Muzaffer Şerif Başoğlu 114 yaşında-3

Ayrıntıları kâğıt üstünde son derece titizlikle tasarlanan “Hırsızlar Mağarası” deneyinin ilk sonuçları çok geçmeden alındı. İki grubun üyeleri de kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturmuş doğal bir şekilde astlar ve üstler belirlenmişti. Astlar üstlere koşulsuz itaat ederken üstler onlara emir vermekten, hatta zaman zaman sert davranmaktan çekinmez olmuştu.

31 Temmuz 2020 Cuma, 05:00
Abone Ol google-news

Cavlı Çulfaz

Siyaset Bilimci/Yazar

“Ortama uyum sağlama” adı verilen bu ilk aşamanın sonunda artık herkes öteki gruptakilerle tanışmaya hazırdı. Sonrasında “Çatışmanın Doğuşu” adını taşıyan ikinci aşama başlayacaktı; yani öğrenciler tıpkı sıradan izci kamplarında olduğu gibi, çeşitli spor ve eğlence dallarında yarışacaktı.

Şaşırtıcı olan şey, istisnasız bütün öğrencilerin öteki grubun mensuplarına düşmanca davranmaya başlaması oldu. Yarışmalar sırasında durum iyice kötüleşti. Bir kere herkes normal hayattakinden çok daha iyi performans gösteriyordu; sanki bu yaz kampında başarılı olmak bir ölüm-dirim sorunuymuş gibi...

İkincisi, karşı gruptakilere zarar vermek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. O kadar ileri gittiler ve tehlike sinyalleri vermeye başladılar ki ikinci aşama hemen iptal edildi ve son aşamaya geçildi. Şerif, daha sonra bu iki grubu bir araya getirdi. Amacı, “gruplar arası çatışmanın rekabet, önyargı ve basmakalıp klişelerle nasıl tetiklendiğini” izlemekti.

Gruplar birbirlerinin varlığının farkına varır varmaz gerginlik süreci başladı. Önceleri çeşitli masum oyunlarda rakip iki takım gibi hareket ettiler. Kazananlara ödüller verildi. Ama kısa sürede rekabet düşmanlığa dönüştü. Taraflar aynı yerde yemek yemek istemediler, birbirlerine aşağılayıcı sloganlar atıp şarkılar söylediler, bayraklarını yaktılar, geceleri yatakhanelerini basıp çevreye zarar verdiler.

REKABET ORTADAN NASIL KALDIRILDI?

ORTAK ÇIKARDA BULUŞMA

Muzaffer Şerif ve arkadaşları duruma müdahale ettiler ve deneyin üçüncü “dostluk” bölümü başlatıldı: Gerilimi yumuşatma, ortak amaç oluşturma, işbirliği, yardımlaşma gibi. Bu aşama, Muzaffer Şerif’in planlarına göre sakinleşme ve barışın sağlanması aşaması olacaktı. 24 kişilik bir insan topluluğunu, sadece iki gruba ayırmak bile aralarında düşmanlığa yol açıyorsa, bunu düzeltmenin ve o insanları aynı noktada buluşturmanın da bir yolu olmalıydı. Şerif, bu amaçla iki grubun çıkarlarını da ilgilendiren ortak hedefler belirledi. Son aşamada çocuklar yeni bir bölgeye götürüldü ve hepsini ilgilendiren önemli sorunları birlikte çözmeye özendirildiler. Rekabet ortadan kaldırıldı.

TEK SU KAYNAĞIYDI

Örneğin Şerif ve yanında görev yapanlar, kampın tek su kaynağını kullanılamaz hale getirdiler. İki taraf da bundan zarar göreceği için muslukları onarmaları gerekti, yoksa susuz kalacaklardı. Öğrenciler bu sorunu kafa kafaya vererek çözmeyi bir süre sonra başardılar. Bir grup için başarı olan şey, öteki için başarısızlık sayılmayınca huzur sağlandı. Hatta işler o derece yoluna girdi ki dönüş yolunda aynı otobüse binmekte bile ısrar ettiler. Muzaffer Şerif, bu büyük deneyle, daha önce oluşturduğu “Gerçekçi Çatışma Kuramı”nı test etti ve doğrulatmış oldu. Bu kuramın “itici gücü” rekabet idi. Çalışma, ayrıca dışarıdan yapılan müdahalelerle “önyargı ve basmakalıp düşüncelerin nasıl beslendiğine de ışık tutuyordu.”

AYRIMCILIK BAŞLATILDIĞI HIZLA SONA ERDİRİLEBİLİR Mİ?

Hırsızlar Mağarası deneyi, sosyal psikolojinin en tartışılan konularından biri olan ayrımcılık ve ötekileştirme sorununun bir toplumda nasıl kolayca tetiklenebileceğini, farklı gruplar arasında düşmanlığın nasıl büyük bir hızla büyütülüp savaşa dönüştürülebileceğini ortaya koyduğu için bilim tarihinde çok önemli kabul ediliyor. Dahası, çözümü de kendi içinde taşıyan bir deney bu. Çünkü Şerif’in de kanıtladığı gibi, ayrımcılık başlatıldığı kadar kolayca da ortadan kaldırılabiliyor, düşmanlık etkisiz hale getirilebiliyor.

