Milletin evladının milli liderliğe yükselişinin öyküsü

Mustafa Kemal ve arkadaşları Bandırma vapuru ile Boğaz’dan Karadeniz’e açıldıkları 16 Mayıs akşamından 27 Aralık öğle vaktinde Ankara’ya gelene kadar toplam 225 günü Anadolu’nun bağrında, halkla iç içe geçirdiler. Tarihi yolculuğuna “ordu müfettişi” göreviyle başlayan Anafartalar Kahramanı, yolculuğun kalan kısmını “milletin ferdi” olarak sürdürmüş ve Milli Mücadele’yi örgütlemiştir. Prof. Dr. Hikmet Özdemir, zorlu bir mücadelenin ve milletin evladının milli liderliğe yükselişinin öyküsü Mustafa Kemal’le Anadolu’da Yolculuk’ta (Doğan Kitap), Anadolu’daki bu tarihi yolculuğa ışık tutuyor.

21 Mayıs 2021 Cuma, 00:04
Abone Ol google-news

EN ZOR YIL!

- Mustafa Kemal’le Anadolu’da Yolculuk’un, Mustafa Kemal’in (Bandırma vapuruna binmesinden Ankara’ya gelişine kadar) 1919 yılını anlattığını söyleyebiliriz. Sizce 1919 neden Mustafa Kemal’in kariyerindeki en uzun ve zor yıldı?

30 Ekim 1918 günü Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştı. Mustafa Kemal Paşa, bu ateşkesin uygulanmasında sorun çıkardığından Adana’da Yıldırım Orduları Grubu Komutanı iken İstanbul’a çağrılmıştı. İstanbul’da altı ay kaldı. Alev Coşkun o sürede hangi temaslarda bulunduğunu çok güzel anlatmıştır.

İstanbul surları dışında bulunacaktı çare ve kendisine önerilen ordu müfettişliği göreviyle 16 Mayıs’ta Samsun’a doğru yola çıktı.

Ancak bu görevi çok kısa sürdü: İngiliz İşgal Kuvvetleri’nin talebiyle (6 Haziran) bölgedeki asayiş sorunlarını yakından incelemek için kendisini görevlendiren Hükümet tarafından daha Havza’da iken geri çağrıldı (8 Haziran). Yani yola çıkışından 22 gün sonra İstanbul’a dönmesi istendi!

Elbette buna hazırlıklıydı, İstanbul’un çağrısına uymama ve Anadolu’da Millî Mücadele’yi örgütlemek için var gücüyle yola koyuldu. Aslında bu bir yolculuktu ve yaşamının en uzun ve en zor yılında gerçekleştirilmişti. Her şey olabilirdi; başardı ve kazandı… Kitabımda bunun açık kanıtlarını birer birer anlattım.

- Kitapta Mustafa Kemal’in Anadolu’daki zorlu güzergâhını haritalar üzerinden takip ediyoruz.

Yollar dağların etrafından, nehir kenarlarından geçiyordu. Köprüler de bugünkü sıklıkta değildi… Öte yandan yolların kalitesi ve kullandıkları otomobillerin (Dünya Savaşı’nda ordudan kalan hayli yıpranmış araçlar) ulaşım açısından ciddi sorunlar oluşturuyordu.

MUSTAFA KEMAL’İN KARARLILIĞI

- Tüm bu yolculuk sırasında, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaşadıkları arasında sizi en çok etkileyen veya şaşırtan kısım neydi?

Erzurum’a giderken kullandıkları güzergâh boyunca görevli vali, mutasarrıf ve kaymakamların içinde bulundukları açmaz beni etkilemiştir. Gelen konuğu nasıl karşılayacaklardı? Tutuklamaları gerekiyor muydu? Onlar için karar vermek kolay değildi.

Erzurum’dan Sivas’a gelirken yollarda çok ciddi güvenlik sorunları vardı ve Mustafa Kemal Paşa’nın bunları aşma kararlılığı ve yöntemi de beni çok etkiledi.

Yolun ilerisindeki boğazda pusu olabileceğini ve bu yüzden yolculuklarını bir süre ertelemelerini söyleyen jandarma subayına aldırmıyor. Çatışmaya gireceklerini ve yola devam edeceklerini söylüyor.

