LGBTİ+ konusunda neyi yanlış anlıyoruz?

LGBTİ+'ların yaşam koşullarını ve önemli kavramları sosyal hizmet uzmanı Yunus Kara Cumhuriyet.com.tr'ye anlattı.

28 Haziran 2021 Pazartesi, 17:38
LGBTİ+ konusunda neyi yanlış anlıyoruz?
Abone Ol google-news

Onur haftası etkinliklerinin gerçekleştiği bugünlerde LGBTİ+'lara yönelik birçok hak ihlaline maruz bırakılıyor. Her geçen yıl bir önceki yıla göre işlenen nefret suçları yükselmektedir ve bu önemli konuda ciddi ön yargılar bulunuyor. LGBTİ+'ların koşullarını ve mevcut sınırlamaları SPod'da çalışan sosyal hizmet uzmanı Yunus Kara Cumhuriyet.com.tr'ye anlattı.

'BU BEDENLE ÖZDEŞLEŞEMİYORUM'

Öncelikle bizlere atanmış cinsiyetten bahsedebilir misiniz?

'Toplumumuzda cinsiyet meselesine baktığımızda, ikili cinsiyet sisteminin hakim olduğunu görüyoruz. Toplumda kabul gören sadece erkek ya da kadın cinsiyetleri mevcut. Erkek ya da kadın olma ikiliği, diğer tüm cinsiyetleri arka plana atıyor ya da görünmez kılıyor. Atanmış cinsiyet; doğumda ya da öncesinde dış genital özelliklere bakılarak kişilere herhangi bir cinsiyetin atanmasıdır. Bu atanma noktasında önceden belirlenen birçok varsayım da var. Bu varsayımlar da beraberinde toplumsal cinsiyet rollerini getiriyor. Özellikle tıp otoritelerinin kişilere herhangi bir cinsiyeti atamasından dolayı atanmış cinsiyet diyoruz. Bireyler, ilerleyen yıllarda, kendi cinsiyetini farklı bir şekilde beyan edebilir, bunu unutmamak gerekiyor.'

Bazı interseks bireylerin yaşadıkları hak ihlallerinin haberlerini görüyoruz. Doğumdan sonra ailenin veya doktorların kişinin bedensel bütünlüğüne zarar verip tek bir atanmış cinsiyeti (!) olması için yapılan müdahaleler var. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

'Evet ben böyle vakalarla sosyal hizmet uzmanı olarak karşılaşıyorum. İnterseks çocukların aileleri geliyor ve ''bize doktorlar şunları söyledi, ileride hasta olacağını, durumun daha kötüleşeceğini belirttiler'' gibi cümleler söylüyorlar. Doktorların ailelere bu tür söylemlerde bulunması, aslında toplumda var olan ve dolayısıyla doktorlarda da kendisini gösteren ikili cinsiyet rejiminden kaynaklanıyor. İnterseks çocuklar ile ilgili “erkek ya da kadın olsun”, “erkek ya da kadın gibi görünsün” veya “arada” olmasın gibi tutumlar ve inançlar, ailelerin sosyal hizmet uzmanları ile karşılaşmalarına neden olabiliyor. Bizler de elimizden geldiğince bu durumun doğru taraflarını anlatmaya çalışıyoruz. Tıp profesyonelleri ve akrabalar, ailelere interseks çocuklarının bedenine “kız” ya da “oğlan” görünümü verecek tıbbi müdahaleler yaptırılmasını önerebiliyorlar. Tıbbi müdahaleler çerçevesinde gerçekleştirilmeye çalışılan “normalleştirme” ameliyatları, maruz bırakılan kişiler için çok travmatik olabiliyor ve çoğunlukla yaşam boyu süren tıbbi problemlere yol açabiliyor. İnterseks bir çocuk sahibi olmak tamamen doğal bir şey ve ailelerin yaptığı herhangi bir şeyin sonucu değil. Ailelerin bu durumda, kafalarının karışması ya da endişelenmeleri normal. Doğanın her yerinde çeşitlilik var. İnterseks olmak da bu çeşitliliklerden birisi ve korkulacak bir şey değil. En önemlisi ailelerin, çocuklarına (yaşına uygun bir şekilde) dürüst olmaları ve çocuklarının ihtiyaçları hakkında kendilerine söyledikleri her şeyi dikkatle dinlemeleri.'

