'Savcılara baskı var'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 25 Aralık dosyası gibi 17 Aralık dosyasının da kapatılmak istendiğini söyledi.

04 Ekim 2014 Cumartesi, 23:30
Abone Ol google-news

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 2015 yerel seçimlerine son derece “iddialı” hazırlandıklarını belirterek, başta “Demokrasi ve Özgürlükler Bildirgesi” olmak üzere, kapsamlı ve somut projelerle seçmenin karşısına çıkacaklarını söyledi. AKP hükümetinin yolsuzluk dosyalarının üstünü örtmeye çalıştığını kaydeden Kılıçdaroğlu, 25 Aralık dosyasında olduğu gibi 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk dosyasının da “takipsizlikle” kapatılması için savcılara, yargıçlara baskı yapıldığını söyledi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle: ‘Murat Özçelik MYK’ye girebilir’ CHP’ye teveccüh fazla, gelmek isteyenler var. Murat (Özçelik) Bey geldi, daha önce aynı görevde dış politikada sayın Faruk Loğoğlu vardı, Sayın Osman Korutürk vardı, gerçekten ikisi de son derece yetkin insanlar. Murat Bey Parti Meclisi’nde ikinci yedek. Az oy aldı demek haksızlık olur yani. (İki PM üyesinin istifa edip, Özçelik’in PM’ye dolayısıyla MYK’ye alınacağı iddialarının sorulması üzerine) Evet söyleniyor. Girebilir tabii. Herhangi bir sorunumuz yok o konuda.

 

‘Takipsizlik istiyorlar’

Hiçbir dosya kapanmazı onlar kapattıklarını sanıyorlar, günü gelir her dosya açılır. 17 Aralık yolsuzluk dosyasının kapatılması için savcının üstüne büyük baskı kuruyorlar, biz bunları biliyoruz, takip ediyoruz. Hiçbir dosya kapanmaz, kapattıkları tıpkı 25 Aralık dosyasında olduğu gibi takipsizlik vermesi için.... O savcıya söylüyorum, eğer o dosyayla ilgili takipsizlik kararı veriyorsan, bunun hesabını vereceksin tarih önünde. Sen cumhuriyetin savcısısın, birilerinin savcısı değilsin. Her kuruşun hesabını sormak cumhuriyet savcısının görevidir, yolsuzluk dosyalarını kapatmak değil.

 

‘Yetmez ama evetçiler’ hatayı farketti

Hani bir hikâye var ya, “Naziler önce komünistleri tutukladılar, sonra Yahudileri, sonra sosyal demokratları tutukladılar, sesimi çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde etrafta tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı” diye... Türkiye bunu yaşıyor aslında. Ağır ağır pek çok şey götürüldü. Biz, “bakın burada ciddi bir olay var” dediğimizde, “Siz de büyütüyorsunuz, bak işte AKP ne güzel demokrasi diyor, özgürlük diyor, siz statükonun parçasısınız” diye pek çok aydın destek verdi. 2010’daki anayasa değişikliklerinde ben Anadolu’yu neredeyse ilçe, ilçe il il gezdim, “bakın bu anayasa değişikliği çıkarsa Türkiye farklı bir yöne gidecektir, yargı tümüyle iktidarın kontrolüne geçecektir” dediğimiz zaman bize gülüyorlardı. Geldiğimiz noktada bunların tamamı gerçekleşti. O “yetmez ama evet” diyenlerin çoğu yaptıkları hataların farkına vardılar. Çünkü iktidar gücü perçinledikten sonra onlara da ders verdi. Onları da medyadan attı, onları da sürdü, onların üzerine de baskı kurdu, ama atı alan Üsküdar’ı geçti.

