Kiralar ödenemiyor, ev sahipleri kapıda bekliyor, çocuklar okuldan kopuyor

Derin yoksulluk yaşayan insanları öncesinde yarı aç yarı tok tutarak kendi siyasetine bağımlı hale getirenler, şimdi onları açlığa ve yalnızlığa mahkûm etti. Ruhsal olarak özellikle bebekli, çocuklu ailelerin çocuklarının önüne bir şey koyamama hali inanılmaz bir biçimde insanları depresyona, yalnızlığa, umutsuzluğa ve güvensizliğe itti.

01 Mart 2021 Pazartesi, 02:00
Kiralar ödenemiyor, ev sahipleri kapıda bekliyor, çocuklar okuldan kopuyor
Abone Ol google-news

NEDEN HACER FOGGO?

Türk-İş’in araştırmasına göre, yoksulluk sınırı 8 bin 856 lira. Pandemi, yoksulluğu daha da belirgin hale getirdi. Türkiye, haftaya açıklanacak ekonomik reform paketini bekliyor ama kepenkler kapanmış, esnaf kan ağlıyor, zeytinyağı bazı mahallelerde bardakla satılmaya başlanmış, bebek bezi taneyle… KOAH hastası karıkoca çalışmıyor, nefes açıcılarını da çalıştıramıyor; ödenmemiş elektrikleri kesik çünkü… 20 yıldır bu konuda çalışan Derin Yoksulluk Ağı’ndan Hacer Foggo ile buluştuk, İstanbul’un en yoksul mahallelerinden Çekmeköy Nişantepe ve Taşdelen’e gittik. Evleri ziyaret ettik, sokakları dolaştık, çöpten beslenen aileleri görünce bize de Foggo’ya sormak kaldı.

AÇLIKTA SINIR YOK

- Pandemi en çok, garson, seyyar satıcı, terzi, tekstil işçisi, inşaat işçisi, kaynakçı, ev emekçisi, atık kâğıt işçisi, elektrikçi, müzisyen, çiçekçi, berber vb. gibi günlük kazanç getiren, sosyal güvencesi olmayan insanları etkiledi.

- Mahallelerde bir paket bez, tek tek satılmaya, normal bir mama yerine pirinç unu alan, onu da bulamadığı zaman un çorbası yapan, hazır çorba yediren anneler var.

- Yoksul aileler çöpten toplamak zorunda kaldıklarından bahsederken topladıklarını tüketmenin pandemi yönünden korku yarattığını da anlatıyor. Tüm bu kişilerin aylık gelir ortalaması ile 700-800 TL arasında

- Birçok aile kira ödeyemiyor, ev sahibi kapıda bekliyor. Birçok aile temel gıdalara ulaşamayacak derecede. Binlerce çocuk okuldan koptu. Derin yoksulluk yaşayan her birey, her çocuk, kadın, yaşlının ruh halleri iyi değil maalesef.

- Çalışan çocuklar doğal olarak okula ya da online eğitime de devam edemiyor. Online eğitime devam edebilmenin temel şartı olan bilgisayar, tablet gibi cihazların ve ayrıca internet hizmetinin sağlanamaması da işin başka bir yönü.

- Pandemi döneminde destek olmadan yalnızca 10 kadının 2’si hijyenik pet ihtiyacını karşılayabilir durumda. Normal dönemde ise bu imkân 10 kadından 4’ü için geçerli olmuş. temel koruyucu ekipmanları olan maske ve kolonyaya ise her 100 kişiden 65’i erişemiyor.

Evli dört çocuk babası kağıt toplayıcısı... Onun mutfağındaki yiyecek de bu konteynırdan çıkıyor. 

