Sepin İnceer: ‘Başımı yasın kucağına koydum!’

Ağıtların Tanrısı (Doğan Novus) bir aşk mektubu... Yazar, eğitmen Sepin İnceer’in ölen eşi, sevgilisi, çocuklarının babası Okan’a yazdığı bir aşk mektubu. Bir ağıt. Bir kadının sevdiğinin ölümüne ve bu ülkede ömrü kelebeklerden daha kısa süren, büyükler tepişirken ölen bütün çocuklara yaktığı, kalbi parçalayan bir ağıt. Ve bu topraklarda yaşanmış bütün acılarla yüzleşmeden, bir hiç uğruna ölen bütün çocuklarımızın yasını tutmadan yola devam etmenin olanaksızlığını haykırarak ilan eden bir manifesto.

26 Ağustos 2021 Perşembe, 00:01
Abone Ol google-news

ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARIMIZ

- Ağıtların Tanrısı çok ilgi çeken bir kitap oldu, hızla yeni baskıları yapıldı. Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Gerçek bir hikâye olması ne kadar etkili?

Çok teşekkürler, biliyor musunuz, ben de bundan dolayı şaşkınım. Kitap 2 ayda 5. baskıya girdi. Benim bunu bir şeye bağlamam çok doğru olmayabilir, metin benden çıktı, okurun artık. Ama çok sağ olsunlar okurların bana yazdığı mesajlardan anladığım kadarıyla, hem kendi küçük hayatımda ve Türkiye’de olan bitene karşı öfkemi, acımı açıklıkla ifade etmiş olmam; hem kitapta ismi geçen 152 ve hatta daha fazla öldürülmüş çocuk ve hem de kitaba hâkim olan gerçeklik; belki bunlara bağlanabilir, çok da bilemiyorum.

- Yası yaşamak konusunda yurtdışında pek çok kitap var. Yası evrelere ayıran, hangi aşamada hangi sürecin başlayacağını öngören. Bu tarz kitaplar sizde ne hissettiriyor? Yasın nasıl geçeceğine dair gerçekten bir reçete var mı?

Yazılmış her kitaba saygım var ama hepsini ciddiye alamıyorum. Yas ve evreleri üzerine yazılanları mesela ciddiye alamıyorum. Lineer olmayan insan lineer bir şekilde anlatılır mı, bence anlatılamaz. Yası bir yapı içinde hapsetmeyi, yası formüle etmeyi tanrıya şirk koşmak olarak görüyorum. Yas bir tanrı, karşısında yerimizi bilmek lazım. Her şeyi illa neo-liberal dogmaya indirgeyeceğiz, bu bana gülünç geliyor.

‘NE BIRAKMA VAR NE TUTUNMA!’

- Eşinizin ölümü, bu dönüm noktası bir travma mıydı? Tutunduğunuz duygu neydi?

Kırılma noktasından kastınızı sanırım anlıyorum ama ben tam öyle hissetmiyorum. Okan’ın ölümünün benim için bir travma olmadığını bu konuda eğitimli biri olarak ben de anlayabiliyorum, birlikte çalıştığım terapistler de. Travma size olan şey olduğunda sizde ne olduğuyla alakalı, yani neredeyse olandan bağımsız bir şey. Okan’ın ölümü birçok sebepten ötürü, şimdi burada uzatmayayım sebeplerini, benim için travmaya dönüşmedi; Okan’ın ölümü, sevdiğimin ölümüydü, buydu. Bir yandan ölümü herhangi bir terminolojiyle nitelendirme ihtiyacının ölümle aramızdaki mesafenin başka bir tezahürü olduğunu düşünüyorum. Travma, şu, bu deyince belki rahatlıyoruz ama hayır Okan’ın ölümü, Okan’ın ölümüydü. Benim içim buydu.

