"Öcalan yeni bir bildirim gönderebilir"

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sürecin başladığı gibi olumlu seyretmesi halinde 21 Mart tarihinden önce terör örgütü ele başı Abdullah Öcalan tarafından bir bildiri ortaya çıkabileceğini belirtti.

14 Mart 2013 Perşembe, 11:46
Abone Ol google-news

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Bu süreç zannediyorum ki hemen silah bırakmayla ilgili olmaz, mutlaka bir eylemsizlik çatışmasızlık kararı vereceksiniz, bundan sonra artık silahların susması gerekiyor şeklinde bir bildiri veya duyuru yapılacağını ümit ediyorum'' dedi.

Kamu görevlilerinin serbest bırakıldığı anımsatılarak, ''Eğer süreç karşılıklı adımlarla gidecekse bu aşamada devletin atacağı bir adım var mı ya da devletin örgütten beklediği adım nedir?'' sorusu üzerine Arınç, 8 kişinin ailelerine dönmüş olmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi.

''Onlara kavuşmuş olmaktan sevinçliyiz, bir vesile oldu, bir jest oldu'' diyen Arınç, ''Dönüşleri de bence çok olumlu oldu şekil, prosedür bakımından. Çünkü daha önce yaşanan olumsuz görüntülerin hiçbirisi bu kez yaşanmadı'' dedi. ''Habur'' hatırlatması yapılması üzerine Arınç, ''Habur, belki Habur benzeri sayılabilecek başka olaylar. Onlar dik durmuşlar, ülkelerine, vatanlarına, ailelerine bağlı kalmışlar. Kimisi çocuğunu büyümüş olarak, kimisi annesini vefat etmiş olarak buldu. Ama insan hayatından daha değerli bir şey yok. Onların sağlıklı olarak tekrar ailelerine dönmeleri bizi çok mutlu etti. Bu insani bir olaydır'' diye konuştu.

''Devletin, hükümetin gücü bunları bugüne kadar bulmaya yetmedi mi'' düşüncesinin zaman zaman dile getirildiğini belirten Arınç, bugüne kadar kesinlikle beklenmediğini, kaçırıldıkları, alıkonuldukları günden itibaren devletin onları tekrar özgürlüklerine, ailelerine kavuşturmak için her şeyi yaptığını söyledi.

Bu kişilerin belki operasyonla kurtulmalarının da mümkün olduğunu ancak hayat güvenliğini önemsediklerini belirten Arınç, ''Memleketlerine, ülkelerine dönebilecekleri en iyi ortam bugüne kadar beklendi. Bu onlardan bir tanesiydi belki'' dedi.

İmralı'ya giden heyetlerin görüşme süreçlerini anlatan Arınç, ikinci heyetin gidişinden sonra kamu görevlilerinin serbest bırakılmasının gündeme geldiğini, BDP'lilerin kullandığı ''tutsak'' kelimesini kabul etmemekle birlikte, kamu görevlilerinin serbest bırakılma sürecinin başladığını hatırlattı.

İkinci heyetin görüşmesinin ardından Kandil ve örgütün Avrupa kanadına 2 mektup ulaştırılacağının söylendiğini anlatan Arınç, ''Bu mektupların yerlerine ulaştığını biliyoruz. Bu yerlerine ulaştıktan sonra da oradan gelecek cevapların Öcalan'a gelmesi, onun atacağı adımla sürecin devam etmesi öngörülüyor'' dedi.

İmralı görüşme notlarının basına sızdırılmasıyla ilgili ''bir yol kazası oldu denebilir'' diyen Arınç, bunun doğru olmayan bir hareket olduğunu ifade ederek, BDP yetkililerinin partiden çıktığını kabul ettiğini hatırlattı.

Arınç, şöyle devam etti:

''Olay sahiplenildi. Dolayısıyla MİT veya hükümet tarafından dışarıya sızdırılmadığı ortaya çıktı. Ancak bu, sürecin hızını kesmedi, olumsuz bir noktaya da götürmedi. Çünkü sürecin başlamasıyla birlikte Türkiye'de önemli bir iyileşme, önemli bir ümit, önemli bir gelişme olarak görüldü ve müthiş bir kredi açıldı toplum tarafından. Yani 'bir sabotajdır bunun açıklanması, burada konuşulan şeyler toplum tarafından adeta reddedilir ve bu iş burada biter' diye düşünenler umduklarını bulamadılar. Çünkü Türkiye çok acılar yaşadı, bundan çok daha kötüsünü gördü. 'Eğer sürecin başarıya ulaşması halinde silah bırakmak ve Türkiye topraklarını terk etmek ve daha sonraki gelişmeler mümkün olabilecekse bunun açıklanması hiç de önemli değil' dedi. Toplumdaki karşılığı bu oldu.''

