Örülen, yıkılan duvarlar

“Hey Hocam. Bizi rahat bırak... Düşüncelerimizi kontrol etme”. Sene 1979.

24 Ocak 2021 Pazar, 03:00
Örülen, yıkılan duvarlar
Abone Ol google-news

“Hey Hocam. Bizi rahat bırak... Düşüncelerimizi kontrol etme”. Sene 1979. Gelmiş geçmiş en iyi rock gruplarından Pink Floyd savaşlara, bozuk eğitime, ırkçılığa bu sözlerle isyan ediyor. Şarkının ismi (Otorite dediğin) “Duvardaki başka bir tuğla...”  Aslında duvar her dem gündemde bir konu. Nerede ikilem var, ortasında bir duvar. 

Örneğin Berlin Duvarı. 46 km. uzunluğundaydı. 1961’de inşa edilmişti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’yı cart diye ortadan ikiye böldü. Komünist fikirli Doğu’ya karşı emperyalist Batı. Duvarı aşmaya yeltenen ya mayın tarlasında parçalanıyor ya da vuruluyordu. Altından tünel kazanlar, tepesinden ev yapımı balonla uçarak kaçanlar bile oldu. 1989’da bu “utanç duvarı” nihayet yıkıldı. Almanya birleşti. Anında düzen değişti. Duvarın tuğlalarını turistlere sattılar. Bende de var bir tane. Arada bakıyorum. Çekilen onca acıya karşı nasıl da duyarsız. Duvar işte. 

Son yılların en önemli duvar projesi ise Trump’a ait. Müteahhit kökenli olunca Meksika sınırına betonarme bir yapı inşa etmeyi tasarlamıştı. Ülkesini “Meksikalıların istilasından” koruyacak, ABD’yi tekrar “harika” yapacaktı. Bu ırkçı duvar söylemi 2016’da Trump’a seçim kazandırdı. Velakin sadece duvar sözü olarak kaldı.

‘VERİ’ KİMDEYSE GÜÇ ONDA...

2020’de başka bir Floyd, George Floyd, ABD’de ve dünyada ırkçılık duvarlarını çatlattı. Siyahtı. Sokak ortasında polis tarafından katledilmişti. Milyonlarca kişi “Siyahların Hayatı Değerlidir” diyerek isyan etti. Protestolar öyle bir hal aldı ki yüzyıllar önce devrin kâşifi kabul edilen Kristof Kolomb, ırkçılığın sembolü oluverdi. Kolomb heykelleri yıkıldı. Trump duvar peşindeyken eldeki heykellerden oldu. Sonunda da koltuğundan... Hatta çok sevdiği Twitter’ından. O duvar örecekken, dijital dünya Trump’a karşı duvar ördü. 

6 Ocak’ta realite şov izler gibi Trump holiganlarının Kongre binasını basmalarını hayretle izledik. Bu hareketleriyle seçim sonucunu değiştirmek bir yana dursun, Trump’ın sosyal medyadan atılmasına neden oldular. Ve Pandora’nın kutusu açıldı: Toplum menfaatı için bile olsa, demokratik bir ülkede, bir devlet başkanın fikirlerini yayması ne zaman engellenebilir? Bu kararı kim verebilir?  Almanya Başbakanı Merkel’e göre, Twitter’ın patronu değil. “Şayet bir devlet başkanına engel konacaksa buna hukuk ve devlet sistemi karar vermeli. Şahıslar veya özel şirketler değil.” Ocak ayında net anladık. Güç artık ne devlette ne devlet başkanında. “Veri” kimdeyse onda. 

Her mesajımızın, sosyal medyadaki her beğenimizin, kredi kartıyla yaptığımız her alışverişin birileri tarafından didik didik tarandığı, tanımlandığı, bizi bizden daha iyi tanıyan akıllı programların insafında olduğumuz, görünmez dijital duvarlarla örülü bir dünyamız varken, duygu ve düşüncelerimiz manipülasyona bu derece açıkken... Ne gerek var tuğlaya, betona...  