Cinsiyet kimliği nedir?

''Cinsiyet kimliği dediğimiz kavram, kişilerin kendilerini ait hissettiği, özdeşim kurdukları ve beyan ettikleri cinsiyetleri aslında. Cinsiyet kimliğinin dışarıdan gözlemlenebilmesi ya da dış görünüşlerden ve birtakım davranışlardan anlaşılması mümkün değil. Cinsiyet kimliği dediğimiz konu sadece bedenle ilgili bir durum değil. Cinsel organlara bakarak kişinin cinsiyet kimliğini belirleyemezsiniz. Bu psikolojik, sosyal ve bedensel bir durum. Beyin, ruh ve kalp üçgeninde kişinin kendini beyan ettiği bir durum diyebiliriz cinsiyet kimliği için. Dolayısıyla kişilerin kendi bedenleri üzerinde bir hakkının olduğunu da açıklıyoruz bu terimle. 'Kendimi bu cinsiyete ait hissediyorum ya da hissetmiyorum', 'Bu cinsiyet ile özdeşleşiyorum ya da özdeşleşemiyorum.' demek, kişinin kendi bedenleri üzerindeki hakkını da ifade etmesidir.''

'HER BİREY BİRİCİKTİR'

Cinsel yönelim nedir? Aralarındaki farkı anlatır mısınız?

'Evet bir fark mevcut. Cinsel yönelim, kişinin duygusal, romantik ya da cinsel çekim olarak kimden hoşlandığı ile ilgilidir. Kısacası, benim kendimi ait hissettiğim cinsiyeti kadın olarak beyan etmem, cinsiyet kimliği ile ilgilidir. Kadınlardan hoşlandığımı belirtmem ise cinsel yönelimim ile ilgilidir.'

Bunu sınırlandırabilir miyiz? Örneğin, ben X cinsiyet kimliğine sahibim ve Y cinsel yönelimindeyim. Bu ileride daha karmaşık veya farklı bir hale gelebilir mi?

'Evet bu kapıyı her zaman açık bırakmak gerekiyor. Yapılan en büyük hatalar da bu sınırlamalardan kaynaklanıyor. 'Bir kişinin cinsel yönelimi budur, hayatının sonuna kadar da böyle devam eder.' demek, kişinin kendisini ileride farklı bir şekilde beyan etmesini engelleyebiliyor. Bunun yanında kişinin deneyimini ve varlığını yok saymak anlamına da geliyor. Bu terimlerin ve dolayısıyla deneyimlerin akışkan olabileceğini sürekli akılda tutmamız gerekiyor. Bu kavramların kişi ya da kişiler açısından kesin ve net kavramlar olmayabileceğini göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü her birey biriciktir ve birbirinden farklıdır. Bireylerin cinsiyet kimlikleri ya da cinsel yönelimleri hakkında kendilerinin karar verebilmelerini sağlamak çok önemli.'

Çevremden de gözlemlediğim kadarıyla etrafta cinsel yönelimler konusunda sürekli 'tercih' kelimesi kullanılıyor. Bunların sebebi nedir?

'Bu özellikle ısrarlı bir şekilde yapılıyor ise altında bir neden olduğunu düşünüyorum. Tercih kelimesi kullanılarak kişilerin, “kimden hoşlandığı dönüştürülebilir, tedavi edilebilir/ettirilebilir' fikrinin temeli atılıyor bana göre. Siz, herhangi bir kimliği ya da yönelimi tercih edilebilir konuma getirerek, bir kişiye 'eğer tercih edebiliyorsan heteroseksüelliği tercih et' düşüncesi ile yaklaşabiliyorsunuz. Bu durum beraberinde kişilerin öz belirlenim hakkını da engelliyor, birbirimiz ile empati kurabilmemiz de mümkün olmuyor maalesef.'

