Şike Olayında Yangın

26 Ağustos 2011 Cuma, 05:58
Abone Ol google-news

Bu olaydan bir hukuk dersi çıkarmamız gerekir. O ders şudur: Konu ne olursa olsun, ülke hangi ülke olursa olsun, asla ve asla gerçek ya da tüzelkişilerin hak arama özgürlüğünü ortadan kaldıran bir işlem yapılamaz. Yukarıdaki örnek bu ilkenin ihlalidir.

Şike, Fransızca bir sözcük, ‘chiqué’ olarak yazılıyor. Şike denildiği zaman, herkes ne anlatılmak istendiğini hemen anlıyor. Ancak şikeyi düzenleyen hukuk metinlerinde birkaç sözcükten oluşan tanımların tercih edildiği dikkati çekiyor. Şikede görünüşte bir mücadele vardır. Herhangi bir spor karşılaşmasında yarışır gibi yap, herkesi kandır, oysa sonuç çoktan belirlenmiş, her şey yalancı görüntüde.

Türkiye sporda şikenin üstüne gitti yasama boyutunda. 14 Nisan 2011 tarihinde 6222 sayılı yasa çıkarıldı. Yasanın konusu sporda şiddeti ve düzensizliği önlemek, ama belkemiği şikeyi ve teşvik primini cezalandırmak.

3 Temmuz 2011’de İstanbul bir pazar sabahına uyanırken, haber ajanslarının araçları ve çalışanları hummalı bir çalışmaya girmek durumunda kaldılar. Futbol camiasında yer yerinden oynuyordu; önce gözaltılar, sonra ifadeler, sonra sorgular, son noktada tutuklamalar. Tutuklananlar da futbolun önemli isimleri olunca, işin önemi daha da artıyordu.

Adalet mekanizması kendi çarkını işletedursun, herkes aynı soruyu soruyordu. Şimdi ne olacak? Oysa olacağı belliydi, fakat bunu görmek için hukuku iyi süzmek gerekiyordu.

Şike kavramı aslında sporun içinde yer alır, bu nedenle de spor disiplinine tabidir. Burada hukukun statü hukuku dalı ortaya çıkar. Bir spor dalının içinde değişik sıfatlar, unvanlar ve kimliklerle yer alan kişiler, bu statünün sonuçlarına tabidir. Bu sonuçlar içinde, sporun disiplinine aykırı davranma halinde, disiplin cezalarına çarptırılmak da vardır. Futbol disiplini içinde bir alt kümeye indirilmek ya da puanının silinmesi de başka bir şey değildir.

Fenerbahçe’nin ipini çektiler

Bu konuda ceza hukuku disiplin hukukundan önce gelir, bunun aksi düşünülemez. Aynen sahte belgeyle okulda eğitim gören öğrencinin öğrenciliğine son vermek için, ceza mahkemesinin belge sahteciliğini kesin hükümle karara bağlamasında olduğu gibi.

Resim bu iken, önceki gün TFF ile UEFA el ele verdiler ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün -terimi bağışlayınız- ipini çektiler. Tabii ki yangın çıktı, her yanı sardı.

UEFA müfettişi soruşturma savcısı ile geçen hafta görüşüp gittikten sonra, herkes rahatlık içine girmişti. Fakat önceki gün bomba patladı, TFF, Fenerbahçe’nin UEFA Şampiyonlar Ligi’ne katılmasını yasakladı. Bu olayın sonucuydu. Gerçek şuydu: UEFA, TFF’ye 23.08.2011 günü bir yazı gönderiyor, “Fenerbahçe’nin bu ligden çekilmesini sağlayın, Kulüp bunu yapmazsa, siz yasaklayın, aksi takdirde UEFA Türkiye için soruşturma açacaktır” diyor. TFF yazıyı kulübün iki yöneticisine yalnızca okutuyor, tebliğ dahi etmiyor ve 24.08.2011 günü cevap bekliyor. Kulüp olumsuz cevap veriyor ve dün akşamüstü yasaklama kararı çıkıyor.

Hukuk dersi

Dün UEFA’da Şampiyonlar Ligi’nin kura çekimi yapıldı. UEFA’nın tavrı sürüyor, Fenerbahçe’nin yerine Trabzonspor bu lige alınıyor. Fenerbahçe şaşkın.

Bu olaydan bir hukuk dersi çıkarmamız gerekir. O ders şudur: Konu ne olursa olsun, ülke hangi ülke olursa olsun, asla ve asla gerçek ya da tüzelkişilerin hak arama özgürlüğünü ortadan kaldıran bir işlem yapılamaz. Yukarıdaki örnek bu ilkenin ihlalidir. Bu sonuç başka türlü açıklanamaz. Teknik hukuk yaklaşımı ile Fenerbahçe bu olayda UEFA’nın Tahkim Kurulu’nda hakkını aramak hakkına sahiptir. Fakat atı alan Üsküdar’ı geçince, 25.08.2011 günü kuralar çekilince, Fenerbahçe haklılığını ispatlasa ne olur ki.

Sormak gerekmez mi? 3 Temmuz 2011 günü başlayan olayda UEFA’nın 23 Ağustos’u beklemesini kim, nasıl açıklayabilir?