:mentalKLINIK sanatçı ikilisi ile yeni işleri Acı Reçete #02’ye dair

Borusan Contemporary’de başlayan Acı Reçete #02 başlıklı sergi online olarak ziyaret ediliyor. Acı reçete #2’nin yaratıcıları :mentalKLINIK sanatçı ikilisi Yasemin Baydar ve Birol Demir ile bir söyleşi yaptık.

24 Eylül 2020 Perşembe, 17:25
:mentalKLINIK sanatçı ikilisi ile yeni işleri Acı Reçete #02’ye dair
Abone Ol google-news

Borusan Contemporary’nin Perili Köşk’teki ana galeri mekânına kurulan Puff Out yerleştirmesinden oluşan Acı Reçete #02 başlıklı sergi, Borusan Contemporary’nin internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından 7/24 yapılacak canlı yayın aracılığı ile izleniyor. Sağlık tedbirleri kapsamında ziyarete kapalı olacak Perili Köşk’teki performatif yerleştirme, hareketli kamera sistemi aracılığı ile koreografik bir video aktarımına dönüştürülerek sanal ortamda tüm dünyadaki sanat izleyicisi ile buluşuyor. Küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in yaptığı sergiyle ilgili olarak Acı Reçete #02’yi tasarlayıp hayata geçiren :mentalKLINIK sanatçı ikilisi Yasemin Baydar ve Birol Demir’e ulaşıp sorularımızı yönelttik. Brüksel’den sorularımızı yanıtlayan Baydar ve Demir “Pandeminin başlamasıyla öngördüğümüz politikaların hızla hayata geçirildiğini gözlemledik” diyor.

Borusan Contemporary için tasarladığınız Acı Reçete #02’ye geçmeden önce ilk Acı Reçete #01’i sormak istiyorum. Yine buna benzer bir iş miydi?

Acı Reçete # 01, Acı Reçete # 02’nin ilk versiyonuydu diyebiliriz. Acı Reçete ‘bu an’ı ve koşulları, ‘güncel sanatı’ farklı küratöryel bakışlarla farklı müze, enstitü, platformlarda fiziki yerleştirmeler ve gösterimler aracılığı ile konuşmak, yorumlamak, paylaşmak için bir seri olarak kurgulandı. 

Pandemi ile birlikte gelen eve kapanma dönemi bizi kendi mikro-klimamıza çekilmeye ve zamanı, yaşadığımız bu yeni gerçekliği deneyimlerken düşüncelerimizi paylaştığımız pek çok kişi ile online-yüz yüze görüşmeler yapmaya yönlendirdi. Acı Reçete # 01 Carl de Smet ile bu dönemde yaptığımız görüşmeler ve düşünce paylaşımı ile belirdi ve çok hızlı bir şekilde kavramsal, fiziksel ve dijital bir deneyime dönüştü. Acı Reçete # 01’i Puff Out işimizi yeniden ziyaret ederek günün değişen koşullarına ve kurumların kapalı olan bünyelerine bir ‘acı reçete’ olacak şekilde ilk olarak Belgrad Güncel Sanat Müze’sinde Carl De Smet küratörlüğünde sunduk. Müzelerin kapalı olduğu ilk günlerde Acı Reçete # 01 müzenin galeri mekanına fiziksel olarak kurularak, müzenin kurumsal web sitesi üzerinden müze kapılarını ziyaretçilere açana kadar 06 Mayıs-07 Haziran tarihleri arasında

 7/24 canlı olarak yayınlandı. Artık her zamankinden daha çevrimiçi olan bu günlerde, kapanan müzelerin yarattığı boşluğu doldurmak için müzenin insanlardan yoksun kalan sahnesinde, yerlere dağılmış parıltılı sim yığınları arasında toza duyarlı olarak programlanmış altı robot süpürgeden oluşan Acı Reçete # 01, robotların hareketiyle bulunduğu ortamı sürekli dönüştürüp, pandemi sonrası süreçle de ilişki kurarak "hiçbir şey aynı kalmayacak" mottosuna vurgu yapıyordu. Belgrad’da pandemi koşullarının yükseldiği bu ilk dönemde kurulan sergi aynı zamanda sanat alanına, kapalı olan sanat kurumlarına, platformlarına bir çağrı niteliğindeydi ve kurumlar arasında da iletişim kurmayı öneriyordu. Acı Reçete # 02’de Necmi Sönmez, küratöryel yaklaşımını sanatın tekrar ve bu kez başka bir biçimde dematerialization kavramıyla kurduğu ilişki ve :mentalKLINIK işlerinin odağındaki hipersitümilasyon kavramı üzerine kurdu.