Elbette bu yolculuğun inanılmaz zorlukları vardı ve etkilenmemek elde değil. Size çarpıcı bir olay anlatayım:

Sivas’tan Erzincan’a doğru yol alıyorlar. Hayli büyük bir kaya parçası kaymış ve yol kapanmış. Otomobilin etrafından dolanması olanaksız. Kazma kürekle parçalanacak gibi değil kaya… Akşam karanlığı başlamak üzere… Orada gecelemeye karar veriyorlar.

Mustafa Kemal Paşa bir kenarda toprağa serdiği battaniye üzerinde uyuyor. Rauf Orbay otomobilin içinde uyuyor. Eski İzmit Mutasarrıfı Süreyya Yiğit nöbet tutuyor ama paltosunu Mustafa Kemal’in üzerine örttüğünden gece soğuk ve çok üşüyor… Temmuz başında geceleri Erzincan dağları soğuk olmalı…

CEPHELERDE SINANMIŞ DOSTLUKLAR...

- Kitabınızın önemli bir özelliği de Mustafa Kemal’in ilk yol arkadaşlarını tanımak. Mustafa Kemal’in yanında hangi kilit isimler vardı?

Mustafa Kemal, bu konuda çok titiz… Yakın çalışma arkadaşları rastgele bir araya gelen bir ekip değil. Bir kere, onların bir kısmı ile harp alanlarında, cephelerde sınanmış bir dostluğu var.

Ta Libya’daki mücadele günlerinden, Çanakkale Savaşı’ndan, Kafkas Cephesi’nden, Suriye-Filistin Cephesi’nden gelen olağanüstü bir ekip… Bunlar, Kazım Dirik, İbrahim Tali Öngören, Refik Saydam, Kemal Doğan, Cevat Abbas, Muzaffer Kılıç…

Bunun dışında özellikle 3. Ordu bölgesini çok iyi bilen Hüsrev Gerede… Biliyorsunuz Rauf Orbay ile İbrahim Süreyya Yiğit ekibe Amasya’da, Mazhar Müfit Kansu Erzurum’da katılıyorlar.

- Kitapta çeşitli fotoğraflar yer alıyor. Mustafa Kemal’e bu yolculukta bir fotoğrafçı eşlik ediyor muydu?

Aslında kendisi Ruşen Eşref Ünaydın’a bunu söylüyor, daha önce gelmediği için sitem de ediyor. Haziran ayında Amasya’dan haber gönderiyor kendisine. Ne yazık ki, fotoğrafçı ve muhabirler Sivas Kongresi’nden sonra ziyaret ediyorlar kahramanlarımızı…

İstanbul’dan yola çıkarken müfettişlik karargahında görevli kimsede fotoğraf makinesi yok. Elimizdeki fotoğrafların bir kısmı özellikle Sivas Kongresi’nden sonra İstanbul’dan Ruşen Eşref’le gelen Kenan Hasip tarafından çekilmiştir.

MUSTAFA KEMAL’DEN ÜÇ LİDERLİK MİRASI

- Bu kitabı bitirdikten sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün kişiliği hakkında ne düşündünüz?

Doğan Kitap’tan 2019’da yayımlanan Savaşta ve Barışta Kemal Atatürk isimli biyografi çalışmamda yer yer kişiliği üzerine belgeler ve tanıklıklar ışığında aktarımlarda bulunmuştum.

Mustafa Kemal’le Anadolu’da Yolculuk ise bana kahramanımızı savaş ve barış koşullarından çok farklı bir yerde zor koşullarda gerçekleştirilen bir vapur ve hayli uzun süren bir otomobil yolculuğunda tanıma fırsatı verdi.

1919 yılındaki bu yolculuğu gerçekleştiren Mustafa Kemal’den günümüze liderlik mirası olarak aktarabileceğim üç önemli ders vardır; ki bunlar Mustafa Kemal’in 27 Aralık 1919 günü Ankara’da bir milli lider olarak kabulünün üç sırrıdır:

Birincisi, teşkilat kurması ve bizzat yönetmesidir. İkincisi, hedefinden asla vazgeçmeyişidir. Üçüncüsü, hesap verebilir bir kişilik olması; Erzurum Kongresi’nde, Sivas Kongresi’nde ve daha sonra Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ve tarih önünde bütün insanlığa hesap vermekten hiçbir zaman kaçınmamasıdır.

“Meclis en büyük hakikattir,” sözünü 1920 Nisan başında bir gece yarısı sohbetinde bizzat Yunus Nadi’ye söylemiştir.