Şu Toplum Mühendisliği Dedikleri...

28 Aralık 2010 Salı, 07:50
Abone Ol google-news

Aşağıdaki yazarlara göre “toplum mühendisliği tepeden inme, Jakoben, toptancı, totaliter ve hatta komik” bir toplum projesidir. Yani berbat bir şeydir. Hepsi de üniversitelerimizde birer öğretim üyesi olan sayın profesörlerimiz diyorlar ki:

“(Kemalist Cumhuriyet) ... toplum mühendisliği anlayışı içinde oluşturulmuş yukarıdan inme bir toplum dönüşümü modelidir.”
(Profesör Hasan Bülent Kahraman, Sabah, 25 Temmuz 2008)

“Aydınların aşağılık kompleksi. İktidar düşkünlüğü, diktatörlük şehveti. Totalitarizm, şiddet, toplum mühendisliği özlemi.” (Prof. Halil Berktay, Taraf, 14 Kasım 2009)

“Jakoben, tepeden inmeci, sosyolojik verilere itibar etmeyen, sırça köşkünden toplum mühendisliğine soyunan Rousseau’cu hukuk ve devlet felsefesi ...”
(Prof. Niyazi Öktem, Star, 27 Nisan 2009)

“Tepeden inme modernleşme projelerinden türeyen sistemlerde, yönetmenin başlıca yöntemi toplum mühendisliği; rıza üretiminde kullanılan en etkili vasıta da ‘hafıza mühendisliği’dir...” (Prof. Mithat Sancar, Taraf, 12 Ağustos 2010)

“Toplum mühendisleri kibritle oynarken, değişim alevi mecburen büyük bir yangına dönebilir.”
(Prof. Mehmet Altan, Star, 24 Mayıs 2010)

“Toplum mühendisliği komiktir. Öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir.”
(Prof. Süleyman Seyfi Öğün, Akşam, 13 Ağustos 2010)

“Hukuku bir toplumsal mühendislik projesinin basit bir aracına dönüştürmek de doğru bir hukuk anlayışı değildir.” (Prof. Mustafa Erdoğan, Tercüman, 5 Ağustos 2004)

“Şüphesiz ki, bu (Atatürk’ün) siyasi modernite projesi, demokrasi referansı olmayan bir toplumsal mühendislik projesiydi.” (E. Fuat Keyman, Radikal, 6 Kasım 2005)

“Gözümüzü dikmemiz gereken yer şu veya bu istikamette mühendislik hesapları yaparak yeni bir toplum yaratmaya kalkmak değildir. Bu yanlış okumalar bizde yer yer totalitarizme ulaşan toplumsal mühendisliği koyulaştırmıştır.”
(Prof. Atilla Yayla, Yeni Şafak, 2 Haziran 2008)

“Provokasyonlar üzerine toplum mühendisliği inşa edenler için deniz artık tükendi.” (Prof. Mümtaz’er Türköne, Zaman, 16 Temmuz 2009)

“Siyasetin üzerindeki vesayet ortadan kalktığında, oraya atıfla toplumsal mühendislik yapma imkânı da ortadan kalkmış oldu.”
(Prof. Naci Bostancı, Zaman, 27 Ekim 2010)

“İşte o Nazi çakması tek partinin de (CHP), onun tarihteki sahte kahramanının da (İsmet İnönü) ne olduğunu artık başbakanlar da söylüyor. Demek ki toplum mühendisliği buraya kadarmış.”
(Prof. Cemil Ertem, Taraf, 4 Mayıs 2010)

Acaba ‘toplum mühendisliği’ gerçekten profesörlerimizin dediği gibi midir? Önce hem İngilizce kaynaklı bu terimin, hem de Türkçeye çevirisinin epeyce sorunlu olduğunu belirtelim. Türkçeye ‘toplum mühendisliği’ diye çevrilen bu terimin İngilizce aslı ‘social engineering’. ‘Engine’ motor demek. ‘Engineer’ ise mühendis...