Pandemi ile Acı Reçete #02 hangi bağlamda örtüşüyor sizin kafanızda, ya da örtüşmek demeyeceksek, nasıl bir ilişki kurdunuz aralarında?

Pandemi ile Acı Reçete arasındaki en belirgin paralellik hızla atladığımız melez gerçeklik diye düşünüyoruz. Pandeminin başlamasıyla öngördüğümüz politikaların hızla hayata geçirildiğini gözlemledik. Görünmez olanın iktidarında corona virus’ün görünmezliği/bilinmezliği bir iktidar alanı yarattı ve gözetleme hatta bio-gözetleme teknolojilerini sorgusuz kabul edilebilir hale getirdi. Bizce 7/24 izlenebilir olma fikri, günümüzdeki gözetleme teknolojilerine, veri odaklı güvencesiz yaşamlarımıza, teknoloji ve servis odaklı öznelliğimizin yarattığı belirsizliğe işaret ediyor. Ayrıca neşesiz zeitgeist’imizi, sürekli çağrılara açık bedenlerimizin dijitalleşmesini, tatminsiz ve sürprizlerden yoksun hiper-bağlantılı yaşamlarımızı ifade ediyor.

Acı Reçete # 02 de 7/24 izlenmeye/gözetlenmeye açık formu ile sanat izleyicisini  fiziki mekandan ziyade sanal dünyaya davet ederek hem izleyiciyi gözetleyen konumuna yerleştiriyor hem de izleme eylemini bir veri olarak okunabilirliğine işaret ediyor. Serginin 7/24 işleyen içerik ve formu bulut sistemine bağlı Sanayi 4.0’ın sensör donanımlı internet bağlantılı otomasyonun eşzamanlı insansız işleyişinin sanat alanına yansıması olarak okunabilir.

 :mentalKLINIK’in Acı Reçete’si ikili bir bakış açısıyla görünenin cazibesi ile görünmeyenin işkencesinin yan etkilerini, erotik bedende yarattığı deformasyonu ifşa ediyor.

'SANATIN GERÇEKLİKLE KURDUĞU İLİŞKİ SÜREKLİ DEĞİŞİYOR'

Hipergerçekçilik meselesi bu noktada kafayı kurcalayan bir kavram.. Özellikle de sanal gerçeklik böylesine baskınken, sizce hipergerçekçilik burada nasıl var ediliyor? Gerçek ve gerçekçilik kavramlarının çeliştiği bir alan yok mu, Acı Reçete’yi de düşünerek soruyorum bunu.. İnsanlar üstelik bu işi kendi evlerinde, kendi koşullarında deneyimleyecek ve her biri de farklı bir ortam/atmosfer anlamına geliyor.

Bizim bahsettiğimiz Hiper-bağlantının yarattığı hiperstimülasyon, arttırılmış gerçeklik uygulamalarının açtığı yeni deneyim alanı, bedenin bu yeni melez gerçeklikle kurduğu ilişki ve duyusal ve duygusal etkileri. Bugünün ‘gerçekliği’. Bildiğimiz gerçek  ‘post truth’ ile tekrar ve geri dönüşsüz bir bozguna uğradı. Büyük bir inanç krizi yaşadığımız bu dönemde 2017’de gerçekleştirdiğimiz ‘Truish’ başlıklı sergimizde ‘Gerçeklik yeterince hakiki olmadığında sanat nasıl yalan söyleyebilir."  diye soruyorduk. Sanatın gerçeklikle ile kurduğu ilişki sürekli değişim içinde. Biz de bunu sorguluyoruz, gerçekmiş gibi yapanı sanat ile tekrar dönüştürebilir misin? ‘Gerçek’ diye bir zemin kalmadığında sanatın ‘gerçekçilik’ tanımı da imha oluyor zaten. Bugün asıl olan bu kaygan, muğlak zeminde, bağlamların koptuğu entelektüel dünyada nasıl var olabiliriz. Sanatçı olarak bu derin ‘zaman-mekana’ maden arar gibi küçük olasılıklar, aralıklar, imkanlar için arkeololojik bir bakışla yaklaşıyoruz. 

Öte yandan hayatımızı, bedenimizi, davranışlarımızı derin kazı alanına çeviren asıl, azman madenciler olan FAANG (Facebook, Amazon, Apple, Netflix, Google)  iktidarında, biz son biolojik güvencesiz insanlar ile arttırılmış yetenekler yüklenmiş yarı-kahraman insanlar ve yapay zeka arasında yaşanacak yeni dünya gerçekleri kapımızda. Bu sürprizsiz gerçeklik kalın, derin ve opak bir ‘yeni gerçeklik’ duvarı örmekte. Sanatçı olarak biz de bu derin mekanizmanın hem bizim bakışımızda yarattığı algı değişimlerine hem de görünmez politikaların yarattığı anksiyetelere refleks üretiyoruz. Hipergerçeklik şu ana, bedene sızmış ve onu dönüştürmeye başlamış olan bu yeni hiperkapitalizm’de saklı bizce.