Tutunduğum bir şey yoktu aslında, bıraktığım şeyler vardı, ama bıraktığınız galatıhissi de hâlâ tutunacak bir şeyler varken oluyor, o yüzden belli bir yerde ortadan kalkıyor. Ne bırakma var ne tutunma. Şu an ne yaptığıma dair tek söyleyebileceğim şey şu: başımı yasın kucağına koydum ben. Böyle yaşadım. Hâlâ da böyle yaşıyorum. Neşemin kaynağı da bu.

ALAN, BERKİN, CEYLAN, VEYSEL…

- Kitapta ülkemizde taraflardan bağımsız ölen, öldürülen çocuk isimleri de var. Mülteci meselesinin sembolü olan Aylan ya da bir hiç uğruna ölen çocuklarımızdan Berkin Elvan… bu çocukların isimlerini nasıl topladınız? Nasıl bir kriterle birleştirdiniz?

Öncelikle şunu belirteyim, Ağıtların Tanrısı’nı okuyan Şeyhmus Diken (buradan kendisine teşekkürlerimi, Alan’a da özrümü bir daha ileteyim) bir düzeltme verdi ki, aslında ben de bu ikileme düşüp birkaç kaynaktan da kontrol etmiştim, yine de doğrusunu yazamamışım maalesef; Aylan’ın adının doğrusu Alan imiş. Mem û Zîn destanındaki Mem ê Alan’dan gelirmiş.

Nasıl oldu, Berkin, Ceylan, Veysel, bu çocuklar metinlerde kendilerini bana göstermeye başladılar. Yazdıklarımda onlardan bahsederken buluyordum kendimi. Sonra Türkiye’de öldürülmüş çocukları, isimleri, yaşları, öldürüldükleri tarih ve şehirlerle her metnin sonunda da bu kitaba dahil etmek istedim. Her sabah yazarken de onlar için yaptığım bir ritüel vardı, onlara içimden söylediklerim vardı. İsimlerini kitaba alarak içimden söylediklerimi kitaba dahil etmiş oldum. Okurlar da kendi söyleyeceklerini söyler diye bir hayalim vardı, ne mutlu bana ki bu hayalim gerçek oldu. En çok buna mutlu oluyorum.

SESSİZLİĞE AĞIT…

- Epeyce açık sözlü bir kitap. Bolca küfür var. Erkek egemen dünyaya da bir başkaldırı var sanki. Erkekler neyi beceremiyor? Nerede yanlış yapıyor?

Yanlış veya doğru demek istemem. Genel olarak Türkiye’nin egemenlerine, kültür ve geleneğimizi linç etmiş olmalarına, bir şeyleri linç ettiklerinde aslında kendilerini linç ettiklerinin farkında olmamalarındaki zekâ noksanlığına sözüm var, genel olarak, kitapta da geldikçe yazdım bunları.

Adam ve kadın diye ayırmadan insanlık olarak yaşamayı beceremediğimizi düşünüyorum. Bu yaptığımız yaşamak değil. Aşk olmadan yaşamaya çalışıyoruz, olmuyor.

Yanlışı doğruyu bilemem diye yineleyerek devam edeyim: şu anda bir şekilde, bir şeylerde söz sahibi olan adamların sırılsıklam âşık olmalarını isterim, bu çok güzel olurdu. Benim “sonrası güzellik” tabirim vardır, tam o olurdu, bir âşık olsalar, sonrası güzellik olurdu. O pek “güçlü,” hep kızgın, nedense normal bir ses tonuyla konuşmak varken her daim naralarla konuşan, her şeyin en iyisini bilen, şu parti kapatılsın, şunlar sussun, bunlar hapiste olsun, sadece ben, sadece ve hep ben-ben-ben diyen adamlar âşık olsunlar, bunu çok isterdim. Bir kere, birilerine çok âşık olsunlar. Aklıselimin bünyelerine zerk edilmesi sadece buna bakar. Sonrası güzellik dediğim, işte tam bu olurdu, bu her şeyi bilen ama hiçbir şeyi bilmeyen adamların âşık olması.

