'Şiir sizi istediği durağa götürür'

2011 Yunus Nadi Şiir Ödülü'nü kazanan Melisa Gürpınar, zamanın tüm boyutlarına eşit mesafede dururken, 'Bugünden kopmadan, gelecek için öngörüler geliştirir ancak geçmişte kalanlara da kıyamam' diyor.

05 Mayıs 2011 Perşembe, 07:09
Abone Ol google-news

Şairin zamanı, mesaisi olur mu?

- Şairin zamanı da herkesinki gibi kendine tanınan bir ömür kadar. Bunun içinde elbette şiire ayrılmış mesai saatleri var. Hayattan çalınmış ya da hayata adanmış saatler... Günün birinde kullandığınız dil size bir iyilik yapar, birkaç sözcükten ibaret bir dize yazmanıza neden olursa, onu bir şiire dönüştürecek işçiliği sürdürürsünüz. Şiirin nerede ve nasıl biteceği ise, şairin de bilemeyeceği bir sırdır işin başında.

- Şiir hayale mi yoksa gerçeğe mi daha yakın duruyor?

- Şiir öncelikle bilince yakın durur. İnsan zihninin bütün özelliklerinden yararlanır. Yaratıcı yazarlık da bunu gerektirir. Kuşkusuz ben de düşlerden, imgelerden ve algıladığım gerçeklerden yararlanırım.

- Şiirinizde, gerçek bir hikâye bütünlüğü var, kurguyu nasıl yapıyorsunuz?

- Heykeltıraşın taşı yontarken düşünmesi gibi ben de şiir yoluyla anlatmak istediklerimi, kimi zaman kurgusal bir öykü bütünlüğü içinde sunmak isterim. Bu, görsel rengi verilmek istenen duygunun daha kolay anlaşılmasını sağlar. Ayrıca şiirde kullanılacak olan her türlü biçem kendine özgü bir kurgu ister.

- Sizin önem sıranızda, kurgu mu yoksa imgelemler mi daha ağır basıyor?

- Açıkça söylemek gerekirse, bir şiire başlarken nereye hangi bölümde ağırlık vereceğinizi bilemezsiniz. Çünkü şiirde, kurguya imgeleme, iç sese, benzetmelere ve şiir bilgisinin pek çok ayrıntısına yer vardır. Bütün bunlar sizi, şiirin istediği durağa götürür. Her biri ayrı ayrı yol gösterir şairine.

- Geçmişe ve şimdiye eşit mesafede durduğunuzu düşünüyorum...

- Bugünden kopamam, gelecek günler için öngörüler geliştiririm. Ancak geçmişte kalanlara da kıyamam.

- Toplumsal olayları, olan biteni şiirle sorgulamak' Şiiirin bir görevi var mı?

- Eğer bir sanatçının elinde yalnızca şiiri varsa, geçmişi, bugünü, dünyada ve ülkesinde olup biten toplumsal olayları onun üzerinden sorgular. Elbette bir aydının taşıması gereken sosyal sorumluluğu da taşır yazdıklarına. Burada ön koşul, şiirin kaldıracağı kadar yük yüklemektir ona.

- Şiirinizde, çevre ve insan ilişkileri, doğadan manzaraları ve hayatın akışıyla ilgili betimlemelere yer veriyorsunuz. Şair aynı zamanda iyi bir gözlemci mi?

- İzlemek, baktığını görmek, onu unutmamak, hep kullanıma hazır halde bulundurmak, âna ve nesneye karşı duyarlık alanları geliştirmek bir şairin vazgeçilmez özelliklerinden yalnızca birkaçıdır.

- Şiir ve başkaldırı ya da şiirle başkaldırı, muhalefet konusunda neler söylersiniz?

- Şiirle sorgulama yapmak da muhalefet yapmak da mümkün. Başkaldırı şiir gibi özel bir dil ile yapılırsa, çok etkileyici olabilir. Yeter ki şiire zarar verecek kadar bir ölçüsüzlük taşımasın. Çağlar boyunca toplumlar bütün zor zamanlarını şiirin desteğiyle atlatmış ve güzel günlerini şiirle kutlamışlardır. Üstelik kültür de şiirin diliyle sözel olarak aktarılmıştır bellekten belleğe. Şiirin, çok büyük sorumluluklar üstlendiği dönemler vardır.

- Şiirin yanı sıra oyuncu, eleştirmen, oyun yazarı olarak da sanatın farklı dallarıyla ilgilisiniz. Bunlar arasında, sizin açınızdan şiirin önemi nedir?

- Tiyatronun doğuşu da şarkı ve şiirledir. Tiyatro bana şiir kadar yakın geldiği için, konservatuvarda okudum ve elli yıldır tiyatro sevgisini hiç eksik etmedim yüreğimden. Sözün büyüsünü öğrenmemde sahnenin de katkısı oldu. Bunula birlikte şiir kişisel ve toplumsal koşullar ne ölçüde caydırıcı olursa olsun ayrılamadığım bir sözcük oyunu bence. Dil ile aramdaki bir koşuşturmaca. Alışkanlıktan da öte, bir bağımlılık gelişmiş demek ki bende, bu az sözcüklü çok katmanlı yapıyla aramda. Şiirle avunuyorsunuz, şiirle paylaşıyorsunuz. Belki de birbirinizin yalnızlığı ve çaresizliği oluyorsunuz, bu kalabalık gezegende.