Şaşıran Pusula

02 Haziran 2013 Pazar, 06:59
Abone Ol google-news

Son yıllarda ‘bilgi toplumu’ , ‘bilgi çağı’, ‘bilgi teknolojileri’ kavramları hayatımızın birer parçası haline geldi. Bu dili daha fazla kullanır ve duyar olduk. Düşünür, yazar ve çizerler, siyasetçiler devamlı olarak insanlık tarihinin en büyük dönüşümünün içinden geçtiğimizi iddia ediyor. Yaşadığımız dönüşümü kavramak ve geleceğe hazırlanmak için ihtiyaç duyacağımız en önemli kavramın ‘bilgi’ olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sebebine gelince; bilgi, doğru karar vermek için zaruri bir ihtiyaç gibi gereklidir. Her karar çeşitli bilgiler neticesinde ortaya çıkmayı gerektirir. Doğru, gerçek ve daha çok bilgiye sahip olanlar daha doğru, daha güvenilir karar verebiliyor, dolayısıyla onların başarılı olması da kaçınılmaz olmaktadır.

Bilgiyi tarif ederken kullanılabilecek en büyük ölçüt, onun karar verme sürecindeki rolü kadar ne kadar doğru ve gerçek olduğudur. Basit sayılabilecek kararlarımızı alırken bile birçok bilgiye ihtiyaç duyduğumuzu göz ardı etmediğimizden, her kararın bilgi gerektirdiğini bilgi ihtiyacı olmayan hiçbir karar olmadığını anlamalıyız. Kısaca, eksiksiz, doğru, gerçek bilgi doğru karar almamızı sağlar.
Bilgi ile demokrasi arasında da paralellik kurmak mümkündür. Bugünki siyaseti ve bazı çarpıklıkları anlayabilmek için ünlü şair
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir görüşünden yola çıkmamız hem sanat hem de son yıllarda izlenen siyaseti açıklamak açısından da doğru olacaktır. Dağlarca’nın sanat anlayışını şu cümlesi özetler: ‘Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir. ’
Kamuoyu anketlerinin son zamanlarda yol gösterici yönlerinden ziyade karar vericiler ve kamuoyunu etkilemek için kullanıldığına şahit olmaktayız. Yöneticiler işine geldikleri bilgileri açıklamakta, işine gelmeyen bilgileri kamuoyuna açıklamamaktadır. Kamuoyu anketlerinin topluma açıklanması ve medyada yayımlanması uluslararası araştırmacıların (ESOMAR) ilkelerine bağlanmıştır. Bu ilkeler Araştırmacılar Derneği tarafından yayımlanmakta ve duyurulmaktadır.
Türk toplumunun, halkının özelliklerini doğru ve iyi bilmek gerekir. Türk halkı kavga etmeyi sevmez ama kavga seyretmesini sever. Sosyolojik olarak İmralı sürecini bu bilgi çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Ayrıca konunun gündemde kalabilmesi etkili olabilmesi, konunun süratle çözümlenmesi için anlaşılabilir bir yol haritasının da Türk kamuoyuna açıklanması gerekirdi. Batılılar özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere tüm dünyanın gözü kulağı Türkiye’dedir. Türkiye ve bu konu hakkında yanlı-gerçek her türlü bilgiye de sahipler. Ancak bizi yönetenler ve kamuoyu ise bu bilgilerden yoksundurlar. Özellikle Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan bazı konularda doğru bilgilendirilmiyor. Güvenilir ve doğru bilgiye ulaştırılması bizzat çevresindekiler tarafından zorlaştırılıyor.
Bazen bir kelime insanı hiç beklenmedik bir ruh durumuna, içinde kök salmış bir ahlak düzenine, bir manevi evrene sürüklemeye itebilmektedir. Bu kelimelerden biri
‘inşallah’tır. Konuşma dilinde bir öneriyi, bir çağrıyı kabul etme anlamında kullanılıyorsa da vazgeçme, isteksizlik, ihmal, sözünden dönme durumlarında kelimenin asıl anlamına başvurulmakta, söz verilmediği için işin Tanrı’ya bırakıldığı ileri sürülmekte suçlu kendisini aklamaktadır. (*)
Demokrasi ile medya, medyadaki izlenme oranlarıyla medya sahipliğinin güvenilir ve doğru bilgi arasındaki ilişkisi tam ve doğru yöndedir. Örnek olarak İngiltere, İtalya, Fransa gibi ülkelerde devlet televizyonlarının izlenme oranları yüzde 25-30’lar seviyesindeyken Türkiye, Amerika, Arjantin gibi ülkelerde bu oran yüzde 1-8 arasında kalmaktadır. Bu durum bilgi kirliliği, bilgi kırılması ve asimetrik bilgi ile kamuoyunun karşı karşıya kalmasına neden (gerekçe) olmaktadır. Medyada yer alan farklı bilgilerin kamuoyuna hızla iletilmesi karşısında toplum kendi farklılıklarını daha da yüksek ve sert bir biçimde dile getirmekte, kamplaşmakta, gerginleşmekte farklı bilgilerle yaşam biçimini şekillendiren toplulukları, zümreleri düşman olarak değerlendirmektedir.
Bugün Türkiye’de yaşayan 76 milyon vatandaşımızın içinde yaşadığı toplumun tarih-kültürünü gerektiği gibi tüketememesinin yine halkımızın (her bir ferdin) ortalama eğitim yılının üç yıl dört ay gibi çok düşük seviyelerde bulunması hangi bilginin doğruluğu-yanlışlığı konusunda ciddi kafa karışıklıklarına ve çelişkilere neden olmaktadır. Bu durum vatandaşlarımızı zorlamakta ve güç durumda bırakmaktadır. Dünyada önemsenerek doğru ve güvenilir bilgiye 2001 yılında Nobel ödülü verilmesine karşılık, halkımızın bulunduğu konumlardan dolayı her duyduğunun, okuduğunun veya söyleneni doğru bilgi sanan veya sanarak davranan toplumu yönetmek gerçekten hem çok zor hem de çok kolay bir iştir. Ama hükümete ve en yetkili durumdaki kişilere doğru ve güvenilir bilgilere ulaşmak, bütün iç ve dış baskılar karşısında doğru kararlar almak toplumda uzlaştırıcı, farklılıkları bir bütün içinde çağdaşlaşmaya götüren, yumuşak, germeyen demokratik bir davranış içinde olması gerekmektedir.
(*)Türk Hümanizmi, Prof. Dr. Suat Sinanoğlu, Türk Tarih Kurumu

Bülent TANLA 22. Dönem Milletvekili