''Beklenti var''

''Benim görüşüme göre bu mektupların iki kaynaktan da Öcalan'a ulaşıyor olması lazım. Bundan sonra eğer bir heyet daha gidecekse ki bilebildiğim kadarıyla gitmesi gerekecek'' diyen Arınç, ne zaman ve kimlerin gideceğini şu anda söylemenin mümkün olmadığını belirtti.

Bu konuda bir beklenti olduğunu dile getiren Arınç, şöyle konuştu:

''Mektuplar sonrasında Öcalan'ın yine vereceği karar ve en azından 21 Mart'tan önce böyle beklenti var. Aslında tarihleri bu kadar çabuklaştırmak fazla iyimserlik de sayılabilir. Büyük bir beklenti de ortaya çıkarabilir. Ama Nevruz önemli bir olay. Çünkü her Nevruz öncesinde Türkiye'de bir karabasan gibi sıkıntı yaşanıyor. Farklı şekillerde kutlanıyor, toplumsal gösteriye dönüşüyor, çatışmalar oluyor. Bu arada istenmeyen görüntüler de çıkabiliyor. Eğer süreç başladığı gibi olumlu seyir takip edecek olursa yine 21 Mart'tan önce Öcalan tarafından yine bir bildiri, haberleşme veya onların tabiriyle bir talimat ortaya çıkabilir. Bu süreç zannediyorum ki hemen silah bırakmayla ilgili olmaz, mutlaka bir eylemsizlik çatışmasızlık kararı vereceksiniz, bundan sonra artık silahların susması gerekiyor şeklinde bir bildiri veya duyuru yapılacağını ümit ediyorum.''

''Nevruza yetişebilir mi'' sorusuna Arınç, ''Çok ortada bir iş, yetişemeyebilir de. Süreci gözlemleyen insan olarak söylüyorum, bu tür işlerde erkendir, geçtir demek çok doğru değil. 21 Mart çok önemliyse ve örgütle ilgili Öcalan'ın vereceği söz de 21 Mart öncesi önem ifade ediyorsa bu olabilir, olmaması için hiçbir sebep yok'' yanıtını verdi.
''(BDP Diyarbakır Milletvekili) Altan Tan, yıl sonuna kadar sürecin meyvelerinin toplanabileceğini ifade etmişti. Siz bu açıklamayı fazla mı iyimser buluyorsunuz, fazla mı aceleci buluyorsunuz, yoksa katılıyor musunuz'' sorusu üzerine Arınç, herkesin çok ümitli olduğunu ve kendine göre tarihler koyabildiğini söyledi.

Kamu görevlilerinin serbest bırakılmasından örnek veren Arınç, bu olayın 1 ay içinde neticeye kavuşturulduğuna işaret etti.

Sürecin zorlu geçeceğinin farkına varılması gerektiğini vurgulayan Arınç, ''Önemli kabuller var. Herkes kendi zaviyesinden bakarak bu iş şurada bitecek, ileriye gitmeyecek diye bir beklenti içerisinde'' diyen Arınç, ''Kaldı ki bu sadece Türkiye ile sınırlı bir olay da değil. Komşularımızdan başlayarak dış dünyada Türkiye'nin terörle başının belada olmasını isteyen dost görünerek ama bunu da içinden kabul ederek bir takım destekte bulunan ülkeler olduğunu bilmemiz lazım'' dedi.


