelmez: Beceri kazandıran eğitimlerin yüz yüze olması gerekli. Elinde tornavida olmadan usta olmak mümkün değil. Bugün tıp fakültesi son sınıf ögrencileri, pandemi dolayısıyla bütün hastanelerde görev yapıyorlar. O yüzden yüz yüze eğitim son derece önemli. Milli Eğitim Bakanlığı’nın farkında olduğunu sanmıyorum. Eğer liyakat sistemini çökertmişseniz, sadakate dayalı bir bürokrasi oluşturmuşsanız ve yukarıdan gelen talimatları aynen uygulamaya koyuyor ve uygulamanın aksaklıkları yukarıya bildirme cesaretlerine sahip değilseniz o bakanlıktan hayır gelmez. Bunun adı ister milli eğitim ister milli savunma olsun."

Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmelerinden satır başları şöyle:

Bütçede para yok, katkı vermek için başvurduk: Eğitim konusunda yetişkinler için açılmış okullar var. Buralarda mesleki eğitim veriliyor. Pandemi sürecinde bunları açabileceğimizi söyledik. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı’na dilekçe ile başvurduk. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilgileri, bize verilirse belediyelerle beraber bu sorunları giderebiliriz. 

Bir kuşak yok edildi: 4 4 4 ile okullaşma oranlarının düştüğünü de biliyoruz. 4 4 4 sistemi Milli Eğitim Bakanlığı’nın içine konulan bir bombaydı. Bir kuşak yok edildi ve bir kuşak denek olarak kullanıldı. Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk ve iptal etmedi.

Fatih Projesi bütçeyi talan etti: Fatih Projesi zaten bir rant projesiydi. Bir eğitim öğretim projesi değildir. Belirli kişilere olağanüstü kaynak aktarımına yol açan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesini talan eden bir projeydi.

Bilim Kurulu’nda parçalı bir yapı var: Gelişmiş ülkelerde yüz yüze eğitim yapılıyor. Yüz yüze eğitim yapılabilir mi, neden yapılmıyor? Çocuk dışarıda olmasa bile babası zaten çalışıyor. Belediyeye, fabrikaya gidip geliyor. Bu çocuğun doğrudan doğruya okula başlatmanın potansiyel tehlikesi ne bilmiyorum. Bu konuda Bilim Kurulu keşke masaya yatırıp kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapabilse. Maalesef orada da parçalı bir yapı var. Her kafadan ses çıkıyor, bir sözcüsü yok. Kamuoyuna açıklamaların Bilim Kurulu tarafından yapılması lazım. Bilim Kurulu önerileri doğrultusunda siyasal iktidarın politika belirlemesi lazım ama hiçbiri geçerli değil.

Kayıt dışı öğrenci çok sayıda var ama öteden beri temel bir sorun olarak gündemimizde duruyor. Mevsimlik işçilerin çocukları var, bu çocukların üzerinde durmak gerekiyor, bu ailelere özel bir destek verilmesi gerekiyor, özel katkı vermek gerekiyor, çocuğun masraflarını karşılamak gerekiyor. Eğitim politikaları içinde bunlar hiç sayılmıyor. Sığınmacı öğrenciler… Bunlara gerekli önem ve özen gösterilmiyor. Kendi çocuklarımıza da gösterilmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bunların sorunlarını çözme gibi bir niyeti de yok aslında. Olabildiği ölçüde yararlanıyorlar. Bazı dernekler var, çok önemli. AB fonlarından yararlanarak sığınmacı öğrencilerin açıklarını gidermeye çalışıyorlar.

 Eğitimin evrensel ölçütleri vardır. Oradan dönüp Türkiye’ye bakmalıyız. Eğitimde yaşanan olumsuzluklar sürerken biz Finlandiya, eğitim reformu yapan en önemli ülke. Reformu yapan bakan yardımcısını Türkiye’ye davet ettik. Bütün eğitim paydaşlarına da mektup yazdık, Milli Eğitim Bakanlığı da dahil, Finlandiya’nın nasıl bir reform yaptığını görebilirsiniz diye. Milli Eğitim Bakanlığı lütfedip bir bürokratı bile görevlendirilmedi. Eğer bir ülkede 7 yıldır şura toplanmıyorsa bizim makro bakmamız olmuyor.

 Milli Eğitim Bakanlığı ve Saray müdahale etmesin derslik sorunlarını en geç bir yıl içinde çözeriz. Bu kadar büyük özveride bulunuyoruz onlar kulaklarını tıkıyorlar. ‘Türkiye’nin eğitim sorunlarını siz çözün’ deseler, bir yıl içinde var olan sorunları çözebiliriz. Gelecek açısından bizim İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde eğitimde neler yapılması gerektiğini belirledik. Öğretmene, dersliğe ihtiyaç var. Pandemi konusunda ciddi sorunlar yaşamayan ilçelere derslik açılabilir ama bunları yapma şansı yok. Bakanın Saray’dan gelen talimatları yapmak zorunda. Çünkü bakanlar konuşmalarına ‘sayın cumhurbaşkanımızın talimatları ile’ dile söze başlıyorlar. Talimatla işi yapıyorsanız, aklınızı Saray’a kiraya vermişsiniz anlamı çıkar.

Saray’ın önerisine koşulsuz uyuyorlar: Üniversite öğrencilerinin de uzaktan eğitim ne kadar olacak? Tıp ve fen fakülteleri nasıl eğitim alacak? Uygulamalı olan öğrencilerin açılmasında bence sakınca yok ama karar verecek olan ben değilim. Kararı verecek olan Bilim Kurulu. Ne yaptığını kimse bilmiyor. Karar alıyorlar, kararı Sağlık Bakanlığı’na veriyorlar, Sağlık Bakanı Saray’a gönderiyor. Saray’dan öneri geliyorsa koşulsuz uyuyorlar.