- Anadolu’da ağıt geleneği vardır. Kitabınızın başında Yaşar Kemal’in Ağıtlar’ından bir epigraf da var. Ağıt yakmak. Nedir sizce anlamı? Siz yaktınız mı? Yas tutmak açısından nerede duruyor ağıt?

Bu kitabın yakabildiğim kadarıyla Okan’a ve çok sevdiğim ülkeme bir ağıt olduğunu düşünüyorum. Ve o epigrafta tam kastettiği bu değil Yaşar Kemal’in ama aslında bu kitap kendime de ağıt, kendi sessizliklerime. Kitapta Okan ölmeden önce yazdığım metinlerin hepsi sessizliğime ağıt. Yani olan bitene sessizliğime ağıt yaktığım bir kitap aynı zamanda Ağıtların Tanrısı.

‘İNSANLIK KÜLLİYEN SÜRGÜNDE!’

- Ölüm çağımızda sürgünde mi? Göz önünden orak olsun mu istiyor ölüm?

Ne güzel bir soru bu, şöyle yer değiştirerek yanıt vereyim: Ölüm değil sürgünde olan. Asıl sürgün olan, ölümden bu kadar uzak yaşamak isteyen insanlık. Ölüm her şeyi kapsar, sürgünde olamaz ki. Bizler sürgünde, ev dediğimiz şeyin ne olduğunu anlamadan, ev sandığımız binalarda, ama asıl evimizde olamadan, haybeye yaşıyoruz. Ölürken son cümlemizin “ne güzel sevdim” olmadığı ihtimalde, ki bu çok büyük bir ihtimal, ölüme nasıl kahrolarak gideceğimizi göremiyoruz. O son cümlemiz, “ne güzel kitaplar yazdım, ne güzel filmler çektim, ne çok para kazandım” olsun istemeyeceğiz, ama o istemediğimiz cümleleri yaşıyoruz. Bunun delilik, akıl tutulması olduğunu düşünüyorum.

İnsanlığın külliyen sürgünde olduğunu düşünüyorum ben. Sürgünde yaşayanlar ölülerine ve dillerine hasrettir, biz mecazi ve asıl anlamıyla, ölülerimize ve dillerimize hasret yaşıyoruz, daha ne olsun.

- Eğitimler veriyorsunuz. Bu eğitimlerin içeriği nedir? Yas konusunda verdiğiniz eğitimler neler?

Bu konu yanlış anlaşılıyor, ben yasla alakalı eğitim vermiyorum, hiç vermedim de. Yas üzerine yazıyorum, verdiğim eğitimlerde de bahsi geçiyor, yani tabii ki hayatı konuştuğum eğitimlerde ölüm ve yasın bahsi geçiyor.

Eğitimlerin içeriği şöyle: Hem profesyonel olarak çocuklarla, ergenlerle ya da yetişkinlerle çalışmak için verdiğim uzmanlık programları var hem de katılanların tamamen kendileri için, hayatı konuşmak için geldikleri programlarım var.

Bir de Poetika diye “Aşk, Hikâye, Müzik ve Her Şey… Kulübü” diye bir şey başlattık. Poetika için çok heyecanlıyım. Dünyayı hikâyelerin döndürdüğüne hikâyenin de müziğin de canlı olduğuna inanıyorum. Poetika’da hikâyeler aracılığıyla canlı canlı öldüğümüz şu Antroposen’de yabanımızla tekrar ilişkiye girebilir miyiz diye bir hayalim var. Hayal kurmayı çok seviyorum. Bir de Poetika’da çok güzel iş birlikleri olacak, sevdiğim yazarlar ve müzisyenlerle. Buna da çok heyecanlanıyorum.

- Yeni bir kitap projesi var mı?

Yeni birkaç kitap hayali var evet.