Odatv sanğından suç duyurusu

Oda TV Davası tutuklu sanığı Gazeteci Müyesser Yıldız, davanın iddianamesini hazırlayan savcılar ve davanın görüleceği mahkemenin hakimleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Dilekçesini Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na sunan Yıldız, soruşturmayı yapan savcı ve davanın görüleceği hakimlerin görevden alınmasını istedi.

02 Aralık 2011 Cuma, 13:21
Abone Ol google-news

Kamuoyunda Oda Tv davası olarak bilinen, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüşülmesine başlanacak olan davanın tutuklu sanığı Gazeteci Müyesser Yıldız'ın kaleme aldığı suç duyurusu avukatı aracılığıyla HSYK'ya sunuldu. Suç duyurusunda 9 ayı aşan bir süredir tutuklu bulunduğunu belirten Yıldız, "2010 yılında soruşturmayı başlatan Savcı Zekeriya Öz hasmımdır. Kendileri bundan çok önce bir başka iddianamede o davanın sanığı veya şüphelisi olmadığım halde, 2007 yılına ait bir telefon görüşmemi üstelik de kimlik bilgilerimi deşifre ederek kullanmıştır. Bu sebeple açtığım dava sürerken, bizzat Savcı Öz'ün talimatı ile 3 Mart 2011 günü Oda Tv soruşturması kapsamında gözaltına alınıp, tutuklandım.

Oda Tv iddianamesinde hakkımdaki suçlamaya delil diye konulan unsurun, 2007 yılına ait ve dava konusu olmuş o telefon konuşması gösterilmesi olmuştur. İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen davanın 1 ay önce lehime sonuçlandığını ve 4 bin TL tazminata hükmedildiğini dikkatlerinize sunmak isterim" dedi.

'İddianamede lehime olan deliller yer almadı'

CMK'nın 160. maddesinde Cumhuriyet savcısının, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü" olduğunun altı çizilen suç duyurusunda, iddianamede yer alacak hususları düzenleyen CMK 170. maddesinde yer alan 'iddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhinde olan hususlar değil, lehinde olan hususlar da ileri sürülür' hükmü anımsatıldı. Lehine olan delillerin iddianamede yer almadığını belirten Yıldız, "Aynı dava kapsamında bulunan diğer sanıklarla aramda herhangi bir telefon, elektronik postanın iddianameye konulmamış olması, böyle bir bağlantı bulunmadığının en önemli delili değil midir? Aksine davayla hiçbir ilgisi olmayan şahıslarla yaptığım telefon konuşmasına yer verilmiş, dahası bu şahısların kimlik bilgileri açıklanarak bir kez daha suç işlenmiştir" dedi. Suç duyurusunda şöyle denildi:

"Hakkımdaki bir başka iddia, bilgisayarımda bulunduğu öne sürülen sözde bazı "talimatlar"dır. Bunları hiçbir şekilde görmediğimi, bilmediğimi gerek savcılık sorgusunda gerekse tutuklanmama karar veren mahkemede belirttim. Bilgisayar imajları ODTÜ'de bir bilirkişi heyetine inceletildi. Sözkonusu talimatların bilgisayarıma dışarıdan bir virüs yoluyla yüklendiği yönünde rapor geldi."

Bilirkişi raporunu mahkemeye sunduğunu, Yıldız'a bu konuda 3 gün içinde cevap verilmesi gerektiği halde henüz bir cevap alınamadığı bilgisine yer verilen suç duyurusunda, şu değerlendirmeler yer aldı:

"Delillerin karartılması ve kaçma ihtimalinden söz edilmektedir. İddianame tamamlandığına göre delillerin karartılması söz konusu olabilir mi? Deniz Feneri davasında, keza İzzet Yıldızhan'ın yayın yasağı başvurusunda 24 saat içinde karar verilirken, ek klasörlere ilişkin yayın yasağı talebimize 17 Ekim 2011 tarihinden bu yana cevap verilmedi. Mahkemenin 12 Eylül 2011 tarihli tensip zaptının 5. maddesinde, 'İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne yazı yazılarak, bilgi notu istenmesine karar verildiği' belirtilmektedir. Bahsi geçen terör örgütünün varlığı iddia noktasındadır. Hal böyle iken aynı zaptın 'suç' bölümünde sanıklar için 'silahlı terör örgütü kurma veya yönetme' ifadesi kullanılmıştır. Bu büyük bir çelişki, daha önemlisi mahkeme heyetinin ihsas-ı reyde bulunması değil midir? Soruşturmayı başlatan ve devam ettiren savcılar ve mahkeme heyeti hakkında yürürlükteki yasaları dikkate almadıkları, hatta bilerek ihlal ettikleri, şüpheli veya sanıkların haklarını hiçbir şekilde korumadıkları için soruşturma açılmasını ve davadan el çektirilmesini saygılarımla arz ve talep ederim."