'TEDAVİLİK BİR DURUM SÖZ KONUSU DEĞİL'

Bazı ülkeler tedavi merkezi gibi kurumlar bile açmak için çalışmalar yapıyor. Psikologlardan da etik dışı cevaplar verildiğini duyuyoruz. Bunların nedeni nedir?

'Bunu bizler de çok fazla duyuyoruz. 'Tedavi ediyorum' diyerek insanları ve aileleri kandıran kişileri biz elimizden geldiğince ifşalıyoruz. Psikiyatrist veya psikolog unvanlarını kullanarak ve insanlardan yüksek ücretler alarak bu 'tedaviyi' yaptıklarını söylüyorlar. Bu 'dönüşüm/onarım terapilerinin' temelinde kişilerin sadece cinselliğini sınırlama ya da en aza indirme amacı var. Bireylerin cinsel yönelimlerini ya da cinsiyet kimliklerini “dönüştürme/onarma” gibi bir imkan kesinlikle söz konusu değil ve böyle bir ispat, örnek vaka, araştırma da yok. Şok tedavilerinin, hormon tedavilerinin uzun yıllar, LGBTİ+’ların cinsiyet kimliklerini ya da cinsel yönelimlerini “dönüştürmek” için uygulandığını biliyoruz. Etik dışı ve LGBTİ+’ların tüm yaşamlarını olumsuz bir şekilde etkileyen bu uygulamalar da hiçbir “sonuç” vermedi haliyle. LGBTİ+’ların psikososyal destek alma sürecinde, hayatlarında yaşadıkları zorlu sürecin sadece cinsiyet kimliklerinden ya da cinsel yönelimlerinden kaynaklanıyormuş gibi davranılması söz konusu fakat buradaki asıl konu LGBTİ+’lar okulda, ailede, sokakta ve toplumda baskıya, ayrımcılığa, damgalanmaya maruz bırakılıyor ve başkalarının kendilerine yönelik yaratmış olduğu problemlerden, stres faktörlerinden dolayı terapi sürecine başlıyorlar.'

Bize LGBTQİA+ kavramının açılımını anlatır mısınız ve harflerin sonundaki artı işaretinin sebebi nedir?

'LGBTQİA baş harfleri, lezbiyen, gey, biseksüel, trans, queer, interseks ve aseksüel kimliklerini temsil etmektedir. Q harfi hem queer hem de questioning kelimesinden geliyor. Questioning kelimesi, kimliğini ve yönelimini sorgulayan, sorgulamaya devam edenleri temsil ediyor. Aseksüel kavramından bahsedecek olursam, toplumumuzda tüm bireylerin herhangi birine yönelik cinsel bir çekim duyması gerekliliği algısı mevcut. Bu bir ayrımcılık ideolojisi. Sanki herkesin bir başkasına yönelik bir cinsel çekim hissetmesi gerekiyormuş gibi algılanıyor. Bazı bireyler hissetmeyebiliyorlar ve aseksüel yöneliminde olabiliyorlar. Tabii aseksüelliğin bir spektrumunun olduğunu da belirtmek isterim. Kavramlardan bahsediyoruz ancak neredeyse her bir kavramın altında çok daha fazla kimlik ya da yönelim mevcut. Örneğin trans dediğimiz cinsiyet kimliği, sadece trans erkek ya da trans kadını kapsamıyor. Bu kavramları ya da yönelimleri düşünürken her seferinde kendimizi güncellememiz gerekiyor. Bazen kavramlar yeterli gelmiyor, deneyimler şekilleniyor, herkesin kendi biricik tecrübeleri oluyor. Bu tanımlar ve kavramlar dışındaki cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerini kapsama açısından son yıllarda kısaltmanın sonuna “daha fazlası” anlamında + işareti de konuldu. “+” işareti cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliğinin bu kısaltmada yer alan kimliklerden çok daha fazla olduğuna işaret etmesi açısından da çok önemli.'

Temelde neden farklı kimliklere ve yönelimlere karşı bir ayrımcılık olduğunu düşünüyorsunuz?

