Kürt Açılımı'nın ABD Kökenli Olduğu Kesindir

02 Eylül 2009 Çarşamba, 05:51
Abone Ol google-news

ABD’li askeri yetkililerin resmi açıklamaları, Başbakan Erdoğan’ın, ABD tarafından kotarılan bir plan uyarınca, Kürt/PKK sorununun, Türkiye ile terör örgütü arasında müzakere yoluyla çözülmesini kabul ettiğinin kesin kanıtını oluşturuyor.

 

Kürt Açılımının ABD kökenli olduğu kesindir. Bu açılımın içinin nasıl doldurulacağına ilişkin unsurlar Washingtonda oluşturulmuş ve Başbakan Erdoğanın 5 Kasım 2007de Washingtonda Başkan Bushla yaptığı görüşme sırasında Türk tarafına Siyasi Çözümbaşlığı altında dayatılmıştır.

Anımsanacağı üzere Başbakan Erdoğanın Washington ziyareti, Türk-ABD ilişkilerinin aşırı gergin olduğu bir döneme rastlamıştı. ABDnin, hem işgali altındaki kuzey Irak bölgesinde üslenen PKK teröristlerine karşı bir önlem almaktan kaçınarak uluslararası sorumluluğunu yerine getirmemesi, hem de Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütüne karşı operasyon yapmasını engellemesi Türk kamuoyunda bir öfke seline yol açmıştı. Peş peşe şehit cenazelerinin kaldırıldığı bu gergin ortamda TSK bir şey yapamamanın çaresizliğiyle kıvranıyor, AKP Hükümeti ise kamuoyunun ezici baskısı altında bunalıyordu. Bu şartlarda 21 Ekim 2007 gecesi Dağlıca baskınının vuku bulması, Türk- ABD ilişkilerini kopma noktasına getirdi. Türk halkının patlayan öfkesini teskin etmek için Bush yönetimi bir şeyler yapmak ihtiyacını duydu.

Bahse konu Bush-Erdoğan görüşmesinde, Başkan Bush PKKyi ortak düşman ilan etti ve Türk Hava Kuvvetlerine (THK) gerçek zamanlıistihbarat sağlamak suretiyle Kuzey Iraktaki terör unsurlarıyla mücadelesinde Türkiyeye destek verileceğini açıkladı. Ancak, bu destek son derece sınırlıydı. Hava operasyonları, ABDnin ön izniyle ve sadece onun göstereceği hedeflere karşı düzenlenecek, kara harekâtı yapılmayacaktı. Kuzey Iraktaki PKK unsurlarının tümüyle tasfiyesi hedeflenmiyordu.

PKK ile müzakerenin dayatılması

Bu izne karşılık Başbakan Erdoğana dayatılan Siyasi Çözümün birinci ayağı, AKP Hükümetinin, Kürt/PKK sorununun siyasi yöntemlerle çözülmesi için gerekli önlemleri (genel af dahil) almasını ve PKK ile müzakereye oturmasını öngörüyordu. Bu bağlamda, ABD, PKKyi müzakereye zorlayacak zemin ve şartları oluşturacaktı. Bunların başında, PKKnin direncinin kırılarak müzakereye yatkın bir hale getirilmesi için THKye örgüt hedeflerini vurma imkânının sağlanması geliyordu. ABD ayrıca, Barzaniyi, PKKyi bir terör örgütü olarak ilan etmeye, örgütün lojistik ikmal yollarını kesmeye, hareket serbestisini kısıtlamaya, siyasi büroları ile kamplarını kapatmaya ve teröre karşı mücadelede Türkiye ile işbirliğinde bulunmaya ikna edecekti. Projenin ikinci ayağı ise Türkiyenin, Bölgesel Kürt Yönetimini (BKY) kabullenmesini, Barzaniyi resmi muhatap olarak almasını, BKYye bir tehdit oluşturacak şekilde İran ve Suriye ile bir ittifaka girmemesini ve BKY ile yakın bir iletişim ve ekonomik işbirliği içinde olmasını öngörüyordu.

ABD’li komutanlar Başbakan’ı yalanladı

ABD resmi makamlarınca yapılan resmi açıklamalarla ortaya çıkan bu hususlar 2008 yılı başlarında kısmen Türk medyasına da yansıyarak hararetli tartışmalara yol açtı. Nitekim, Hava operasyonları karşılığında ABDye ne verildi sorusuna muhatap olan Başbakan Erdoğanın verdiği yanıt şöyleydi: Bu değerlendirmeler hiç şık değil, çok çirkin çok alçakça. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı böyle bir işbirliğine gidecek kadar şerefsiz değildir. ABDye karşı Türkiyenin bir borcu yok ki…”

Ancak, ABDli komutanlar Başbakan Erdoğanı yalanladılar. TSK tarafından 21-29 Şubat 2008de yapılan Güneş Harekâtı üzerine Korgeneral Odierno (halen Iraktaki ABD kuvvetlerine komutanlık yapıyor) 4 Martta Pentagonda düzenlediği basın toplantısında, TSKye kara harekâtının yasaklanmış olmasına rağmen, Güneş Harekâtına şu nedenle izin verildiğini açıkladı: Kuzey Irakta PKKnin yarattığı sorunun çözümünün askeri olmadığına inanıyorum. Ama, PKKyi Türkiye ile müzakereye oturtmak için baskı altında tutmak zorundayız. Harekâta bunun için izin verdik.