Covid-19 dönemiyle evde kala kala, işimiz, eğitimimiz, arkadaş sohbetimiz zaten dört duvar arasında dijitalleşti. Mesaj platformu WhatsApp’ın 2 milyarın üstünde kullanıcısı var. Kullanıcı bilgilerini 8 Şubat’tan sonra ana firması Facebook ile paylaşacağını duyurdu. İki firmanın da sahibi aynı kişi: Mark Zuckerberg. Tek bir adamın bunca veriye sahip olup, hayatımıza büyük bir güçle dahil olması panikletti. Hep bir ağızdan Pink Floyd söylüyoruz: “Hey Mark... düşüncelerimizi kontrol etmeyi bırak”.

Peki, mesaj platformları arasında kötünün iyisi hangisi? WhatsApp’ı bırakıp, Rus Telegram’a mı geçsek? Yoksa içerik engelsiz olduğu için kimi protestocuların da tercih ettiği Signal’e mi? Signal’i 4 Ocak haftası 8.8 milyon yeni kullanıcının indirdiği düşünülürse (bir önceki haftanın 246 bin katı!) duvarı yıkamasak da bir çaba zorluyoruz. Özetle duvarlar çeşit çeşit. Tellisi, tuğlalısı, görüneni, görünmeyeni... En son modeli ise: “Bağışıklık” duvarı.

Pasaportumuzun değerine göre sınırların bize açık veya kapalı olmasına alışmıştık. İsviçreliysen şanslısın. Pasaportun kıymetli. Seyahat engelsizsin. Türksen yarı engelli, dünyada 55. değer sırasındasın, gibi.

AŞI PASAPORTU TARTIŞMASI

AVM’ye bile HES kodsuz giremediğimiz 2021’de ise artık en yetkin pasaport, Covid-19 aşı damgası bulunan olacak gibi. Avrupa ülkeleri Schengen vizesinin yanında aşı pasaportu planları konuşmaya başladı. Aşının markası da önemli. Şayet Moderna veya BioNTech değilse, kapıda kalırsın diyenler var. Oysa derimizin rengi gibi aşı tipini seçme özgürlüğümüz de yok. Yaşadığımız ülkede ne çıkarsa bahtımıza. Afrikalı demez mi  “-70 derecede tutulması gereken BioNTech aşısı bizim köyde vardı da biz mi olmadık?”... 

İsviçre, aşıya ulaşabilen dünyadaki 40 varlıklı ülkeden biri. 15.8 milyon doz BioNTech, Moderna ve AstraZeneca siparişiyle teoride nüfusunun tamamını aşılayabilecek. Ancak, aşıların üretim hızı ile İsviçre’nin ağır kanlılığı birleşince bu süreç aylar hatta yıllar alabilir. 

Bugün İsrail 8.6 milyonluk nüfusunun yüzde 40’lara varanını aşıladı, aynı nüfustaki İsviçre ise sadece yüzde 2’sini. Çünkü kendi içinde 26 kantona bölünmüş federasyonda, her kanton kendi bacağından asılıyor ve kendi kafasına göre aşılıyor. Örneğin Lucerne’liysen hazirana kadar topyekûn aşılanacaksın. Şayet kanton Vaud’a yaşıyorsan ve daha önce Covid geçirdiysen aşılanmayı unut. Diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak ulusal bir E-nabız da olmayınca, hangi kanton kimi aşıladı, ne kadar aşı kullandı bilinmiyor. Hükümet, “ulusal veri tabanı kuralım bu işi çözelim” diyor ama 4 kanton yanaşmıyor. İstedikleri kendilerine özel bir sistem. Pink Floyd’a bağlamışlar: “Hey Hükümet! Bizim verimizi bize bırak”. Gizlilik ülkesi İsviçre’de aşı kararı da kişisel sağlık bilgilerinin gizliliğinin derecesi de posta koduna göre değişiyor. Velhasıl hem İsviçre’de hem AB’de bağışıklık duvarının sınırları tartışılıyor. 2021’de örülen duvarlar gözle görülmüyor. 

[email protected]