KARINLARINI ÇÖPTEN DOYURUYORLAR

Taşdelen’de büyük bir cadde… Saat 13.30’da bir süpermarketin önünde duruyoruz. Market çalışanı sebze, meyve reyonunda bozulmuş, buruşmuş patatesi, muzu, portakalı, soğanı, yeşilliği, kiviyi çöpe atıyor. Hemen ardından birkaç kişi geliyor, çöpe kafasını sokuyor ve torbasını dolduruyor. Gülcan, gencecik bir kadın, iki çocuğuyla geliyor buraya. Kocasından uzun yıllar şiddet görmüş, ayrılmışlar ama boşanmamışlar. Tabii ki rahatı yok, daha iki gün önce kocası oturduğu barakanın camını indirivermiş. Ona en büyük acıyı evlatlarının karnını doyuramamak veriyor. Küçük oğlunu kucağına alıyor, konteynırın içine bırakıyor, eline de bir torba iliştiriyor. Çocuk alışmış; patatesi, muzu, soğanı dolduruyor. Dolduruyor derken, dikkatimi çekti, her gelen az az alıp gidiyor, sanki başka bir aç insanın hakkını yemek istemiyor… Sonra tanışıyoruz, bizi evine davet ediyor. “Bak” diyor, “bu mahallede çocuk büyütüyorum ben, uyuşturucu içeni, suçlusu… Korkuyorum… Evlatlarım doysun istiyorum, okusun istiyorum. Televizyonda gördü, bir aydır çilek istiyor evladım.” Bir çocuğunu mendil satarak büyütmüş, sonra ikinci çocuk olmuş, şimdi evde ikisine bakıyor. Belediyeden ayda 400 lira yardım alıyor, ödediği kira 700 lira… Oradan buradan tamamlıyor, yiyeceğini de elinden tuttuğu iki çocuğuyla market önündeki konteynırlara dalıp çöpten çıkarıyor. Bozuk olan taraflarını kesip atıyor, geriye artık ne kalırsa onu yiyorlar…

Bir yandan “Sıkıntımızı duyurun” diyor Gülcan, çöp konteynırına indirdiği büyük oğlunu “Sağdaki patatesi al, şurada duran portakalı al” diye yönlendiriyor. Her gelen az az alıp gidiyor, sanki başka bir aç insanın hakkını yemek istemiyor… 

- Yoksulluk ne, derin yoksulluk ne, birbirinden farklılar mı?

Farklı; yoksulluk insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamama durumu, derin yoksulluk ise sadece gelirle açıklanabilecek bir durum değil, aynı zamanda sadece yoksul olduğu için derin bir sosyal dışlanma yaşayan, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, açlık sınırının altında yani günlük gelirinin 5.5 doların (30-40 TL) altında olması, temel beslenme, bakım, barınma, sağlık, psikososyal destek giderlerini karşılayamama aynı zamanda sosyal, siyasi hayatın içinde yer alamama durumu. Yani yıllarca sosyal ve siyasi konularda itaat-biat ilişkisi kurulmuş, sürekli bağımlı hale getirilen; tam bu nedenle iyileştirme değil, her anlamda yarı aç yarı tok bırakılan güvencesiz, hiçbir gelecek umudu taşımayan bireyler ve aileler. Bu yüzden derin yoksulluk insan hakları ihlalidir diyorum. Dünya Bankası Covid-19 salgınıyla birlikte Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yüksek orta gelir kategorisindeki ülkelerde, geliri günlük 5.50 doların altında bulunanların sayısının 177 milyon artacağını söyledi. İşte bu insanlar, yani 5.50 doların altında yaşayanlar, yani günlük 30-40 TL kazanlar. O da çalışabildikleri sürece… Derin yoksulluk aynı zamanda her gün, o günün nasıl geçeceğini, ne yiyeceğini, bazen nerede uyuyacağını, kirayı nasıl ödeyeceğini, içeceği temiz suyu, ısınacağı odunu nereden bulacağını, bebeğin altını değiştirecek bezin yenisini, çocuğa içirecek sütü, eczaneden alınması gereken ilacın ödemesini duşünmesi ve bu düşüncelerin durmaksızın çocuğundan yaşlısına her aile ferdinin zihninde dolaşmasıdır kısaca.

Yüzde 66,9 günlük işte çalışıyordu, pandemide çalışmadı

- Derin yoksulluk ağında nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

Hak temelli bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yüzden de “ihtiyaç sahibi” değil, “hak sahibi” insanlar olduğunu savunuyoruz. Dolayısıyla en temelde derin yoksulluk yaşayan insanlar hakkında “devlet ya da hayır kurumlarının yardım yapması gereken pasif özneler” algısından kurtulunması gerekiyor. Güçlendirilmesi ve aktif hayata katılması için her anlamda birine, kuruma, siyasi partiye muhtaçlık ve bağımlılıktan çıkarılıp sosyal haklarla özgürleştirilmeleri gerekiyor.