''O konuşmada biz yokuz''

''Öcalan'ın bu süreçteki konumu, önemi ortada. Sızan tutanaklarda onun ifadelerine bakıldığında hep 'ben yaptım, ben söyledim'. O ruh halini nasıl değerlendiriyorsunuz, süreci nasıl etkiler'' sorusu üzerine de Arınç, şunları kaydetti:

''Ben psikolog, psikiyatris değilim. Bir kere şunu düşünmeliyiz, o konuşmada biz yokuz. Öcalan kendini ziyarete gelenlere konuşuyor ve sürekli onlara bir şeyler söylüyor okuyabildiğimiz kadarıyla. Onun ne söyleyeceği, ne söylediği, kafasının içinde ne olduğu bizim gücümüzle sınırlanacak bir şey değil. Binaenaleyh o her şeyi söyleyecektir. Bazen inandığı için söyleyecektir. Bazen 13-14 yıldan beri müebbet ağırlaştırılmış hapse mahkum bir insan adada çektiği sıkıntılar veya kendine göre ruh halini yansıtacaktır. Belki karşıdakileri ikna etmek için bazı argümanlar kullanacaktır. Belki gelenlere bir mesaj vermek onları ikna etmek üzere bazı aktörleri ortaya koyacaktır. Biz onun ne söylemesi gerektiğini belki biliyoruz ama karşı tarafa nasıl bir mesaj göndermesi gerektiğini çok fazla bilmiyoruz. Çünkü Kandil'de, yurt dışındaki siyasi kanada etkili olması düşünülüyorsa, BDP'nin tabanı üzerinde etkili olması düşünülüyorsa. Hepsini ayrı ayrı farklı farklı ikna edici bazı yöntemleri kullanması ve sözleri kullanması uygun olur. Şimdi bunun içinde ne var niçin bunları konuştu. Bu bizim MİT'in şifrelerini çözebileceği bir konuşmadır. Niye öyle konuştu diye kafasına vuracak noktada değiliz.Hangi şartlar altında bunları söyledi onu da bilecek noktada değiliz. Ama şu önemli ki Öcalan bir mesaj verir ve bu mesajla bu kanatlar, bu kollar 'evet biz de senin söylediklerini kabul ediyoruz, madem ki böyle bir süreç başladı sana güveniyoruz, ne dersen onu yapacağız' noktasına gelirse bu iş kolaylaşmış olacak. Kaldı ki kandil, 'biz hemen evet diyecek noktada değiliz, inceleriz, araştırırız, ondan sonra kabul ederiz' noktasında. Onlar bile bu işin zorluğunun farkındalar. Dolayısıyla bizim çok sabırlı olmamız lazım. Umarım yıl sonrasına kadar çok şeyleri görmüş olacağız. Ama 'bu 21 Mart mı olur 21 Nisan mı olur' derseniz bunlar çok yakın süreçler. Herhalde çok daha iyi olgunlaşması ve çok daha karar mekanizmalarından geçerek bir doğru üzerinde yürümesi gerekiyor.''

Arınç, ''Süreçte iki tarafında adımlar atması gerekiyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu süreçte atacağı ilk adım nedir, ne olmalıdır?'' sorusu üzerine ise ''Biz bir defa örgütün taleplerine 'evet' demek veya o talepleri 'baş üstüne' diyerek karşılamak noktasında değiliz. Hiçbir zaman olmadık. Ancak Türkiye'de demokratikleşme, açılım, milli birlik ve kardeşlik konusunda özellikle kendilerini Kürt kimliği ile ifade eden yurttaşlarımıza karşı her zaman Anayasa'yı, temel insan haklarını esas alarak pek çok şeyler yaptık'' diye konuştu.

Bu hakları vermeyi bir lütuf olarak görmediklerini vurgulayan Arınç, ancak özel statü veya buna benzer siyasi taleplerin ise hiçbir zaman kabul edebilecekleri konular olmadığını vurguladı. Arınç, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

''Elbette öncelikle onların adım atması lazım. Çünkü silah onlarda, eylemleri onlar yapıyorlar ve bu eylemlerde kan dökülüyor. Masum insanlara varıncaya kadar terörün ateşi herkesi sardı. Dolayısıyla siz silahı bırakmadıktan sonra sizinle görüşerek, nihayetinde hangi noktalarda beraber olacağımızı veya hangi noktalarda sizin bazı talepleriniz varsa bunları karşılayacağımız noktasında hiçbir şeyi peşinen konuşmak durumunda değiliz. Önce onlar kendilerine verilen bu görevi yerine getirmeleri lazım. Çünkü elinde silah olan kişiyle hiçbir şey konuşulmaz, ona ancak o silahın karşılığıyla mukabil edilir. Terörle mücadele dediğimiz noktada hiçbir zafiyetimiz yok.''

