Polise taş atınca boyları uzamıyor ki

TMK mağduru çocuklar için en kritik günleri yaşıyoruz. Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları Derya Alabora, Dr. Elif Kirteke ve Prof Dr. Büşra Ersanlı kendi açılarından bu noktaya gelinene kadar yaptıkları mücadeleyi anlattı...

20 Haziran 2010 Pazar, 06:53
Abone Ol google-news

Endişeli bekleyiş dergi baskıya girdiği saatlerde sürüyordu. Polise taş atan, örgüt yürüyüşünde bulundukların için Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yargılanan çocukların “terör suçlusu” olarak görülmesinin önüne geçecek yasa tasarısı, Meclis tatilden önceki son çalışma haftasına girerken alt komisyonlardaydı. Yasanın geçmemesi TMK mağduru çocukların en az üç ay daha tutuklu kalması anlamına gelecek. Bu çocuklar için çalışan bir platform var; Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları (ÇİAÇ) bürokratik, hukuki, adli tüm yolları deneyerek çocukların şartlarının iyileştirilmesi için uğraşıyor. Aksi takdirde Chomsky ve Zizek gibi isimlerin katılacağı bir açlık grevi düzenleyerek dünyanın dikkatini çekmeyi planlıyorlar.

 

Prof. Dr. Büşra Ersanlı

Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

- TMK mağduru çocuklarla ilgili yasanın son durumu nedir?

- ÇİAÇ temsilcileri yasa teklifi üzerinde çalışmalarını sürdürüyorlar, dikkat çekilmesi gereken noktalarla ilgileniyorlar, hükümetin teklifini biraz daha iyileştirmeye çalışıyorlar. Son durum bazı önemli iyileştirmeler getiriyor, aslında bu teklifin yasalaşması gerçekleşirse uluslar üstü hukuka üstünlük sağlanması da temin edilmiş olacak, böylece de ceza indirimi, cezanın ertelenmesi gerçekleşebilecek, “mukavemet” anlayışı içinden taş atmak çıkmış olacak. Yani hükümetin Kürt sorununu çözmek için fazladan bir katkısından bahsedemeyiz, sadece imza koymuş olduğu yasalara uyumu temin etmek söz konusu. Ancak hâlâ suçun ikinci defa işlenmesi ve erteleme ile gerçekleşecek “güvenlik tedbirleri” konusunda sorunlar çıkabilir, çıkacaktır.

- Yasa değişse bile çocukları potansiyel suçlu olarak gören bakış açısını değiştirmek çok daha uzun bir süre gerektiriyor olmalı.

- 2006’da Diyarbakır olaylarından sonra Başbakan’ın bölgede yaptığı açıklama zihniyetin ne denli cezalandırıcı ve dışlayıcı olduğunu gösteriyor: “Çocuk da olsa kadın da olsa” gerektiği gibi cezalandırılacakları konusunda yapılan sert konuşma akıllardan çıkmaz ve güven oluşmasını çok geciktirir. Ayrıca “mükerrer”lik durumuna indirim yok. Bu durumda ikinci üçüncü sefer bir suç işlendiğinde çocuk gene Çocuk Hakları kapsamı dışına çıkarılmış oluyor. Yani yaşına bakılmaksızın büyükler gibi ceza arttırımıyla yargılanacak TMK maddeleriyle çok mantıksız bir biçimde ikinci vukuat çocuk tanımını 18’in üstüne çekecek. Bu “ben seni nasıl olsa cezalandıracağım” demek. Burada alınacak tek bir somut tedbir var o da avukatların yakın takibini sıkılaştırmak.

- TMK yasasının çocuklara yönelik kısmı ideolojiden ne kadar arındırılabilmiş?

- İdeoloji sadece AKP hükümetine ait bir ideoloji değil, Kürt çocuklarını potansiyel terörist gibi görerek Türkiye’yi ilerleteceğine inanan her milliyetçinin, her ulusalcının görüşü bu. Kürt çocuklarının eğitim yoluyla “modernleştirilmesi ve hizaya getirilmesi”, onların Kürt olarak kabul edilmeyecek kıvama getirilmeleri tüm milliyetçilerin arzusu. Olumlu adımların yavaş atılmasının başlıca sebebi de bu: kendi statüsünün üstünlüğünü ayakta tutmak; ondan ödün vermemek; paylaşarak uzlaşarak halkın farklı kültürlerine ayak uyduramamak; Türkçülük’te direnmek! Türkoloji yerine Türkçülük yapılıyor, dolayısıyla Kürdolojiye izin vermeyerek de Kürtçülük özendiriliyor. Bu görüşün terk edilmesi zaman alacak. Birlikte yaşamanın, birlikte karar vererek ilerlemenin, yani hayat kalitesini birlikte yükseltmenin değeri anlaşılacak. 

 

Dr. Elif Kirteke (Adli Tıp Uzmanı)

- İnceleme yaptığınız çocuklar ne gibi işkence ve kötü muamelelere maruz kalmışlar?

- Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu bulunan çocukların ailelerinin Türk Tabipleri Birliği’ne başvurusu üzerine Adalet Bakanlığı’nın izniyle 20-21 Nisan tarihinde TTB heyeti tarafından cezaevinde bulunan 24’ü TMK kapsamında olmak üzere 104 çocuk koğuşlarında görüldü. Ayrıca bireysel görüşmeler yapıldı. TMK kapsamında değerlendirilen çocuklar gözaltı sürecine ilişkin olarak küfür, hakaret, dayak, kelepçelerin sıkılması, uykusuz bırakma, yemek ve tuvalet gereksinimlerinin, yakınlarıyla görüşmelerinin engellenmesi, sözlü cinsel taciz, ağza toprak basılması gibi kötü muamele, işkence yakınmalarını anlattılar. Cezaevinden mahkemelere sevkleri sırasında; kelepçe ile sevk edilme, kelepçelerin sıkıştırılması ve cezaevinden mahkeme için getirildiklerinde uygunsuz şartlarda uzun süre beklediklerini anlattılar. Yaşananları adli tıp yönünden değerlendirdiğimizde çocukların sosyal inceleme raporları alınmamış, yeterli ve gerekli sağlık denetimlerinden geçmemişler.

- Çocukların elverişsiz koşullarda yaşamaları sebebiyle oluşan birtakım sorunları dikkatinizi çekti mi?

- Çocukların bulundukları ortam fiziksel olarak son derece kötüydü. Koğuşlar kalabalık, nemli ve karanlıktı. Tuvalet ve yıkanma olanakları yetersizdi. Banyo ve tuvalet ortamında bir yandan bulaşık tabakları, bir yandan ıslatılmış kirli çamaşırları bulunuyordu. Yiyecek parçası bile bulunmayan çürük, bozuk bir buzdolabında hamamböcekleri doluşmuştu. Cezaevinde çocukların bulunduğu fiziksel ortamın yetersizliğinin yanı sıra deneyimli, çocuklarla ilgili çalışmaları yürütecek personel çok azdı. TMK grubu ve adli grupta değerlendirilen çocuklar ayrı ayrı koğuşlarda tutuluyordu. Çocukların yaşıtlarıyla sağlıklı bir ortamda birlikte olması, eğitim, spor, sanat gibi faaliyetlerde bulunmaları gelişimlerine olumlu katkı sağlar ama cezaevindeki kurs benzeri etkinliklerden yeterince yararlanamıyorlardı. Çocukları “minyatür yetişkinler” gibi algılayan, suçu merkeze koyan bir anlayış yerine çocuk haklarının ve güvenliğinin lehinde, onların fiziksel ve ruhsal sağlıklarına destek olan, bir çocuğun hapsedilmesini en son başvurulacak tedbir olarak gören günümüz “çocuk adalet sistemi” anlayışı benimsenmelidir. 

 

Derya Alabora (Oyuncu)

- Toplum TMK mağduru çocukların yaşadığı adaletsizliğe ne kadar duyarlı?

- Biz bu konu üstünde gerçekten çok uğraştık, çocukların uğradığı haksızlığı bir an önce ortadan kaldıralım istedik. Hâlâ da çabalar devam etmekte ama bazı şeyler “ne yaparsan yap” galiba kanun koyucuların istediği gibi sonuçlanıyor.

- Birebir iletişim kurma şansınız olan yetkili kişilerin konu hakkındaki davranış ve hassasiyetleri nasıldı?

- Görüşmediğimiz parti kalmadı. Adalet Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı; hepsiyle görüşüldü. İşin komik tarafı konuştuğumuz herkes konuya son derece duyarlı yaklaştı, olaylara göre çocukların yaşlarının büyüyemeyeceği tartışmasız kabul edildi. Fakat gelinen nokta bütün bunların biraz da göstermelik olduğunu ortaya koydu. Bazıları “bunlar aslında çocuk değil, yaşları büyük ama nufusa geç kaydedilmiş”, bazıları “affedelim, bir daha yaparlarsa o zaman ceza veririz” dedi. Fakat kimse şunu soramadı. Bu çocuklar gerçekte ne suç işledi? Taş atmak gerçekte ne kadar suçtur? Birini öldüren daha az ceza alıyorsa, taş atmanın bir insanın canını almaktan daha önemli tarafı nedir? Ve tabii ki taş atmak bir bahaneydi, daha sonra çocuklar evlerinden alındılar çünkü onların bir şey yapmalarına gerek yoktu, onlar ötekiydi ve öteki oldukları için suçluydular.

- TMK mağduru çocukların durumuyla ilgili gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Gelinen nokta tabii ki çok yetersiz. Bizim görevimiz çocukları çocuk gibi yargılayıp gerçek suçlar işledikleri zaman onlara gereken cezaları vermek çünkü ötekilikleri devam ettiği sürece bir kere affetmek hiçbir şeyin çözümü olmayacak. Bu çocuklar türlü nedenlerle gene aynı olayları yaşayacak ve mağdur olacaklar. Ben yine de insanların duyarlıklarına güvenmek istiyor, bu canımızı acıtan durumun en iyi şekilde sonuçlanmasını umut ediyorum.