Acı Reçete #02 sergiye bağlanan izleyiciyi sanat eserinin her an değişen, tekrarsız mevcudiyetini kendi mekanından ve aygıtlardan, kendi bağlantı hızında izlerken, günümüzün güvenilmez gerçekliğini, inanç kaybını, empati krizini bu kez bu melez-mikro klimada yaşamaya davet ediyor.

Sanatı, kendine ait bir gerçekliğin yaratılabileceği nadir bir alan olarak görüyoruz. :mentalKLINIK, yalanları hakikate ya da sahte olanı gerçek olana dönüştürmekten ziyade bir poker oyununda olduğu gibi partnerinin blöf yapıp yapmadığını ya da söylediğinin doğru olup olmadığını asla bilemediğin bir duruma sürüklüyor ve oyundaki gerilim, oyunun kendisi bile bu belirsizlikten besleniyor. İşlerimiz, izleyicilerin tatsız bir gerçeklikle karşılaştığı ve neşe ile umutsuzluk arasında salındığı bu çok ince çizgi üzerinde yer alıyorlar. 


Burada kullandığınız malzeme (glitter/sim) çok dikkat çekici. Malzeme tercihinizin ardındaki fikirden de bahsedebilir misiniz?

Glitter (sim)’ tarih öncesinde makyaj malzemelerinden mağara resimlerine kadar kullanılan bir malzeme. Bizi bu malzemeye yönleniren pek çok sebep var; cinsiyetler arası geçişliliği, hiper renkleri, dikkat çekiciliği, düşük kültüre ait çağrışımları vb. ama en çok da -Neoliberalizm ile tekrar parıldayan bu malzemenin bizim eserlerimizde neoliberalizmin sonunu kutlayan ‘parti sonrası’ estetiğine dönüşmesi bir tesadüf değil. 

Rebecca Coleman’in  ‘Glitterworlds’  kitabında bahsettiği gibi ‘Glitter’ büyüleyici, havai, hoppa, neşeli, canlı, ışıldayan, yansıtan, dikkat çeken, gösterişli, aynı zamanda her yerde bulunan, takip edilen, yapışan, değiştiren ve dönüştüren, hafif, kadınsı, çocuksu, kuir’ özellikleri ile dünyalar kurar. Glitterin bu çoğulcu dünyası ve izleyeni, dokunanı takip eden, :mentalKLINIK sergilerinden evine dönen izleyici ile dolaşımı, bir sürpriz gibi yıllar sonra bile bir kıyafetin ya da zeminin üzerinde parlayıvermesi, bu hafif, pop ama bir o kadar da güçlü imgesi bizi cezbediyor. Ayrıca Puff Out yerleştirmesinin aktörlerinden biri olarak Glitter, sanatın kaybolan aura’sını ikame ederken Glitter’in sudaki yansımaya benzer çağrışımının yarattığı yanılsama bugün sanata yaşamsal bir ihtiyaç duyduğumuzu da hatırlatıyor.

Basın toplantısında da konuşulan bir konu vardı, işin hipnotik özelliği ve izleyeni edilgen durumda bırakması… Bunu, özellikle de pandemi döneminde biraz her şeyin seyircisi olduğumuz gerçeğinden hareketle tartışacak olursak, amacınız bir anlamda bunu vurgulamak mıydı, yoksa bu sadece işe dair yorumlardan biri mi?

Pandemi yaşadığımız ve çok yakında yaşayacağımız gerçekliğe sert bir ışık tutuyor sadece. Bugün ürünler, hizmetler, moda, celebrity’ler, sosyal medyadaki çılgın hız ve büyüleyici hayatlar, hepsi bizi hipnotize ediyor. Aşırı pozitif bir hayalin içinde sistemin devamlılığı için bütün duyularımızı veri olarak bağışlıyoruz. Jack Halberstam’ın karşıt-işbirlikçi olarak tanımladığı :mentalKLINIK sergileri ve eserleri izleyicinin erotik bedenini, aklını harekete geçirmeye davet etmek ve soğuk duş etkisi yaratarak, zaten çok kısalmış dikkati sanatın alanına çekerek kısa süreli ama hafızada kalıcı bir deneyim yaratmak peşinde. Sürekli uyarılan, dikkati dağılmış insanları sanat ile ‘uyarabilir miyiz?’ in peşindeyiz.

