Perinçek: 51 nolu DVD yalandan çatladı

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Adli Tıp tarafından incelenen emniyetçe araştırılan, Ergenekon davasında muammaya dönüşen ve neden, kimler tarafından, nasıl kırıldığının esrarı bir türlü çözülemeyen 51'nolu DVD'ye dayanarak insanların olmayan delillerle yıllardır hapislerde tutulduğunu belirterek, "Bilgi çağı denilen günümüz yalan çağına dönüştürüldü" dedi.

11 Ağustos 2011 Perşembe, 08:23
Abone Ol google-news

Silivri'de tutuklu bulunan Perinçek 2. Ergenekon Davası'na temel delil ettiği belirtilen ancak kırık olduğu söylenen "51 Nolu DVD" hakkındaki görüşlerini açıkladı.

2. Ergenekon Davasının en büyük muammasının 51 Nolu DVD'yi kimin kırdı ve nasıl kırdığı olduğunu belirten Perinçek, "Mahkeme polise yazıyor, bilirkişiye yolluyor. Savcılar "acaba" diye birbirine bakıyor. Kâtipler sorgu sual ediliyor. Emniyet dört koldan araştırıyor. Adli Tıp inceliyor. Avukatlar, Amerika'dan rapor getirtiyor. Silivri 1 Nolu L Tipi F-6 / Alt hücrelerden hücredaşım E. Alb. Levent Göktaş, "Nerde benim suç delilim, getirin kürsüye, görelim" diyor. Ancak nafile! 51 Nolu kırılmış DVD'nin esrarı çözülemiyor. Levent Göktaş, olmayan bir delille suçlanarak 31 aydır hapiste yatıyor" dedi.

Perinçek, "Kanıt yoktur, fakat iddia vardır. Suç yoktur, ama 'suçlu' vardır. DVD vardır; ama içinde yalnızca muamma vardır. Herkes inciyi denizin dibinde ararken, şair maden kuyusundan çıkartır" diyerek Hüseyin Haydar'ın "Yediğin yalandı, içtiğin yalan/ Hukukun satır satır kıyıldığı mezbahta/ Yalandan çatlayan bir CD vardı/ Pazarda ayva yalandı, nar yalandı" dizelerinden oluşan "kırık CD" şiirini alıntıladı. Perinçek şöyle devam etti:
"Evet, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Kafes, Islak İmza, Amirallere Suikast ve şimdi İnternet Andıcı davalarının gerçeğini bir şair keşfetmiştir: CD yalandan çatlamıştır. Hüseyin Haydar, şiirini yine hayatın içinden çıkarmıştır. 'Yalandan çatlayan CD' şiiriyle, hem ulusal gerçeğimizin, hem de Bilgi Çağı'nın uluslararası gerçeğinin önüne inmiştir."


Devletlerin, yalnız silahlı bir güçe değil yalanları da örgütleyeceğini kaydeden Perinçek, şu görüşleri savundu:
"Şimdi Bilgi Çağı'nın sırrını yine bir şairden öğreniyoruz: Yalan, CD'yi çatlatmıştır. Çağımızın adı 'Bilgi Çağı'dır. Çağımızın hükümdarı ise yalandır! Artık boğazımıza kadar tıka basa bilgi doluyuz ama yalanın diktası altında yaşıyoruz. Bilgi, zorbanın emrindedir. Silahı olmayan bir gerçeğin piyasa değeri yoktur. Yalan, borsada tavan yapmaktadır. Gerçeğin bu kadar düşmesi, böyle yerlerde sürünmesi için insanlığın 'Bilgi Çağı'na ulaşması gerekiyormuş."

 

Duruşmaya yarın devam edilecek

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan salonda görülen duruşmada çapraz sorgusu yapılan sanık Oğuzhan Sağıroğlu, savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in soruları üzerine, ''İbrahim Şahin, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde terörle mücadele kapsamında yeni bir müsteşarlık kurulacağını belirterek benden güvenebileceğim isimler istedi. Ben de Onur Özdemir ve Cihan Arık'ın isimlerini verdim'' dedi.

Sağıroğlu'nun, Kayseri'ye gittiğinde İbrahim Şahin'in Fatma Cengiz tarafından kandırıldığını düşündüğünü söylemesi üzerine üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu, ''Şahin'e bu isimleri vermişsiniz. Sonra kandırıldığından şüphelenmişsiniz. Arık ve Özdemir burada 9 ay yattı. Siz bu şüpheleriniz konusunda onları neden uyarmadınız?'' diye sordu.

Oğuzhan Sağıroğlu da ''Utandığım için'' yanıtını verdi.

İbrahim Şahin'in Kayseri'deki telefon görüşmelerinde sürekli farklı yerlere çağrılmasından rahatsız olduğunu ifade eden Sağıroğlu, şunları söyledi:

''Talat Paşa gelecek diyorlar, gelmiyor. Çünkü Talat Paşa diye biri yok. Fatma Cengiz, Fahri Kepek'i 'Talat Paşa' diye İbrahim Şahin ile konuşturmuş. Bunu kendisine söyledim ama konuştuğu kişinin kim olduğunu bildiğini söyleyerek inanmadı. Oysa demans hastası olduğu için konuşan kişinin sesini de algılayamıyordu.
Fatma Cengiz, koskoca harekat başkanını 'Oraya git, buraya gel, falanca paşa ile seni görüştüreceğiz' diye kandırıyordu. Hatta bir ara Fatma Cengiz'in, İbrahim Şahin'i bir paşa ile görüştürmek için güvenlik duvarı oluşturduğunu söylediler. Elinde telefon konuşuyordu. Birden kulağındaki telefon çalmaya başladı. Demek ki görüşmüyordu. 'Görüşüyorum' diye İbrahim Şahin'i kandırıyordu. Şahin, bütün bu olup bitenlerden çok sonra 'beni kandırıyorlar' dedi. Beni dinlemediği için aramız açıldı, ben Tokat'a döndüm.''

Duruşmada savunması alınan tutuklu sanık Oğuz Bulut da evinin bir odasını şark köşesi gibi dizayn ettiğini belirterek, ''Burada bulunan bıçaklara suç unsuru olarak emniyet tarafından el konuldu. Ancak daha sonra bunların suç unsuru olmadığı anlaşılarak aileme iade edildi'' dedi.

Bulut, evinde bulunan iki adet el bombasına ilişkin de şu açıklamayı yaptı:

''Sivas Yıldızeli'nde köyde evimiz var. Ben güvercinlere de meraklıyım. Konar-göçer çingeneler gelip su kenarında kamp kurarlar. Süs tavukları vardı. Ben de 'bir iki süs tavuğu alırım' diye gittim.

El işleri, eski eşyaları da vardı. Bunlara bakarken tanımadığım bir adam bir tabanca getirdi. İlgilenmediğimi söyledim. Sonra iki el bombası getirdi. 'Patlama özelliği yok. Eski bunlar, süs eşyası olarak kullanabilirsin' dedi. Ben de 150 bin liraya aldım. 2007 yılında askere giderken eşyalarımı ablamın ve yeğenimin evine bıraktım. Onları tamamen unutmuşum. Çok pişmanım. Cahillik ve aptallık ettim. Süs eşyasından başka amacım yoktu.''

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, sanık Oğuz Bulut'un savunmasına ara vererek, duruşmayı yarına erteledi.