'Bu ayrımcılıkların altında yatan sebeplerin çok karmaşık ve fazla olduğunu düşünüyorum. O kadar kompleks bir düzlem ki bu, saatlerce tartışmamız gerekir. Muhafazakar bir toplum yapısının sadece bizim ülkemizde değil birçok yerde bu ayrımcılığı yarattığını düşünüyorum. Bu muhafazakarlık kelimesinden kastım da belirli bir düşünceyi savunma ve o düşünceyi muhafaza etme durumu. Muhafazakarlaşma, beraberinde farklı olana herhangi bir alan açmama, farklı olanla ilişki kuramamayı beraberinde getiriyor. LGBTİ+’lara duyulan fobinin üzerine çok düşünmüyoruz. 'Ben kimin hakkında ne düşünüyorum ? Hangi duygularım var ve kimlerle iletişim kurabiliyorum ?' sorularını hem kendi içimizde hem de başkalarıyla tartışmıyoruz uzun zamandır. Belli grupların, özellikle LGBTİ+’ların tek tipleştirilip belli bir kutuba itildiğini görüyoruz. Bu durum LGBTİ+’ların ihtiyaçlarının, maruz bırakıldıkları hak ihlallerinin ve şiddetlerin görmezden gelinmesine neden oluyor. Bu kutuplaşmanın üzerine de düşünmüyoruz. Ben, kişisel olarak, herhangi bir kültürde veya inançta herhangi bir kişinin yaşam hakkının ihlal edilebileceğini kesinlikle düşünmüyorum. Bunun biraz daha sorgulanması, tartışılması gerekiyor. Bir diğer önemli nokta da iletişimsizlik. Her kesim arasında bir iletişimsizlik ve karşılaşamama durumu var. Karşılaşmama hali de diyebiliriz. LGBTİ+ bir kişiyle sohbet edebilmek, karşılaşmak, ilişki kurabilmek bence çok önemli. Fakat karşılaşmama hali olduğunda bir kimliği anlayamıyorsunuz ve bu durum da beraberinde empati yapamamayı ve nefret söylemlerini beraberinde getiriyor. Diğer bir nokta da kendimizi gerçekleştirememe noktası. Birisi yanımıza gelsin ve her kavramı, her şeyi anlatsın istiyoruz. Bizim kendimizi güncellememiz ve tanımamız gerekiyor. Ayrımcılığın bir diğer büyük sebebinin de politik iklim olduğunu düşünüyorum. Bu zamana kadar özellikle toplumumuzda gücü elinde bulunduran kişiler ya da kurumlar, kendi iktidarlarını devam ettirebilmek için, “azınlıktaki” grupları ötekileştirdiler, marjinalleştirdiler ve tek tipleştirdiler. Bu davranış da LGBTİ+’lara ayrımcı, ötekileştirici sıfatlar takılmasına neden oldu ve olmaya da devam ediyor. Aslında toplumun yansıması olan bir çeşitlilik de bu nedenle görünmez bir hale geldi.'

Bazı röportajları izlediğimde ebeveynlerin 'LGBTİ+ bir çocuğunuz olsa ne yapardınız?' sorusuna 'öldürürdüm, tedavi ettirirdim, evlatlıktan reddederdim' gibi yanıtlar verdiklerini gördüm. Ebeveynlerin bu kadar sert dönüşler vermelerine ne sebep oldu sizce? Milli eğitimin politikalarının ve medya dilinin buna neden olduğunu düşünüyor musunuz?