SİNEKLERİN TANRISI ŞERİF’TEN Mİ ETKİLENDİ?

Belki tamamen rastlantı olabilir ama William Golding’in çok benzer bir konuyu ele aldığı ünlü romanı Sineklerin Tanrısı, Muzaffer Şerif’in deneyinin kitap olarak yayımlanmasından sonra okur karşısına çıktı. Golding’e göre, insanın doğası kötüydü. Golding’in tersine bilim adamı Muzaffer Şerif iyimser biri. Nefret ve şiddet, toplumlar içinde ve arasında çok güçlü ama buna karşılık işbirliği ve uyum da güçsüz değil. Çatışma, kötülük ve şiddet; insanın doğasında değil, içinde yaşadığı çevrenin yarattığı olumsuz koşullar içinde boy atıyor. Nefret doğuştan gelmiyor, sonradan öğreniliyor. İşte Marksist materyalist yaklaşımın özü tam da burası.

NOBEL ÖDÜLÜ ALDI

1983 yılında William Golding Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Milyonlarca satılan roman Türkiye de içinde olmak üzere neredeyse bütün dillere çevrildi, okullarda ders kitapları içinde yer aldı. Ne yazık ki, bizce asıl Nobel’i alması gereken insan, Muzaffer Şerif, ülkemizde bile yeterince bilinmiyor. İngiliz New Scientist dergisi, yıllar sonra 2018’de ABD Başkanı Trump’ın, toplumu bölücü - kamplaştırıcı politikalarının, dünyada sosyal psikolojinin kurucu babalarından Muzaffer Şerif’in 1950’li yıllarda yaptığı “Hırsızlar Mağarası” (Robbers Cave) deneyi ile doğrudan bağlantısını yazdı. İçi boş bir sosyoloji ve sade suya tirit, bireyi toplumdan, çevresinden soyutlayarak ele alan yerleşik yavan bir bilim anlayışına karşı ömrü mücadele içinde, düşünce namusunu Türkiye’de ve ABD’de titizlikle koruyarak geçmiş, hakkında sayfalarca FBI dosyası olan bir bilim adamından söz ediyoruz. (Sertan Batur, Muzafer Sherif in FBI Files)

“Muzaffer Şerif, sadece sosyal psikolojinin kurucu önderlerinden birisi değil, aynı zamanda farklı sosyal bilimleri harmanlayarak kuramlarını deneysel yöntemle, kanıta dayalı geliştiren ilk sosyal bilimcilerdendir.”

‘SİZİN BİR MUZAFFER ŞERİF’İNİZ VAR’

1980-1981 yılları arasında merkezi Prag’da olan ve 41 dilde yayımlanan Barış ve Sosyalizm Sorunları dergisinde Türkiye Komünist Partisi temsilcisiydim. Orada dünyanın değişik ülkelerinden deneyimli yoldaşlar şöyle diyorlardı: “Sizin bir Muzaffer Şerif’iniz var. Dünyada sosyal psikoloji biliminin kurucusu. Lenin, yıllar önce ‘halkın nabzını sürekli tutalım, sosyal psikoloji konusunda bilimsel araştırmaları geliştirelim’ diyordu. Biz daha sonra bütün bu girişimleri engelledik, yasakladık. Sizin Muzaffer Şerif’iniz ise ABD’de bu bilimin temellerini attı.”

YARATICI MARKSİZM...

Muzaffer Şerif, Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldığı 40 yaşına kadar Zeki Baştımar’a bağlı aktif TKP üyesi. Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’ndaki hemen herkes öyle. Şerif, ABD’ye gittikten sonra zaten yasak olan TKP’nin fiilen de üyesi değil; ama beyniyle, dünyaya bakış tarzıyla, yapıtlarıyla ve ABD’de tutucu çevrelere karşı verdiği ardıcıl savaşımla çağının tarihsel materyalisti bir Marksist o. Sosyal psikoloji dalını kurarak sosyal bilim alanının pratiğinde Marksizmi yaratıcı şekilde hayata geçiriyor.

TKP’NİN YÜZÜNCÜ YILDÖNÜMÜ

Bu yıl Muzaffer Şerif’in de üyesi olduğu Türkiye Komünist Partisi’nin yüzüncü kuruluş yıldönümü. Yüzüncü yıldönümünün ayrımsız bütün sol ve demokratik kuruluşlar arasında düşünsel yakınlaşmayı ilerletme, eylem birliğini geliştirme yolunda önemli bir adım olacağını sanıyorum. Önümüzdeki yıllarda genç sosyal bilimcilerimizin, tarihsel materyalizmin dünya çapındaki öncülerinden Muzaffer Şerif’i daha derin bir merak ve tutkuyla araştıracaklarını umuyorum.