Foto: Janarbek Amankulov

'ACI REÇETE YENİ BİR FORM ÖNERİYOR'

Bu işin tasarımında başından beri dijital olarak izleneceği fikri var mıydı? Ona göre mi tasarlandı her şey, yoksa bu sadece işin bir boyutu mu? Bir de tabii bu izleme Acı Reçete #02’yi bir video art işine dönüştürür mü?

Puff enstalasyonu, ilk kez 2009 yılında Art Basel Unlimited’da fiziksel olarak sergilendi, bu versiyonunda robotlar toz kutuları üzerlerinde bir platform üzerinde platformdan fışkıran glitterleri topluyorlardı. Görev odaklı robot süpürgelerin ideosantrik güzelliği süpürdükleri anlamsız bir tekrarı gösteriye dönüştürüyordu. 2017 ve 2018 yıllarında :mentalKLINIK’in farklı kişisel sergilerinde Puff Out olarak yeniden ziyaret ettiğimiz bu eser bu kez galeri zemininde toz kutuları çıkarılmış ve izleyici ile aynı zeminde sunuldu. Bu kez izleyici her ne kadar interaktif olmak için planlanmamış bir enstalasyon olsa da robotlar ile iletişim kurmaya ve glitter denizinde yüzmeye başladı. Pandemi ile Puff Out yerleştirmesinin üzerine yeni bir katman ekleyerek Acı Reçete ile sanal ve fiziki olanın geçişliliğinde melez bir gerçekliğe taşıdık. Acı Reçete #02 kırılmış olan zaman algımızı arttırılmış bir farkındalığa taşımak ve zihinsel kapsamımızın canlı bir sanat üretimi ile bağlantı kurabilmesi için 7/24 canlı, izleyicinin dilediği yerden dahil olabileceği bir aktarıma dönüştü.

Acı Reçete # 02 sanat formları arasındaki (Desen, resim, performans, video sanatı vb.) geçişliliğinde yeni bir form öneriyor. Eserin dijital aktarımı, hareketli robotları, hareketli kameralara ön-kurgusal koreografi ile an’ın aktarımını sadece bir aktarımdan ziyade monotonlaşmayan, öngörülemeyen, sürprizlere açık bir hale geliyor. 

Böylece robot ve yapay zeka dünyasının ilk hedefi olan optimizasyon Sanatçı’nın başına buyruk, hedefsiz yaklaşımı ile bir sürprize dönüşme ihtimali taşıyor.

:mentalKLINIK olarak tıpkı daha önceki robotik ve duygusal arasında salınan işlerimizde benimsediğimiz gibi  Puff Out ile de immateryal bir dünyayı oluşturan malzeme ve eylemlerle çeşitli ilişkiler kurarak tanımlanmamış bir alan, kararsız bir bölge ve donmuş zaman yaratmaya teşebbüs ediyoruz. 

Özellikle Acı Reçete #02’de aktarımını hareketli kameralar aracılığı ile sağladığımız koreografik ve oluşan anlık hareketli görüntüler yeni bir estetik üretirken video art alanı içinde de değerlendirilebilecek ama sadece bu tanıma hapsolmayacak kadar kaygan bir geçişli form önermekte. :mentalKLINIK olarak ilk günden beri çizgisel anlayışa ve kategorizasyona karşıt davranışlar ve fikirler üretiyoruz, Acı Reçete ile de pek çok sanat formunu katederken bu heretik ve fevri davranışımızı devam ettiriyoruz. 

Bir de işin İstiklal Caddesi’nde deneyimlenecek olan canlı yayın boyutu var. Oradaki deneyim nasıl bir şey olacak?

Acı Reçete #02 sergi süresince İstiklal Caddesi’nde Borusan Müzik Evi’nin vitrinindeki yerleştirmeden canlı olarak izleyiciye aktarılıyor. Vitrinde :mentalKLINIK Hyperchromatic Madness serisinde kullanılan açı ve ışık kaynağına göre renk değiştiren malzeme ile ekrana bakan izleyiciye baktığı gerçeklikle ilgili şüpheli bir ilişki öneriliyor. Işık ve yönle renk değiştiren vitrin ve fiziki mekana yerleştirilip bir vitrinden ekran aracılığı ile serginin aktarımı yaşadığımız çok katmanlı gerçekliğin bir yansımasına ve hatta parodisine dönüşüyor. Güncel koşullar nedeniyle değişen mekan-yapıt-izleyici ilişkileri bu aktarımla, kamusal mekanda bir kamusal alan yaratmak üzere tartışmaya açıyor.