- İktidar, yoksulluğun sorun olmaktan çıktığı görüşünde ama sokak öyle demiyor…

2018 itibarıyla başlayan ekonomik kriz pandemi sonrası iyice derinleşti. Bu dönemin en önemli fotoğrafı alarmlı mamalardır. Şu anda maalesef mahallelerdeki veresiye defterleri doldu. Geçenlerde mahalle bakkalını kapatan bir kişiyle görüştüm, o da gıdaya muhtaç hale düşmüştü çünkü. Bir paket bez, tek tek satılmaya, normal bir mama yerine pirinç unu alınmaya başlanmış, onu da bulamadığı zaman un çorbası yapan, hazır çorba yediren anneler var o mahallelerde. Bakın uzun zamandır yoksul mahallelerde çalışıyorum, çocukların okul devamsızlığı okul terkine ilişkin kafa yoruyordum; okuldaki öğretmenlerle, ailelerle görüşüyor, mahallelerde çocukların ödevlerini yapacağı merkezler için uğraşıyordum. Şimdi aynı çocukların gıdaya, mamaya, beze ulaşması için uğraşıyorum, yeni yoksullar geliyor çünkü. O zaman bir sorun var demek ki devletin, yerel yönetimlerim yoksullukla ilgili çalışmalarında yoksulluk azalmıyor ve çoğalıyorsa oturup düşünecekler o zaman. İki milyon daha yeni sosyal kartın yanı sıra yapılacak başka şeyler daha var. O hane içindeki tek tek her bir bireyin yoksulluğunu ölçecekler. O evdeki engellinin, felçli, kanser, çocuk, bebek, yalnız annenin, yaşlının, yetersiz beslenme nedeni ile evdeki bodur çocuğun, erken ölümlerin nedenlerini masaya koyup yoksulluğu azaltacak stratejik bir politika yapacaklar. İnsanları yarı aç yarı tok bırakıp bir tarafın kendine sadece bağımlı yaptığı, diğer tarafında sadece izleyip konuştuğu bir durumdan çıkarılmalı derin yoksulluk yaşayan insanlar. Yani kısaca diyeceğim derin yoksulluk yaşayan insanları özgürleştirecek politikalar üretilmeli.

- Sık sık rapor hazırlıyorsunuz, şu sıralar bir yenisini de tamamlamak üzeresiniz. Pandemiden en çok hangi kesim etkilendi?

En çok, garson, seyyar satıcı, terzi, tekstil işçisi, inşaat işçisi, kaynakçı, ev emekçisi, atık kâğıt işçisi, elektrikçi, müzisyen, çiçekçi, berber vb. gibi günlük kazanç getiren, sosyal güvencesi olmayan insanları etkiledi.

- Bütün gün birlikteydik, telefonunuz hiç durmadı. Ortalama kaç aileyle görüşüyorsunuz?

Abartmıyorum, günde en az 40-50 aile arıyor ve ancak günlük hayatın içinde en az 10-15 aile ile görüşebiliyor ve derdine derman olmak için uğraşıyorum. Tabii sadece ben deği, Derin Yoksulluk Ağı’ndaki arkadaşlarım da böyle çalışıyor.

- Araştırmayı yaparken nereleri merkez alıyorsunuz? Ne kadarı düzenli bir gelirden yoksun? Nasıl iş yapıyor, eve nasıl ekmek götürüyor bu insanlar?