'Bu ayrımcılığa neden olan davranışların neredeyse tümü politik figürlerin ürettiği 'sapkınlık', 'anormal' gibi söylemlerden geliyor. O toplumda yaşayan ve bu politik figürleri dinleyen aileler ve insanlar ister istemez böyle düşünmeye meyilli olabiliyor. Dolayısıyla LGBTİ+ çocuğu olan veya olduğundan şüphelenen ebeveynler de 'bu çocuğu tedavi ettirmeliyim' gibi düşünebiliyor. Toplumun ön yargıları da burada önemli. 'Ben komşuma, insanlara ne diyeceğim' gibi bir endişe oluşuyor. Herkesin heteroseksüel olduğu varsayımı ile hareket edilen bir düzlemde de bu endişeler katlanıyor tabii. Çocuklara nasıl davranılacağı da pek bilinmiyor maalesef. Bu nedenle ebeveynleri de biraz anlayabiliyorum. Ebeveynlerden biri bana (çocuğu kendisine açıldığında) 'Çocuğum elime bir bomba bıraktı ve bu bomba ile ne yapacağımı bilmiyorum' demişti. Gerçekten ebeveynler bu bilgi ile ne yapacağını bilemeyebiliyor. Çünkü ebeveynlere bununla ilgili bir eğitim verilmemiş veya bir kurum desteği mevcut değil. Toplum ya da devlet tarafından olumlu ya da kapsayan bir söylem de geliştirilmemiş. Bunlar söylemle, toplumun kendisini yetiştirme biçimi ile de ilgili. Kişinin kişisel ve çevresel korkuları var. 'Benim çocuğum normal (!) bir hayat yaşayabilecek mi?' korkusu gelişiyor.

LGBTİ+ bir çocuk ebeveynlerine açıldığında, bu sanki bir yas süreciymiş gibi yaşanıyor. Çünkü aile bu bilgiyle ne yapacağını bilemiyor, ilk başlarda şok ve inkar yaşanıyor. Sonraları, ebeveynler kızgınlığın, öfkenin, stresin, üzüntünün bir arada olabildiği bir depresyon yaşayabiliyor. Önemli bir çoğunluk kabullenme aşamasına geçebiliyor ancak bu uzun bir zaman diliminden sonra gerçekleşebiliyor. Burada ailenin bu konuda bilgili ve deneyimli bir uzman ile karşılaşabilmesi, çalışabilmesi çok önemli. Aile yapısının bağlamını ve dinamiklerini ele almak da gerekiyor. Aile kavramına direkt eleştirel bir şekilde yaklaşmıyorum fakat aile kurumunun bir eleştirel süreçten geçmesi/geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapılan tartışmalarda 'ailenin yapısının bozulması'ndan bahsediliyor. Çocuğun beyanı kabul edilmiyorsa, çocuk aile ortamında şiddete maruz bırakılıyorsa o ailenin gözden geçirilmesi lazım. Ebeveynlerin çocukları üzerinden hayal kurma süreçleri ile de çok fazla karşılaşıyoruz. 'Ben onu evlendirecektim, çocuğum ve torunlarım olacaktı' gibi cümleler duyuyoruz. Ebeveynlerin, çocukların ayrı bir birey olduklarını ve kendi başlarına yaşamlarına devam etmeleri gerektiğini görmeleri gerekiyor.'

Çevremizde ayrıca 'normal' kavramını çok fazla görüyoruz. Bu kelimenin tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Siz bu kelimenin LGBTİ+ aleyhine bilerek kullanılmasını riskli buluyor musunuz?

'Neye göre normal ? Kime göre normal ? Sorularını düşünmemiz gerekiyor. Bu nedenle kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum ve LGBTİ+ hareketin de biz bu kelimeyi çok fazla kullanmamaya çalışıyoruz. Çünkü alt yapısını biliyoruz.'

LGBTİ+'ların hakları neden önemli?

'LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır. LGBTİ+’lar her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da toplumun birer parçasıdır ve vatandaşıdır. LGBTİ+’ların temel haklarına erişmek istemeleri en doğal hakları. LGBTİ+’ların varlığının bile tartışmaya açıldığı, görünmez kılınmaya çalışıldığı ve yok sayıldığı bir dönemdeyiz. Bu nedenle özellikle bu alanda çalışmalıyız. LGBTİ+ bir özne olsak da olmasak da bunu yapmalıyız. Bir bireyin sadece kıyafetinden, herhangi bir davranışından dolayı ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakıldığı, hatta yaşamına son verildiği bir düzleme alıştırılmaya çalışılıyoruz. Bu nedenle özellikle LGBTİ+’ların haklarının savunulmasını çok değerli ve kıymetli olduğunu düşünüyorum.'

