'Kırıcı olmaya gerek yok'

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, bir çok kişinin referandum ortamında maksadını aşan cümleler sarf ettiğini gördüğünü belirterek, ''Kırıcı olmaya gerek yok. Yani insanlar görüşlerini açıklamadılar diye eleştirilebilirler, destek vermediler diye eleştirebilirler, evet diyorlar diye eleştirilebilir, hayır diyorlar diye eleştirilebilirler, ama bunların dozajında olması lazım'' dedi.

07 Eylül 2010 Salı, 10:16
Abone Ol google-news

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, CNN Türk kanalında katıldığı bir programda, referandum sürecindeki açıklamaların iş yaşamındaki barışı etkileyip etkilemediğinin sorulması üzerine, bunun iş yaşamında barışın zedelendiğini düşünmediğini söyledi.

Referandum ortamında maksadını aşan cümleleri birçok kişinin sarf ettiğini gördüğünü belirten Ergün, şunları kaydetti: ''Yani kırıcı olmaya gerek yok. İnsanlar görüşlerini açıklamadılar diye eleştirilebilirler, işte destek vermediler diye eleştirebilirler, evet diyorlar diye eleştirilebilir, hayır diyorlar diye eleştirilebilirler, ama bunların dozajında olması lazım. Yani haksızlığa, birbirimize saygısızlığa yol açacak bir eleştiri yöntemini benim de tasvip etmem mümkün değil. Bunun iş barışını bozacağını da zannetmiyorum. Referandum ortamında söylenmiş maksadını aşan sözler olarak kabul edilmeli ve herkes yaptığı yanlışın farkına vararak referandum geçecek sonunda, 3-4 gün sonra böyle bir şey olmayacak gündemimizde ve yüz yüze bakabileceğimiz bir noktada olmalıyız.''

Sonucun hayır çıkması ihtimaline ilişkin bir soru üzerine Bakan Ergün, öyle bir şeyin, tablonun görünmediğini, bu gibi önemli konularda son sözü milletin söylediğini, son sözü milletin söylediği bir sistemin de kendileri için doğru bir sistem olduğunu vurguladı.
''Milletin söylediğinin başımızın üstünde yeri vardır. İster evet desin, ister hayır desin'' diyen Sanayi Bakanı, kendilerinin bu konunun milletin önüne gelmesini, milletin bu gibi konularda karar vermesini istediklerini ifade etti.

Ergün, ''İster evet desin, ister hayır desin. Biz evet demesini ve Türkiye'nin üzerindeki yükleri kenara bırakmasını istiyoruz. Ama doğrusu şudur: Önemli konular halka sorulsun ve halkın kararına saygı duyulsun. Türkiye'de son söz kimindir bu belli olsun. Son söz milletindir, milletin sözünün başımızın üstünde yeri vardır'' diye konuştu.

 

'Önemli olan trendin yukarı çıkışlı olması'

Sanayi üretiminde 2009'un Mart-Nisan aylarından bu yana bir toparlanma bulunduğunu ve bu toparlanmanın üretimde aslında çok önemli bir noktaya gelindiğini gösterdiğini söyledi. Ergün, ancak takvime bakıldığında Ocak-Şubat aylarıyla Temmuz-Ağustos aylarında her zaman sanayi üretiminde bir düşüş görüldüğünü anlattı. Ancak bu sefer durumun böyle olmadığını, sanayi üretiminde geçen yılın Temmuz ayına göre yüzde 8,6'lık bir artış olduğunu, mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında bir önceki ayla mukayese edildiğinde yüzde 0,3 ile yüzde 0,5'e yakın bir artışın söz konusu olduğunu belirtti.
Ergün, sanayi üretiminde geçen ay yüzde 2'lik bir düşüş bulunduğunun hatırlatılması üzerine sanayi üretiminde yeniden bir toparlanma olduğunun söylenebileceğini kaydetti.

