Laiklik Üzerine

13 Ocak 2010 Çarşamba, 07:00
Abone Ol google-news

Yazar, Ahmet Köklügiller, laiklikle ilgili olarak hazırladığı yapıtta, bu konuda, birçok soruya açıklık getirmeye çalışıyor. Sözgelimi; laik devlette Diyanet İşleri Başkanlığı olur mu, din özgürlüğü olan yerde tarikatlar yasaklanır mı, tarikat şeyhlerinin türbeleri ziyarete açılır mı, her isteyen Kuran kursu açabilir mi, camileri devlet mi yapsın, halk mı vb.

Bugün Atatürkçü laik düzenden uzaklaştığımız açıkça gözleniyor. Ortaçağ karanlığına gidişimiz boşuna değil. Atatürk, dinin gerekli olduğunu, devletin belirli bir dini olamayacağını vurguluyor. Bunun için de gerekli önlemleri alıyor. Türk Devriminin en önemli ilkesi olan laikliği uygulamaya koyuyor ve bu doğrultuda, Batıya yönelik yenilikleri benimsetip gerçekleştiriyor. Laikliği, din ile siyaset ayrılığı olarak algılıyoruz; ancak Hasan Ali Yücel, bunu din ile devletayrılığı olarak tanımlıyor, iman sahibi milletin, dinini devletten beklememesigerektiğini söylüyor. Din dersi konusunu sorun yapan siyasetçilerin çocuklarını imam ve hatip okullarına göndermediklerini örnek gösteriyor.

Laiklik ilkesinin 1937de anayasaya girdiğini biliyoruz. Atatürkün ölümünden sonra, özellikle 1945-1950 döneminde, laiklikten önemli sapmaların olduğunu gözlüyoruz. Ezanın Türkçe okunması eleştiriliyor ve 14 Haziran 1950de Arapça ezana dönülüyor. İmam ve hatip okullarının sayısı artıyor, 1968de bu okullara kız öğrenciler de alınmaya başlanıyor. Bugün, devlet kurumlarında, nalınların, takunyaların takırdamasıve başörtüsünün üniversitelerde sorun olması, Atatürk anıtlarının kırılması, yakın zamanda yaşanan Sıvas-Madımak olayı vb olaylar, bu gelişmelerin sonucu değil mi? Din perdesi ardındaki kışkırtmalarla yaşadığımız pek çok olay var.