'YENİ NORMAL TANIMIYLA SANAT DÜNYASI DAHA VAHŞİLEŞECEK'

Güncel sanat dünyada pandemi döneminde nasıl bir sınav verdi sizin gözlemlerinize göre?

Pandemi, önceki dönemin ‘normal’ olduğunu zanneden ve kendini bu hıza, akışa ve çarpık anlayışa kaptırmış her kişiyi, kurumu, alanı aynı şekilde paniğe sürükledi. Sanat alanında bu etkiyi çok telaşlı ve hesapsız Online projelerde izledik. Online gösterimlerde, sanatın Post-aura’sını da kaybediyoruz. ‘Gösteri Odaları’ bize Peep Show’ları hatırlatıyor. Uzun zamandır eğlence kategorisinde ve event kültüründe değerlendirilen sanat ve sanatçı bu dönemde de gösteri dünyasının iletişim malzemesine dönüşüyor. Önde gelen galeriler ‘Yeni Medya’, ‘Dijital Sanat’ vb. tanımları geniş kitlelere ‘event’ olarak sunmayı/ satmayı planladıkları ‘alt galeri’ler kuruyorlar. Böylece sanatın tutucu kategori dünyasına yeni bir kategori oluşturarak ‘böl, çoğalt, kazan’ politikasına devam ediliyor. Bizce bu oksimoron ‘yeni normal’ tanımı ile daha da vahşi bir sanat dünyasına adım atıyoruz. Anksiyete içindeki sanat dünyasında da büyük yok oluşlar, daha büyük tröstleri doğuracak.

Uzun zamandan beri sanat marketinin figüran olarak kullandığı sanatçıya geçici ve sahte bir baş rol verildi bu aralar: ‘artist is present’ (sanatçı mevcut) yerine ‘artist is online’ (sanatçı çevirimiçi) döneminden ‘artist is entertainer’ (animatör sanatçı) dönemine doğru hızla bir geçiş yaşanıyor. 


:mentalKLINIK artık uzunca bir süredir yaratımlarını izlediğimiz bir oluşum. Kurulduğu günden bu yana nasıl bir evrim geçirdiğini düşünüyorsunuz? Türkiye (ve dünyadaki) güncel sanat pratikleriyle de bir perspektif çizebilirsiniz belki.

:mentalKLINIK kurulduğu günden bu yana çoğulcu, çoklu bir bakışla güncel olana gelecekten bir perspektifle baktı. :mentalKLINIK, akıl ve pratik, Yasemin ve Birol gibi,  iki kelime, iki birbirini dışlayan anlamdan yepyeni bir anlam kuran, yeni bir kimlik yaratma imkanı tanıyan 3. bir durum, 3. bir kişi olarak geniş bir bünye.  Kurulduğumuz günden beri çizgisel bir evrimden ziyade, kendi evrenimize dönük bir disko topu gibi çok yönlü yaklaşımlarımızı sunuyoruz. 

Biz, fiziksel gerçekliğimize ve sanal olana ait her iki dünyayı da tanıyan bir geçiş kuşağıyız. Estetiğimiz, fiziksel olanın sanal ve sanal olanın fiziksel göründüğü bu eşik üzerinde temelleniyor. Bugünün hiper-bağlantı dünyasında, değişen dünyanın, ev’ini kaybetmiş dil’in yeni olanaklarını, ifade biçimlerini yaratmak peşindeyiz. Yeni bir dağarcık kurup, içinde yaşadığımız hızlı ve vahşi değişimin etkilerini aktarabilmenin bir yolu olarak oksimoron bir estetik kuruyoruz. Eğlenceli göründüğü kadar, aynı zamanda şiddetli, aşındırıcı ve yaşadığımız dünyayı sorgulayan bir estetik. Bugünü disiplinler tek başına çözemediği gibi, bugünün hızlandırılmış kapitalizminin ürünlerini de tek bir bakış açısı üretemez. 1998 yılından bu yana disiplinler-arası bakış açısını, hem şüpheci hem de verimli bir anlayış olarak kabullenerek, çok geniş bir dağarcık ile düşünüyoruz. Bu da bizi şu anda gördüğümüz, sahip olduğumuz yeni malzeme ve teknoloji dünyasının içinde saklı olan gelecek planlarına çekiyor. Bugünün güncel sanat pratiklerini tek bir potada tanımlamak mümkün değil, biz kendimizi ‘egosantrik’ sanatçı kuşağından ayırarak 21. yüzyılın paylaşımcı, geçişli, açık dünyasına yakın buluyoruz.