Kendisinin her zaman ''önemli olan trendin yukarı çıkışlı olması olduğunu'' söyleyen Ergün, şunları kaydetti: ''Zaman zaman mevsimsel veya takvim etkileriyle kırılmalar olabilir ama önemli olan trendin yukarıya doğru olmasıdır. Trend geçen sene Mart-Nisan aylarından itibaren yukarıya dönmüştür. Ve Türkiye'nin sanayi üretimindeki yukarıya trendi devam ediyor. Bunu öncü göstergeler de zaten her zaman teyit etmektedir. Şimdi biz neye bakıyoruz? Kapasite kullanım oranlarına bakıyoruz, üretimde kullanılan elektriğe bakıyoruz, ihracat rakamlarındaki artışlara bakıyoruz. Bütün bunlar bize öncü işaretler olarak sanayi üretiminde nereye gittiğimizi gösterebilmektedir. Bu rakamlara da baktığımız zaman, Temmuz ayı için biz zaten 8'le 10 arasında geçen yıla göre sanayi üretiminde artış bekliyorduk. Beklentiler istikametinde çıktı gerçekten... Yüzde 8-10 arasında bir büyüme yine ikinci çeyrekte de olacak. İkisini topladığımız zaman Türkiye Temmuz ayının ilk yarısında yüzde 10 civarında çift haneli bir büyümeyi yakalamış olacağını görüyoruz. Yüzde 10'lar civarında bir büyüme ilk yarıda olduğunda, tabi ki üçüncü ve dördüncü çeyrekte baz etkisi de azalacağından, çift haneli çeyrek büyümeler olmayacak. Daha küçük, 5'lik büyümeler belki gelecek o çeyreklerde. Ama yılı topladığımız zaman da yüzde 6 veya 6'nın biraz üzerinde bir büyümeyi Türkiye ekonomisi gerçekleştirmiş olacak.''

Büyümenin yüzde 6'nın da üzerinde olması gerektiğine ilişkin bir soru üzerine Ergün, orta vadeli programda yüzde 3,5'lik mütevazı bir hedef koyduklarını, orta vadeli program dışında başka kuruluşların hedeflerinin her zaman kendilerinin koyduğundan büyük olduğunu söyledi. Bu hedefler arasında yüzde 4'lük, 4,5'luk, 4,7'lik, 5'lik ve 5,2'lik hedefler bulunduğunu belirten Ergün, ''Sonra herkes hedeflerini revize etti. Yine bugün 6,8'e kadar varan hedefler var, 7'ye kadar varan hedefler var. Ama biz de yüzde 6'nın biraz üzerinde bir rakamı yakalayabileceğimizi şimdiden söyleyebiliriz'' dedi.
 

2010'da yüzde 10-11 seviyesinde işsizlik

Türkiye'de yüzde 13'lerde takılan bir işsizlik rakamı bulunduğunun hatırlatılması üzerine de Ergün, Türkiye'nin yüzde 10'lar civarında bir stok işsizliği bulunduğunu, geçen kriz öncesi dönemde 27 çeyrek üst üste gerçekleşen büyümeye rağmen, yüzde 9-10 civarında bir işsizlik rakamının her zaman bulunduğunu söyledi. Mevcut büyümenin ancak iş gücüne katılım oranı, nüfus artış hızı kadar bir rakamı kendi içinde eritebildiğini belirten Ergün, bu nedenle Türkiye'nin yüzde 7 ve üzerindeki bir büyüme potansiyelini yakalaması gerektiğini kaydetti. Şu anda Türkiye'nin kriz nedeniyle kaybettiği istihdamı geri kazandığını belirten Ergün yüzde 16-17'lere kadar çıkan işsizlik rakamının, yüzde 11'ler seviyesine kadar gerilediğini, bunu yüzde 10'lar, belki yüzde 10'un da altına yüzde 9'lara düşürebilecek bir potansiyele sahip olunduğunu anlattı.

