Ölüm Cezası Yeniden Tartışılmamalıdır

12 Kasım 2012 Pazartesi, 07:22
Abone Ol google-news

Şayet insanı seviyorsak onu geliştirmek ve ona uygun bir düzeni gerçekleştirmek zorundayız. Artık eski ve aşılmış ölüm cezasının hatırlandığı bir cezalar sistemi bu amaçtan çok uzaktır.

Son günlerde ölüm cezası yeniden konuşulmaya başlandı. Önce Sayın Başbakan, toplumun ölüm cezasını maalesef kaldırdığıyönünde bir söylemde bulundu. Bunu bazı televizyonlarda yapılan açıklamalar izledi. Neden bu konunun gündeme geldiği pek anlaşılmıyor doğrusu. \t\t Acaba birtakım ayrılıkçı eylemlere bir gözdağı mı? \tYoksa giderek cezaların artırıldığı ortamda yargıyı etkileyebilecek bir davranışın sergilenmesi mi? \t\t\tÜç ayrı ağır ceza mahkemesi çeşidinin yer aldığı adli sistem içinde yargıyı ve cezaları yeniden biçimlendirmenin bir işareti mi? Bu soruların yanıtı henüz bilinmiyor.

Ancak şu bir gerçektir ki, ölüm cezası Türk toplumunda artık tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştır. 1960lı yıllardan yakın tarihe kadar uzanan süreçte çekilen nice acılardan \t\tsonra ölüm cezası yoğun \tbiçimde eleştirilmiştir. Hiç Menderesin Dramı”, “Darağacında Üç Fidanunutulur mu?

Türkiyede ölüm cezası önce 03.08.2002 tarihli ve 4771 sayılı kanunla savaş, çok yakın savaş tehdidi halleri dışındaki suçlar ve 14.07.2004 tarihli ve 5218 sayılı kanunla tüm suçlar için tamamen kaldırılmıştır. Yeni Ceza Kanunu hazırlıklarında toplumun çağdaş bir hukuk düzeyinde yaşamaya hakkı olduğu inancı ile ölüm cezası karşısındaki görüşler ileri sürülmüş ve bazı siyasal olayların da etkisi ile bu ceza yürürlükten kaldırılmıştır.

Bu gelişimin karşısında durulamaz ve ölüm cezası yeniden diriltilemez. \t\tÇünkü ölüm cezası en yüksek değer olan insanın yaşama hakkına aykırıdır. Toplumun ve toplumsal yaşayışın amacı olan insanı, toplumun ve yargı erkinin yok etme hakkı yoktur. \tHak ve özgürlüklerle \t\tdonatılmış olan bireyi ortadan kaldırmak, hukukun ve toplumsal yaşayışın inkârı ve çelişkisi anlamını taşıyacaktır. \t\t\tBu nedenle ölüm cezası XX. yüzyılda pek çok Batı ülkesinde kaldırılmış ve Türkiye de bunlara katılmıştır.

Bugünün ceza hukuku anlayışı, insanın hayatına son verilmesine değil, tam tersine insanın kazanılmasına yönelmiştir. Suç işleyen kişinin cezalandırılması yerine eğitilmesi, ıslah edilmesi, topluma kazandırılması, toplumsal yaşayışa uyarlı bir bireye dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Ölüm cezasının niteliği bu amaca tamamen karşıdır.

Bugün hukukun önemli bir niteliği, insancıl olmasıdır. Bu nedenledir ki, yeni hak ve özgürlükler ortaya çıkmaktadır. Savunma hakkı, adil yargılanma hakkı, susma hakkı, yargılamanın makul sürede bitirilmesini isteme hakkı uygulamaya geçmiştir. Ayrıca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine hafta sonu infaz, geceleyin infaz gibi seçenek cezalar getirilmiş, \tadli kontrol gibi yeni \t\t tedbirler kabul edilmiş, \tpara cezası ile hafif hapis cezası yerine idari para cezaları benimsenmiş, sürgün ortadan kaldırılmıştır.

Yıllar boyunca gerçekleşebilmiş bu değişimler, hep insanın önemi nedeniyle hukuk dünyasına yerleşmektedir. Ölüm cezasının bulunduğu ve uygulandığı bir hukuk düzeninde hak ve özgürlüklerden söz edilmesi mümkün değildir.

Ölüm cezasının, etkili ve caydırıcı olduğu iddiası da ispat edilmemiştir. XIX. ve XX. yüzyılın ilk başlarında yazılmış önemli ceza hukuku çalışmalarında, ölüm cezasının insanlar üzerinde tam olarak suç işlemekten caydırıcı etki yaratmadığı, cezanın infazını seyreden kişiler üzerinde karşıt duygular yarattığı ve hatta suç işleme eğilimini artırdığı da ileri sürülmüştür.

Şunu da eklemek gerekir ki, ölüm cezalarının infaz edilmesinde, yargılamada yapılmış hataların, eksikliklerin giderilmesi artık mümkün olamamaktadır. Her sistemde olduğu gibi yargılamada da ortaya çıkan adli hataların giderilmesi diğer cezalarda mümkün iken, bu durum ölüm cezalarında yoktur. İnfazdan on yıllarca sonra dahi tartışmalar devam etmektedir. Bu nedenledir ki ülkemizde, bir gencin yaşının küçük olup olmadığı üzerindeki kuşkulara rağmen ölüm cezasının infaz edilmesi ile ilgili tartışmalar hâlâ sürmektedir.

Şayet insanı seviyorsak onu geliştirmek ve ona uygun bir düzeni gerçekleştirmek zorundayız. Artık eski ve aşılmış ölüm cezasının hatırlandığı bir cezalar sistemi bu amaçtan çok uzaktır.

Prof. Dr. Köksal BAYRAKTAR Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Öğretim Üyesi