Arınç, terörle mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Emniyet teşkilatının artık komuta kademesiyle bizzat alanda olduğunu, Ankara'dan, masa başından, bölgedeki harekatlara müdahil olma devrinin artık geçtiğini, bunun da büyük bir moral kaynağı haline geldiğini söyledi.

Arınç, iktidarın hukuk içinde bir mücadele yürüttüğünü bu nedenle halkın desteğinin de arkasında olduğunu belirtti.

''Tuzak soru ve cevaplarla toplumun hassasiyetlerini kaşımak doğru değil''

Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın ''İmralı tutanakları'' olarak basına yansıyan haberdeki ''hepimiz özgür olacağız'' ifadesinin hatırlatılması ve ''Öcalan bu sözleriyle bir talep mi dile getiriyor'' şeklindeki soru üzerine de Arınç, ''İnanmış bir konuya veya inanmış gibi görünüyor. Bu yola iyi niyetle çıkmışsa bir insan ve kendisiyle yol arkadaşlığı yapmış olanları da ikna etmeye çalışıyorsa, onların itirazlarını karşılamak için bazı şeyler konuşmuş olabilir. 'Hepimiz özgür olacağız' sözünü yorumlayacak bir noktada değilim ama onun 40 tane anlamı olabilir'' değerlendirmesinde bulundu.

Bu sözün ''Öcalan çıkacak'' şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirten Arınç, ancak bazı medya kuruluşlarının bu tür yaklaşımlarla halkın duyarlılıklarını kör etmeye çalıştıklarını kaydetti.

''Terör örgütü elebaşı Öcalan'ın 21 Mart öncesi televizyonlardan talimat vereceği'' şeklinde bir iddianın da ortaya atıldığını aktaran Arınç, şunları söyledi:

''Öcalan, adada, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum. Kendisiyle görüşmek için sadece Adalet Bakanlığının milletvekillerine izin verdiği bir statüde. Televizyonların önüne geçecek bütün dünyaya bir mesaj verecek, böyle bir saçmalığı, böyle olmayacak bir meseleyi birisi uydurmuş olabilir ama Bahçeli'ye sorulduğunda bunu elinin tersiyle itmesi gerekirken, bunun üzerine bir cevap inşa etmesi, Haluk Koç'a sorulunca onun bir cevap vermeye çalışması fevkalade yanlış. Bunun olmayacağını herkesin bilmesi lazım. Böyle bir gelişmenin kesinlikle yaşanmayacağını herkesin bilmesi lazım ama böyle tuzak sorularla ve cevaplarla toplumun hassasiyetlerini kaşımak doğru değil. Dün Sayın Haluk Koç'un bir sözü, 'İmralı hapşırıyor, buradaki siyasetçiler nezle oldum diyor'. Ne kadar küçümseyici, ne kadar küçültücü bir söz. Sayın Başbakanımızın gribal bir enfeksiyonla evinde istirahate çekiliyor olmasını, Öcalan'ın hapşırmasına bağlayan bir siyasetçi. Keşke hekim olarak kalsaydı da siyasete hiç girmeseydi. Bunlar çok çirkin, yakışıksız şeyler.''

''Her şeye rağmen biz bu yolda devam edeceğiz''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın artık sorunun çözülmesi için çabaladığını, bunu da büyük bir risk alarak yaptığını belirten Arınç, şu değerlendirmelerde bulundu:

''Biz 'baldıran zehiri içmeye hazırız' diyen bir Başbakanın bu süreçte ne kadar acı ve ıstırap çektiğini herkesin bilmesi lazım. Yüzde 50 oyla iktidar olmuş ve 50'den de aşağıya hala oy oranı düşmeyen bir partinin Genel Başkanı, başının derdi mi yok ki böyle bir süreci başlatıyor? Herkesten eleştiri alacağını bile bile, büyük bir risk alarak. Önümüzde 1 yıl sonra seçimler olduğunu da bile bile niye böyle bir yola çıkıyor? Acaba Kılıçdaroğlu, böyle bir yola çıkar mıydı? Bahçeli için kesinlikle mümkün değil. Niye 30 yıldan beri hiçbir siyasetçi bunu göz almadı? Ve Sayın Erdoğan bu gücüyle, bu inancıyla, 'her şeye rağmen ülkeme barış getirmek, silahları susturmak istiyorum, annelerin gözyaşlarını dindirmek istiyorum' diye yola çıkıyor, birisi de diyor ki 'Öcalan hapşırdı, bizimki de hasta oldu evine gitti', ne kadar çirkin şeyler. Zor bir iş içerisindeyiz ama başaracağımıza inanıyoruz. Hiç bu kadar optimist olmamıştık. Herkesin de öyle olması lazım''