LGBTİ+'lara karşı hiçbir şekilde bir risk ortamının oluşmaması için ne yapılmalı?

'Genel olarak bir öneri verecek olursam, özellikle çocuklar için çocukların gelişim süreçlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünüyorum. Bize göre doğru ne ise, karşımızdaki için de doğru olmasını bekliyoruz. Çocuğun kendini tanımasına ve gerçekleştirmesine olanak sağlamamız gerekiyor. Çocukların, gençlerin duygularını anlamlandırmalarına öz güvenlerini geliştirmelerine katkı sağlamalıyız. Bunu yaparken de kendimizi de sorgulamamız gerekiyor. Biz farklılıklara ne kadar alan açıyoruz ? Hak temelli bir bakış açısını kazanmalarını desteklememiz gerekiyor. LGBTİ+’lar kendilerini keşfetmeye başladıkları ilk andan beri akran zorbalığına, ayrımcılığa maruz bırakılabiliyorlar. Bizim bu haksızlıkları göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Medyada çalışan kişilerin, ön yargıları ve fobileri ile yüzleşmeleri gerekiyor. Ben yıllardır bu alanda çalışıyorum ama ben de kendimi sorguluyorum. Çünkü bu toplumda yetiştim ve belirli ön yargıları içselleştirmiş olabilirim. Sürekli eleştirel olmamız ve kendimizi güncellememiz gerekiyor. Temel kavramlar hakkında eğitimler almamız ve farklılıkları öğrenmemiz gerekiyor. Şiddet dilinin dönüşmesine ve azalmasına katkı da sağlamalıyız. Milli Eğitim Bakanlığı'na bu konuda çok fazla iş düşüyor. Herhangi bir öğrencinin herhangi bir özelliğinden dolayı geride bırakılmaması çok önemli. Herhangi bir ırkın, bedensel engelin, farklılığın dışarıda bırakılmaması gerekiyor. Politikaların oluşturulma sürecinde ve hizmet sunumunda, LGBTI·+’ların farklılas¸an ihtiyaçları go¨z o¨nu¨nde bulundurulmalı. LGBTI·+ sivil toplum kurulus¸ları ile diyalog ic¸inde olunmalı, su¨rece o¨zgu¨ sorun, ihtiyac¸ ve taleplerin belirlenmesi ve hak temelli c¸o¨zu¨mlerin hayata gec¸irilmesi ic¸in sivil toplum ile ortaklıklar gelis¸tirilmesi çok önemli. Ruh sagˆlıgˆı uzmanlarının, LGBTI·+’ların yas¸adıkları sorunların c¸o¨zu¨lmesi yo¨nu¨nde etkili danıs¸manlık yapması ve destek grupları olus¸turması, LGBTI·+’larla ilgili politikaları etkileme ve degˆis¸tirme yo¨nu¨nde savunuculuk yapmaları gerekiyor. Hiyerarşik olmayan, açık ve net bir iletişim kurup güvenli alanlar oluşturmalıyız. Nefret söylemine geçit verilmemesi gerekiyor ve sınırların net bir şekilde çizilmesi gerekiyor.'

Yunus Kara, sözlerine şu şekilde devam etti:

'Bu toplumda beraber yaşayabilmemizin en önemli yolunun birbirimizi dinleyerek ve önemseyerek gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Kendimizi yalnız hissetmememiz ve farklı kişilere açık hale gelmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde toplumsal barışa erişebileceğimizi düşünüyorum.'

SPoD, 2011 yılında kurulmuş hak temelli çalışma yürüten bir örgüttür. Toplumun her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli şiddet, dışlanma ve ayrımcılık durumları ile ilgili veri oluşturmayı ve bütün ayrımcılık biçimlerinin kalkmasına çalışmayı amaçlayarak LGBTİ+’ların yaşadığı sorunlara kalıcı ve kapsamlı çözümler üretmektir.

Haber: Sinem Nazlı Demir