Pastoral bir ağıt!

Soyut resim sanatındaki yetkin eserleri ile öne çıkan ressam Setenay Özbek, iki öykü kitabından sonra yayımlanan romanı Kafdağı’nın Ateşi’nde (Kafdav Yayıncılık) Çerkezlerin büyük sürgününü anlatıyor.

16 Ağustos 2021 Pazartesi, 00:02
Abone Ol google-news

Yeni yayımlanan romanı Kafdağı’nın Ateşi - Büyük Sürgün (Kafdav Yayıncılık), ünlü ressam Setenay Özbek’in edebiyat dünyasına attığı ilk adım değil. Kendisini Gendaş ve Cadde Yayınları’ndan çıkan iki öykü kitabı dolayısıyla okuma olanağını bulmuştuk: Gecenin Mavisi (2002) ve Hiç Kimse Bir Başkası Olamaz (2005).

Ancak Kafdağı’nın Ateşi’nin önceki kitaplarına göre çok daha yetkin olduğunu söyleyebiliriz. Özbek, Kafdağı’nın Ateşi ile edebiyat alanında da söyleyecek sözleri olduğunu kanıtlıyor.

TARİHSEL MÜCADELEYE MÜTEVAZI BİR KATKI

Romanında Çerkezlerin büyük sürgününü anlatan ve kendisi de Çerkez kökenli bir kabileden, Ubıhlar’ın (Vubıh) soyundan gelen sanatçı; söz konusu trajediyi, içe işleyen bir kurgusallık ve akıcı bir dille, yerel kültürel motifleri romanın dokusuna işleyerek vermeyi başarıyor.

Ülkemizde toplumsal bileşenin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş Çerkez toplumu tarihindeki bu büyük travmayı, “Büyük Sürgün”ü asla unutmadı. Öz yurtlarından sökülüp atılmayı asla kabullenemedi. Aradan geçen bir buçuk asra karşın gelenek, görenek ve kültürlerini asla terk etmedi.

Bunun doğal bir sonucu olarak da bu büyük tarihsel trajediyi anlatan sayısız eserler kaleme aldılar. Nart Destanları’nı, Xabze geleneklerini diri tutmak için büyük çaba sarf ettiler.

Setenay Özbek’in romanı bu büyük tarihsel mücadeleye mütevazı bir katkı olarak görülebilir. Ancak yazarın yüzyıllar ötesinden kopup gelen gelenekleri romanına işlerken gösterdiği özen, araştırmacı ruh ve Çerkez sivil yaşamının inceliklerini bir kadın gözüyle aktarırken sergilediği hassasiyet ve zarafet dikkate değer.

BİR ADİGE KÖYÜNDE...

Roman 1860 yılında, Çerkez köylerinin Rus baskısına maruz kaldığı ve pastoral Kafkasya yaşamının masalsı bir yapıda aktarıldığı pasajlarla başlıyor. Köylerde gitgide sıkışan ve göçe zorlanan halkın kaygıları, saldırı ve çatışmalar arttıkça giderek bir ağıt halini alıyor.

Derken erkeklerin büyük bir aşkla vatanlarını savunurken şehit düşmesi ve sonunda göçe kadar varan büyük trajedi aktarılırken, bir Adige köyünde, nesiller içinde yaşanan üç aşk öyküsü de odağa alınıyor.

Setenay Özbek, bunları duygusal ve fakat sade bir dille verirken sıklıkla Ahmet Mithat Efendi’ninkine benzer müdahalelerle Çerkez geleneklerini aktarıyor. Finaldeki hüzün ve keder ise dayanılır gibi değil...

ÖZGÜN BİR LÜGATÇE

Kafdağı’nın Ateşi’ni okurken sadece topraklarından koparılmış, geleneklerine bağlı ve gururlu bir halkın sürgün esnasında yaşadığı felaketleri yeniden yaşamış gibi olmuyoruz; yanı sıra yazarın her satıra özenle yerleştirdiği otantik kültürel ögeler, geleneksel unsurlar ve Çerkez’lere özgü lügatçe ile bir alt kültürün kılcal damarlarına yolculuğa çıkıyoruz.

Roman sanatımızın postmodern cambazlıklara evrildiği, toplumsal işlevlerinden uzaklaştığı ve metalaştığı bir dönemde Setenay Özbek gibi duyarlı sanatçıların kaleme aldığı, gerçek tragedyalardan ve somut insani durumlardan söz eden bu yönde romanlar çok önemli.

Kafdağı’nın Ateşi - Büyük Sürgün, Kafkas halklarının yaşadığı o unutulmaz trajediyi bir de duyarlı bir kadın sanatçıdan okumak isteyenler için mütevazı fakat etkileyici bir tarihsel roman.