Arınç, daha önce ''barış süreci başlamalı, Öcalan muhatap alınmalı'' diyen basındaki bazı çevrelerin şimdi ise süreci eleştirdiğini, sürecin başarılı olacağının görülmesi ve halkın verdiği kredinin yüksek olmasının fark edilmesi üzerine böyle bir yaklaşım sergilendiğini belirterek, ''Her şeye rağmen biz bu yolda devam edeceğiz. Çalışmalarımızı büyük bir itinayla götürüyoruz. İstihbarat teşkilatımız 'siyasetin bu konuya hakim olması zamanı geldi' dediği anda hükümetimiz de parlamentomuz da devrededir'' dedi.

''Sevinmemek herhalde kıskançlıktan başka bir şey değil''

Terör örgütünce kaçırılan kamu görevlilerinin serbest bırakılırken terör örgütü yöneticileriyle el sıkışmadıkları hatırlatılarak, değerlendirmesinin de sorulduğu Arınç, şöyle konuştu:

''Kendilerini 2 yıldan beri elinde tutan, sağlık şartlarından, aileleriyle görüşmekten mahrum bırakan ve kendilerine esir muamelesi yapan insanlara, özellikle o Reşadiye'deki askerlerimize karşı yapılan saldırının emrini verdiği söylenen bir insana güler yüz göstermeleri, el sıkmaları herhalde beklenemezdi. Bu çok doğal bir durum. Teşekkür edecek noktada değiller. Ama biz sonuç itibarıyla bu arkadaşlarımıza kavuşmaktan en az onların anneleri, eşleri kadar, çocukları kadar seviniyoruz. Bu konuyu kimse başka türlü yorumlamasın. Acıyı ve sıkıntıyı biz çekiyoruz. Bize düşen onları kendi ellerimizle alıp buraya getirebilmek. Ama biz onların hayatlarını düşündük. Onların ayaklarına diken batmasın istedik. Bir çatışmada hayatlarını kaybetmesinler istedik. Bugüne kadar sadece gözetledik ve kolladık. Şimdi bir sebep ortaya çıktı ve onlar anavatana geldiler. Bundan dolayı sevinmemek herhalde kıskançlıktan başka bir şey değil.''

Arınç, Hatay'ın Reyhanlı ilçesi Cilvegözü Sınır Kapısı'ndaki saldırıyı gerçekleştirenlerin yakalanışına ilişkin ''Filmlere konu olacak operasyon'' dediğinin ifade edilerek, operasyonun nasıl gerçekleştiğinin sorulması üzerine olayla ilgili ciddi bir soruşturma yürütüldüğünü söyledi. Patlamayı gerçekleştiren kişilerin ayaklarındaki çorabın rengine kadar ayrıntılı analizler yapılarak bir ay süren çalışma gerçekleştirildiğini anlatan Arınç, son yıllardaki en başarılı operasyonlardan biriyle olayın faillerinin yakalandığını belirtti.


Tutuklu gazetecilerin durumu


Tutuklu gazeteciler konusunda bir çalışma olduğunu söylediği ancak daha sonra böyle bir çalışma olmadığının belirtildiği ifade edilerek, ''Tutuklu gazetecilerle ilgili bir çalışma var mı yok mu, yoksa bu başka bir çalışmanın bölümü mü'' sorusu üzerine Arınç, ''Yanlış anlamaları bekli de maksatlı yapıyorlar. Çünkü üzerinde durduğumuz tek konu 4 Yargı Paketi'dir'' dedi.

Arınç, 4. Yargı Paketi'nin pek çok demokratik düzenlemeyi içeren bir çalışma olduğunu belirterek, bundan istifade edebilecek basın mensupları olduğunu, daha önce ifade ettiğinin de bu olduğunu ancak yeni bir düzenlemeymiş gibi algılandığını söyledi.