Fakat işsizlik rakamlarının yılın sonuna doğru mevsimsel etkilerle, tarım ve turizmdeki azalışla belki yeniden yüzde 10'lar seviyesine çıkabileceğine işaret eden Ergün, ''Yüzde 10-11 seviyesinde yılı tamamlamış oluruz diye düşünüyorum. 2010 yılının tamamında yüzde 10-11 seviyesinde bir işsizlik rakamı öngörülüyor. Bu da, bizi yeniden stok işsizlik rakamına geri döndürecek bir tablodur. Bu tabi bizim hoşumuza giden bir tablo değil. Ama büyüme potansiyelimiz var. Biz bu potansiyeli harekete geçirdiğimizde stok işsizliğimizi de azaltabilecek bir büyüme rakamına ulaşabiliriz diye düşünüyorum. 2012, 2011 yılı özellikle bizim açımızdan bu büyüme rakamını indireceğimiz bir yıl olmalı, performansımızı ona göre ayarlamalıyız'' diye konuştu.

Sanayi üretimindeki artışın büyümeyi yüzde 25 oranında etkilediğinin hatırlatılarak insanların yaşamlarında büyümeyi ne zaman hissedeceğine ilişkin soru üzerine Ergün, iş bulamayan işsizlerin bunu hissedemediğini, ancak büyümeyi hisseden çok sayıda insan bulunduğunu kaydetti. Yeni istihdam alanı bulanların, satın alma gücünde artış olanların bunu hissettiğini belirten Ergün, ancak gıda fiyatlarının konjonkturel gelişmelere en açık fiyatlar olduğuna dikkati çekti.
 

Et fiyatları

Et fiyatlarının hala pahalı olmasına ilişkin bir diğer soru üzerine de Bakan Ergün şunları kaydetti: ''Tabi, bunlar da konjonkturel etkilenmelere çok açık fiyatlar. O zaman insan diyor ki büyüdük büyüdük diyorduk, benim de gelirimde bir miktar artış oldu ama, buna mukabil et fiyatlarında da arttı. Ama bunların izah edilebilir nedenleri var. Yeter ki yanlış izah etmeyelim. Bu büyümenin topluma yansımadığı anlamına gelmiyor. Biz bunu mobilya satışlarından, beyaz eşya satışlarından, konut satışlarından, otomotiv satışlarından yakından izleme imkanına sahibiz. Ama enflasyon rakamları bazen bazı kalemlerde yükseldiğinde hemen bunu başka şeylere bağlamak mümkün değil. Bir örnek vereyim, Ramazan ayının içerisindeyiz gıda fiyatlarında artış oldu, iki etkisi vardı, iki nedenle oldu. Birisi, Ramazan'daki talebin artması. İkincisi, aşırı sıcakların, 20 gün süren aşırı sıcakların kuraklığın sebze-meyve fiyatlarına etkisi. Ama bir Dernek Başkanı baktık (Çıkan Hal Yasası bunda etkili oldu) dedi. Hal Yasası, daha 2011 yılının Mart ayında yürürlüğe girecek olan bir yasa.'' Ramazandan sonra zamların gelip gelmeyeceği sorusuna da Bakan Ergün, ''Henüz yürürlüğe girmemiş bir yasanın nasıl etkisi olabilir? Yani onun için değerlendirmeleri yaparken sağlıklı bir şekilde yapmak gerekiyor'' dedi.
 

Zam yok

''Ramazandan sonra zamların geleceğine ilişkin sinyaller alıyor musunuz'' sorusuna da Ergün, ''Hayır almıyoruz'' dedi. Bir takım ürünlere zam yapılması için çok haklı bir neden görünmediğini belirten Ergün, vergi ve prim affının sürekli yapılmasının sistemi bozacağına ilişkin görüşler bulunduğunun hatırlatılması üzerine de ''Doğru, eğer bu bir alışkanlık haline getirilirse istikrarlı bir vergi düzeni olmaz'' dedi.
 