Saha görüşmelerinde pandemi ile birlikte eve kapanan ve günlük kazançlarını tamamen kaybeden güvencesiz aileleri 18 Mart itibarı ile gıda göndererek destekledik. Bu ailelerin büyük çoğunluğu benim 20 yıldır bu mahallelerde saha çalışmalarımdan tanıdığım aileler. Sonrasında onların tanıdıkları, komşuları, komşularının komşuları da aramaya başladı. İşte biz bu pandemide eve kapandıklarında desteklediğimiz bu aileleri kısıtlama bittiğinde ziyaret ettik ve araştırmayı yapma gereği duyduk. Temmuz-Eylül 2020 arasında İstanbul Ataşehir, Beyoğlu, Çekmeköy, Fatih, Şişli ve Ümraniye odakta olmak üzere Avcılar, Esenyurt, Üsküdar, Sancaktepe, Sultangazi ve Sultanbeyli ilçelerinin en yoksul mahallelerinde yaşayan 103 aile ile yüz yüze görüşme yaptık. Derinlemesine görüşmelerde bölgedeki ailelerin demografik bilgileri, pandemi öncesi ve sırasında eğitim, sağlık, sosyal yaşam, çalışma hayatı, güvenlik, beslenme ve bakım gibi temel haklara ne derece erişebildikleri; bu alanlarda yaşadıkları güçlükler ve onların gözünden çözüm önerileri araştırıldı. Araştırmaya katılan hanelerde 0-10 yaş arasındaki çocukların oranı yüzde 72’ye ulaşıyor. 103 hanenin 97’sinde ise 18 yaş altında en az bir çocuk bulunuyor.

- Ya beslenme, sağlık, eğitim ihtiyaçları?

Çocuk nüfusunun yoğunluğu çocukların beslenme, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının yanı sıra eğitim ihtiyacında da ciddi sorunlar yaşandığına işaret ediyor. Günlük ve güvensiz işlerde çalışan nüfusun yüzde 42’sini kâğıt, hurda, naylon toplayıcılar oluştururken, bunları yüzde 15’le tekstil işçileri, yüzde 8’le temizlik işçileri, yüzde 7 ile seyyar satıcılar ve çiçekçiler ve yüzde 3’le de müzisyenler takip ediyor. Araştırmaya katılan kişilerden yüzde 67’si günlük işlerde çalışıp pandemi döneminde çalışamadığını belirtirken yüzde 16’sı işten çıkarıldığını, yüzde 10’u ücretsiz izne çıkarıldığını ve yalnızca yüzde 6’sı iş durumunda bir değişiklik olmadığını belirtiyor. Sokağa çıkma kısıtlamaları, pandemi döneminde müşterilerin seyyar satıcılardan alışveriş yapmaktan korkması, günlük temizlik işçilerine iş çıkmaması gibi faktörler bu kesimdeki işsizlik ve gelir kaybının en önde gelen nedenleri. Tüm bunlara rağmen bu süreçte kaçak ya da virüs korkusuyla çalışanlar ise “evde aç kalmak ya da dışarıya çıkıp risk almak” ikilemi arasında kaldıklarını dile getiriyorlar.

Yüzde 83,3 Pandemide ev temizlik malzemelerine erişemedi

- Çocuklar da mı çalışıyor?

Tabii, yetişkinlerle birlikte çalışmak zorunda olan çocukları da katınca çocuk işçilik oranı yüzde 13’lere kadar çıkıyor. Bunun temel nedeni ise ailede çalışan yetişkinlerin hastalık veya farklı bir sebeple çalışamayacak durumda olması ya da ailede çalışan yetişkinlerin gelirinin ihtiyaçları karşılamaya yetmemesi. Ama beni en fazla şoke eden sonuçlardan biri, ev geçindirmek zorunda olan çocuklar oldu. Hanelerin yüzde 6’sında yalnızca çocuklar ev geçindiriyor. Çalışan çocuklar doğal olarak okula ya da online eğitime de devam edemiyor. Online eğitime devam edebilmenin temel şartı olan bilgisayar, tablet gibi cihazların ve ayrıca internet hizmetinin sağlanamaması da işin başka bir yönü. Yine tabii ki görüşme yapılan kişilerin hiçbirinin “uzaktan çalışma” şansı yok; seçenekler “evde aç kalmak ya da dışarıya çıkıp risk almak”. Görüşülen kişilerden yüzde 64’ü kirada otururken, yüzde 26’sı ev sahibi ya da oturduğu eve kira ödemiyor. Yüzde 10’luk bir kesim ise barınmak için baraka, konteynır ya da çadırlarda kalıyor. Kira ödeyenlerin yüzde 38’i ise gelir elde edemedikleri için evlerinden çıkarılma riski ile karşı karşıya. Şu anda ise birçok aile ev değiştiriyor, ya akrabalarına ya da ev bile diyemeyeceğiniz yerlere taşınıyor. Normal şartlarda temiz suya erişim bu oranlardayken pandemi ile birlikte bu oran giderek artmış.