Ertesi gün de Merkezi Kuvvetler Komutanı Oramiral William Fallon, ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesinde şu açıklamayı yaptı: PKK sorununa çözümün bir uzlaşmadan ve PKKnin bazı taleplerinin karşılanmasından geçtiğine inanıyoruz. Bu nedenle Türkiye ve PKKye yardım ediyor ve iki tarafı da soruna siyasi bir çözüm bulmaya hararetle teşvik ediyoruz.

Bu açıklamalar, Başbakan Erdoğanın, Bushla yaptığı 5 Kasım 2007 görüşmesinde Kürt/PKK sorununun çözümü için AKP Hükümetinin PKK ile müzakereye oturmayı kabul ettiğini ortaya koyan kesin bir kanıt oluşturuyor. Bu durumda, Kürt Açılımına Bu Amerikan projesidir diyenler, bunu ispatlayamazlarsa alçaktırlar, namussuzdurlardiyen Başbakanın aldattığı Türk kamuoyundan özür dilemesi gerekmiyor mu?

Bağımsız Kürt devleti

Bush yönetiminin Barzani ile sıkı bir dayanışma içine girmesinin nedeni, Irakın parçalanması durumunda kurulacak bağımsız Kürt devletine yerleşerek burayı bir askeri üsse dönüştürme ve Ortadoğu stratejisinin önemli bir dayanak noktası yapma hesabından kaynaklanıyordu. Iraktaki mezhepsel ve etnik fay hatlarının uçurumlaştığını ve ABD kuvvetlerinin geri çekilmesiyle parçalanmanın kaçınılmaz olacağının farkında olan Obama yönetimi de aynı planı benimsemiştir.

Ancak, ABD bu sinsi amacını gereçleştirirken, AKP Hükümetini Kürt/PKK konusunda bir ölçüde rahatlatarak Türkiyenin tepkilerini kontrol altında tutmak istemektedir.

İşte bu nedenle Siyasi Çözüm sürecine ivme kazandırmak isteyen ABD, halen bu konuda Barzaninin ayak sürümesiyle karşılaşıyor. Barzani, ABDye, Türkiye, PKK unsurlarını dağdan indirmek için gerekli önlemleri almadan, ben hiçbir şey yapmam diyor. Oysa, Ankara, şimdiye kadar, önce Barzaninin PKK ile mücadelede bazı önlemler almasının Türk kamuoyundan ve muhalefetten gelebilecek dirence karşı elini güçlendireceğini ve genel af ve anadilde eğitim alanlarında adımlar atmasını kolaylaştıracağını umut etmişti. Nitekim, 2008de Bağdata giden zamanın Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebariye Barzaniye iletilmek üzere şunları içeren bir talep listesi vermişti: (1) PKKnin terör örgütü olarak ilan edilmesi. (2) PKK üslerinin ve kamplarının kapatılması. (3) PKKnin hareket ve eylem kabiliyetinin önlenmesi, lojistik desteğinin kesilmesi. (4) PKKnin lider kadrosunun yakalanıp Türkiyeye teslim edilmesi.

Ancak, AKP Hükümetinin yalvar yakar olarak peşinden koşmasına rağmen Barzani, aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu talepleri yerine getirmedi. Bu durumda, Barzaniye söz geçiremeyen ABD, sürecin işletilmesi için Türkiyeye baskı yapıyor. Bu bakımdan, her ne kadar Orgeneral İlker Başbuğun Zafer Bayramı mesajı Kürt Açılımına kırmızı çizgiler çekmişse de, bu, çizgilerin zorlanmayacağını garanti etmez.

Sonuç olarak, PKK ve etnik bazda Kürt bölücülüğüsorunları, Türkiyenin ulusal ve toprak bütünlüğüne yönelen ağır bir tehdittir ve bunlardan kurtulmadan Türkiyenin ekonomik ve sosyal alanlarda ciddi bir atılım yapması mümkün değildir Ancak, AKP hükümeti, bu konuda bir ulusal stratejiyi mümkün olan en geniş siyasi tabanın desteğiyle oluşturma cesaretini ve yeteneğini gösteremediğinden, sorunun ABD kontrolündeki bir süreçte çözümlenmesini kabul etmiştir.

Vebali çok ağır olan bu hatalı yoldan derhal dönülmelidir. Bize göre sorunun halli, ancak, PKK örgütünün koşulsuz silah bırakması ve üniter devlet yapısı içinde, etnik temele dayanmayan geniş bir demokratikleşme ve kamu yatırımlarının öncülük edeceği ekonomik-sosyal kalkınma atılımlarını içeren bir ulusal entegrasyon projesinin yaşama geçirilmesi ile mümkündür.