Borçların ödenebilir bir takvime bağlanması

Daha önce bu afların yapıldığının hatırlatılması üzerinde de Bakan Ergün, şunları kaydetti: ''Burada en önemli etken, bir ekonomik krizden geçmiş olmamızdır. Ekonomi kesimlerinin de çok ortaya koyduğu tablo bu. Yani bunu TÜSİAD'ın, TOBB'un, Esnaf Sanatkarlar Odasının her birinin ortaya koyduğunu gördük. Her biriyle yaptığımız temaslarda (Bir ekonomik krizden geçtik, vergi ödemelerinde ve sigorta primi ödemelerinde bazı sorunlarımız oldu. Şimdi toparlanmaya başladık, birikmiş olan borçlarımızı ödemek istiyoruz. Fakat faiz oranları çok yüksekti, gecikme faizi oranları çok yüksekti. Bu faiz oranlarının düzenlenmesi ve uygun takvim yapılması halinde biz bunu ödeyebiliriz) talepleriyle karşılaştık. Dolayısıyla, ortada bir af yok. Biz hiç bir zaman prim affı yapmadık. Herkes borcunu ödeyecektir. Biz borçların ödenebilir bir takvime bağlanmasıyla ilgili bir çalışma yapacağız. Ne olacak? Faiz oranlarını bir kere çok makul hale getirmiş olacağız. İkincisi, taksitleri ödenebilir bir vadeye bağlamış olacağız. Bu nedenle esnaf sanatkar, KOBİ'ler, işletmeler, borcu olanlar, sigorta prim borcu olanlar, vergi borcu olanlar, krizin etkileriyle bunu ödeyememiş olanlar kriz sonrası dönemde, bu çıkış döneminde bunu ödeyebileceklerini defalarca ifade ettiler. Onlara bu fırsatı vermek lazım. Yoksa üzerlerindeki yükü almadan, onların bunu ödeyebilmesine imkan vermeden kardeşim ne yaparsanız yapın, ne haliniz varsa görün, krizden de çıktık. Bu yükü de ödeyin demek çok doğru bir yaklaşım olmazdı. Onun için yeni bir yaklaşım getirmiş olduk.''

Bakan Ergün mali Kurul ile ilgili bir soru üzerine, mali kuralı Ekonomi Koordinasyon Kurulunda 5-6 bakan birden müzakere ettiklerini ve bunun Türkiye için iyi bir uygulama olacağını, ikinci bir güvence sistemi getireceğini, ancak bunun mali disiplin konusundaki performanslarına haksızlık aracı olarak kullanılmasının da doğru olmadığını düşündüklerini anlattı. Ergün, ''Gerçekten bir haksızlık oluyor şimdi, 8 yıllık mali disiplin uygulamamıza, performansımıza mali kuralın ertelenmesi yoluyla haksızlık yapmayalım'' dedi. Türkiye ekonomisinin Maniple edilebilir bir ekonomi olmadığını, bundan dolayı ekonomiyi maniple etmenin doğru olmayacağını anlatan Ergün, formül üzerinde yeniden çalışarak mali kuralın Türkiye için önemli bir uygulama olacağı kanaatini taşıdığını söyledi.

''Seçim dönemi seçim harcaması ve mali disiplinden sapma olmaz, bizim sicilimiz temiz diyorsunuz?'' sorusuna verdiği yanıtta da Ergün, şunları kaydetti: ''Biz 4 genel seçim yaptık. İkisi milletvekili seçimi, ikisi belediye seçimi. 1 referandum yaptık. Şimdi 1 referandum daha yapıyoruz. Mali disiplinden asla taviz vermedik. Yani biz bütçe açıklarıyla ilgili hedeflerimizi, harcamalarla ilgili hedeflerimizi ve gelirlerle ilgili hedeflerimizi ekonomik kriz yılı haricinde her zaman tutturduk. Ekonomik kriz yılında da ipin ucunu kaçırdığımızdan bütçe açığı vermedik, bilinçli olarak verdik. Dolayısıyla, Türkiye ne yapıyorsa bilinçli olarak yapıyor. Mali disiplinden, makro ekonomik dengelerin korunmasından hiç kimsenin bir şüphesi olmamalı.''