Yüzde 82,1 Çocukların kendisine ait bir odası yok

- Tutulmuş herhangi bir çetele, bir istatistik bulunuyor mu?

Şu an her 100 kişinin 46’sı temiz içme suyuna erişemediğini söylüyor. Şebeke suyuna kesintisiz erişim sağlayamayanların oranı yüzde 34 iken, elektriğe kesintisiz ulaşamayanların oranı ise yüzde 33. Her 10 hanenin 1’inde gıdaların muhafaza edilmesini sağlayan buzdolabı; her 5 hanenin birinde ise çamaşır makinesi yok. 103 hanenin yalnızca yüzde 4’ü sorun yaşamadan bebek bezi ve maması alabildiklerini belirtirken yüzde 74’ü bebeklerine bez ve mama alamıyor; yüzde 65’i maske ve kolonyaya erişemiyor. Hijyen konusunda kadınların durumu da vahim bir tablo çiziyor. Pandemi döneminde destek olmadan yalnızca 10 kadının 2’si hijyenik pet ihtiyacını karşılayabilir durumda. Normal dönemde ise bu imkân 10 kadından 4’ü için geçerli olmuş. Salgın döneminin temel koruyucu ekipmanları olan maske ve kolonyaya ise her 100 kişiden 65’i erişemiyor.

2 BİN 500’DEN FAZLA AİLEYE GIDA GİTTİ

Biz Derin Yoksulluk Ağı olarak bu süreçte 2 bin 500’ten fazla aileye gıda gönderdik, 112 öğrenciye tablet ulaştırdık, sayamayacağım kadar çok ailenin kesilen elektriğini açtırdık, 12 öğrenciye burs bağladık.

- Bütün bu ağır tablonun bir tutanağı var mı? Ne yiyor, ne içiyorlar?

Açlık riski her geçen gün artıyor. 100 kişinin 14’ü gıdaya hiç erişemiyor; yüzde 49’u belirli besin gruplarına ulaşamıyor; yüzde 53’ü daha fazla öğün atlıyor. Çöpten gıda toplayanların oranı artışta, özellikle günlük işlerde çalışan, pandemi öncesinde de derin yoksulluk koşulları altında yaşayan ve gıdaya erişmekte zorlanan hanelerin ellerindeki işleri de kaybetmeleri sonucu gıdaya ulaşamamaya başladıkları görülüyor. Pandemiyle birlikte gıdaya ulaşmakta daha çok zorlanan aileler gıdaya ulaşabilmek için çöpten toplamak zorunda kaldıklarından bahsederken bir yandan çöpten topladıklarını tüketmenin pandemi yönünden korku yarattığını da anlatıyorlar. Tüm bu kişilerin aylık gelir ortalaması ile 700-800 TL arasında. İş kazaları ve meslek hastalıkları gibi alanlarda bir güvencesi olmayan bu çalışanların yüzde 98’inin herhangi bir meslek örgütüne üyeliği de bulunmuyor. Şu andaki durumu soracak olursanız birçok ailenin elektriği, suyu, doğalgazı kesik. Çok sayıda aile kirasını ödeyemediği için ev sahipleri kapıda bekliyor, birçok aile ev değiştirdi, yine çok sayıda aile temel gıdalara ulaşamayacak derecede, birçok çocuk kısıtlama da kendilerine verilen sürede bile çalışıyor ve binlerce çocuk okuldan koptu. Bu durum yeni yoksulluk demek ve son olarak şunu söyleyebilirim: Derin yoksulluk yaşayan her birey, her çocuk, kadın, yaşlının ruh halleri iyi değil maalesef.

- Askıda ekmek, askıda fatura gibi birçok uygulama hayata geçirildi. Faydası oldu mu?

Her ikisi de çok önemli kampanyalar. Bu kampanyalarda faturası ödenen birçok aile var. Fakat birçok ailenin de akıllı telefon ve internete erişimi yok. Bu nedenle zaman zaman bizler de yardımcı oluyoruz erişimlerine. Ama askıda ekmek olayını hemen herkes biliyor ve en yakındaki fırına gidip alıyorlar.

- Geçmiş dönemlerde de yaptığınız saha araştırmaları vardı. Hiç böyle bir yoksulluğa tanık oldunuz mu?