 

Demokrasi ve özgürlük bildirgesi hazırlayacağız

2015 seçimlerine çok iddialı hazırlanıyoruz. Projelerimizi bütün Türkiye görecek. Bir devlet nasıl yönetilir ve bir ülkeye huzur nasıl getirilir. Bir ülkede geçinmek için birilerine el avuç açmayan insanlar nasıl olur? Sosyal devlet nasıl olur? İşsizlik nasıl önlenir? Herkes elini alın teriyle kazandığı ekmeği nasıl götürür? Biz bunu anlatacağız Türkiye’ye. Bunu önümüzdeki süreçte yapacağız. Ayrıca Türkiye şunu da görecek; herkesin özgür olduğu ve düşüncesini özgürce dile getirdiği bir Türkiye nasıl olur? Saygınlığı olan bir Türkiye nasıl olur? Uygar bir devlet olma yolunda büyük adımlar nasıl atılır? Birinci sınıf demokrasi bu ülkeye nasıl gelir? Bunların hepsini görecekler. Ayrıntıyı daha fazla vermek istemiyorum. Demokrasi, özgürlükler bildirgemiz olacak.

 

'Süreç güvensizlik üzerine kurulu'

Var olan sorunlardan birisidir. İşsizlik birinci sorunsa, ikinci sorun da budur. Bazen birinci sorun Kürt sorunu, ikinci sorun işsizlik olarak görülüyor. Biz, Kürt sorununun Türkiye’nin gündeminden düşmesini istiyoruz. Hükümet “ben bunu çözeceğim” diyor. “Buyurun çözün” diyoruz. Ama nasıl çözecek? Biz bilmiyoruz. Bu konuda parlamentonun da bilgisi yok bakanların da bilgisi yok. Beş veya 6 kişinin ilgi alanında gelişen bir olay. Ama görünen tablo şu. Güvensizlik üzerine inşa edilen bir süreç var. Bir süreç eğer güvensizlik üzerine inşa edilmişse o süreçten hayır gelmez.

 

'Heykel-okul yakmak kabul edilemez'

Burada bir şey daha söyleyeyim, şimdi okul yakma ve Atatürk heykellerini yakma... Bunu asla kabul etmiyoruz. Mustafa Kemal Atatürk bu ülkenin yetiştirdiği dünya çapında bir değerdir. Düşmanının dahi saygı gösterdiği bir değerdir. Bu değerin önemi ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatması ve bütün mazlum insanlara örnek olmasıdır. Bu insan Çanakkale’de, bu insan Anafartalar’da, Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, ulusal Kurtuluş Savaşı mücadelesi verilirken hiçbir ayrım yapmadan bu mücadelenin önderliğini yapmıştır ve biz hangi etnik kökenden olursa olsun, ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla veren bir toplumuz. Bir, liderin heykelini yakmak doğru değildir. İki, okulları yakma. Hem kalkacaksın, diyeceksin ki ben dilimi öğrenmek istiyorum. Öbür tarafta gideceksin, okulu yakacaksın. Olmaz. Bir eğitim kurumunu yok etmek, yakmak, çocukları eğitimden mahrum bırakmak bu doğru değil. Bunları kabul etmeyiz. Bayrağımız bizim için nasıl kutsalsa, ona saygı duyuyorsak, geçmişte bu ülkeye hizmet eden herkese saygı duymak da bizim için bir görevdir. Mustafa Kemal Atatürk böyle bir liderdir. Onun heykellerini yakmakla hiçbir sonuç elde edilemez.

 

'İnce'nin yeri boş kalabilir'

(Levent Gök’ün seçilememesinin sorulması üzerine) Demokrasinin sonucu demek lazım buna. Bunu çok böyle demokrasi dışı, kural dışı bir şey diye tanımlarsak da yanlış olur. Sonuçta iki aday vardı, iki aday da geldi, daha doğrusu Sayın İzzet Çetin de geldi, aday olmak istediğini söyledi, ben de “olabilirsin” dedim. O da aday oldu. Yani dolayısıyla bir seçim oldu. Onu hani böyle parti içinde bir çekişme alanı olarak görmek doğru değil. Sonuçta adaylar çıktılar ortaya, kulislerini yapıyorlar, hangisi kazanırsa, herhangi bir sorun da yok orada. Seçim yapılmayabilir de. Zaten grup başkanvekilliği süresi, yani yapılabilecek süre, bütçe görüşmelerinin sonuna kadar. Ondan sonra zaten Türkiye bir seçim atmosferine giriyor. Parlamento da büyük bir ihtimalle tatil olacaktır. Dolayısıyla siyasi partiler seçime hazırlanacaklardır.