Gözlemlediğim iki şey söyleyeyim: Bir, derin yoksulluk yaşayan insanları öncesinde yarı aç yarı tok tutarak kendi siyasetine bağımlı hale getirenler, şimdi onları açlığa ve yalnızlığa mahkûm etti. İkinci fark ise ruhsal olarak özellikle bebekli, çocuklu ailelerin çocuklarının önüne bir şey koyamama hali inanılmaz bir biçimde insanları depresyona, yalnızlığa, umutsuzluğa ve güvensizliğe itti. Bunun sorumlusuna gelince, hepimiziz; bu durumla yüzleşmeyen herkes; görmezden gelen, oturduğu yerden konuşan, mahallelerde fotoğraf çekerek politika yapıldığını sanan siyasetçiler; hiç kimse ama hiç kimse bu “sistem sorunu” diye işin içinden sıyrılamaz.

- Kış çetin geçiyor, neyle ve nasıl ısınıyorlar?

Bir sobacı ile anlaştık ve destekçiler aracılığı 27 aileye soba alınmasını sağladık. Gönderilen gıdaların içinde bebek bezi, mama, kadın pedi, et ürünleri ve sebze olmasını sağladık. Yani “makarna” ile ötekileştirilen insanlara sadece kuru gıda göndermedik, çocukların oyuncaklarını ihmal etmedik. Bütün bunların da bir “hayırseverlik” , “yardım” değil temel bir hak ve dayanışma olduğunu, hem giden aileye hem de gönderen destekçiye vurguladık. Sanırım bu konuda, bu anlayışın her iki taraf içinde anlaşılmasında başarılı olduk. Isınma sorunu ile ilgili ise şunu söyleyeyim: Dün 14 yaşında, marttan beri de iyice arkadaş olduğumuz Yavuz aradı ve dedi ki: “Hacer Abla etrafta odun bulacağımız bir yer kalmadı, senin bildiğin bir yer var mı ?” Evde bir küçük kardeşi var ve ısınamıyor. Sorabileceği de tek ben kalmışım. Her iki durum da vahim öyle değil mi?

TEMEL GELİR BİR AN EVVEL HAYATA GEÇİRİLMELİ

- Yoksul mahallelerde pandeminin görülme oranı yüksek mi? Salgınla mücadele edebiliyorlar mı?

Pandemi çok yüksek tabii. Korona olanlar evde kalıyor, beslenemiyor, gıdaya ulaşamıyor; o süre bitince yeniden çalışmaya başlıyor, sokaktaki işlere gidiyor. Evde çocuk var, bebek var: iki odalı, bir odalı evler, sonra ailenin diğer bireyleri hasta oluyor. Bağışıklıklarını çöpten buldukları gıda ile güçlendiren insanlar var, nasıl olacak bu?

- Yoksulluk siyasete bakışlarını değiştirdi mi? Oy verdikleri partiyi bırakanlar oldu mu? İktidara bakışlarında bir farklılık var mı mesela?

Şunu söyleyebilirim hiç siyaset konuşmuyoruz. çünkü siyasetin varlığını hissetmiyorlar. Bu yüzden de konuşmuyorlar, yalnızlığı hissediyorlar iliklerine kadar.

- Son olarak: Ne yapılmalı? Sizin tavsiyeniz nedir? Mesela temel gelir modeli bir çare midir?

Derin yoksulluğun azaltılması, gelecek nesillere miras olarak yoksulluğun devredilmemesi için öncelikle bu yoksulluğa yönelik farkındalığın artırılması ve varlığının kabul edilmesi gerekiyor. Sonrasında hızlıca bu derece derinleşen yoksullukla ilgili bütün devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin, siyasi partilerin başlarını öne eğip “biz nerede yanlış yaptık” dedikten sonra yoksulluğu bireysel olarak kendisine, siyasi olarak da partisine ya da bir kuruma bağımlı olmaktan çıkarıp özgürleştiren politikaları hayata geçirmeleri gerekiyor. Bu yollardan biri de her ülkede farklı isimlerle anılan “vatandaşlık geliri, “dayanışma geliri” olan temel gelirin bir an önce hayata geçirilmesi için iktidarı muhalefeti ile bir masanın etrafında çalışmaların bir an önce başlaması gerekiyor yoksa her şey için çok geç olacak, yoksulluk iyice derinleşecek.