Günlük kullanımda teknisyen, mekanik, tamirci ustası anlamına geliyor. ‘Engineering’ sözcüğü dilbilgisinde ulaç dediğimiz isim-fiil olup Türkçede ‘manipülasyon, toplumla oynama, hünerli şekilde aldatma’ demek de oluyor. (Bizde ‘hendese’ kökünden gelen ve kılı kırk yaran bir hesap adamı gibi saygın bir anlamı olan mühendis, biraz tuhaftır ki, İngilizcede işte böyle küçültücü bir derekeye, aşağı düzeye düşürülebiliyor.)

Türkçeye ‘toplum mühendisliği’ diye aktarılan bu kavramın başlıca kaynağı ünlü Profesör Karl Raimund Popper...

Biliyoruz ki, birçok kavram ideolojik bakımdan yanlıdır, taraflıdır. Popper’in öne sürdüğü ‘toplum mühendisliği’ kavramı da ideolojik açıdan taraflı bir kavramdır ve asıl hedefi ‘kapalı bir toplumun teorisi’ diye nitelediği Marksizmi gözden düşürmektir.
 

Popper kademeli toplum mühendisliğinden yanadır

Karl Popper’in Tarihselciliğin Sefaleti adlı kitabı geleceğin öngörülebilir olduğu düşüncesine karşı bir polemiktir. Yine de, hakkını yemeyelim, Popper toplum mühendisliğini ikiye ayırır.

Toplumu toptan dönüştürmeyi amaçlayan totaliter ütopyacı toplum mühendisliğine karşı çıkar. Ama parçalı, tedrici, kademeli toplum mühendisliğinden yanadır.

Yukarıda sıraladığımız sosyal bilimcilerimiz ise kraldan çok kralcı davranıp ‘toplum mühendisliği’ terimini küçültücü, aşağılayıcı bir kavram olarak kullanıyorlar. Popper bile böylesini tasarlamamış, bu ölçüde ileri gitmemiştir.

Bizimkiler bu deyimi bilimin eleştirel süzgecinden geçireceklerine, hem papağan gibi tekrarlıyor, hem de Popper’in görüşünü düpedüz çarpıtıyorlar. Popper’in azar azar, kademeli, evrimci toplum mühendisliğinden nedense hiç söz etmiyorlar.

Buradan kalkıp ‘Kemalizm de komünizm de hem toplumu, hem de devleti zorba yöntemlerle değiştirmeyi öngören birer tepeden inmeci, Jakoben, totaliter bir anlayıştır’ diye yaygarayı koparıyorlar.

Oysa biliyoruz ki, eyyamcı değil, ciddi siyasal kuruluşların görevi, hem devletin yapısını, hem de toplum düzenini emekten yana değiştirmektir. Bu değişim, önü tıkanmamışsa bir ölçüye kadar reformlarla, tıkanmışsa köklü bir devrimle olur.

Devrimden sonra da her alanda reformlar uygulamaya konulur. Bütün toplumsal-siyasal edimler, eylemler, gösteriler, grevler, bağlaşıklıklar, eylem birlikleri, seçimler siyasal iktidarın sömürücü sınıfların elinden alınıp sömürüye karşı toplumsal güçlerin eline geçmesine yöneliktir. Emekten yana bir siyasal iktidar ise toplumun altyapısını, üretim ilişkilerini değiştirme amacı güder.

‘Toplum mühendisliği’ deyimiyle siyasal partilerin programları, projeleri, ulusal gelirin yeniden dağılımı, sosyal psikoloji, kamuoyu yoklamaları, bütün bunlar bir kesim için makbul, başka bir kesim içinse dokunulmaması gereken yasak alanlar, araçlar diye tanıtılmak isteniyor. Böylelikle devlet yapısını, toplum düzenini değiştirme projesi olan siyasal kuruluşlar gözden düşürülmeye, donanımsız bırakılmaya çalışılıyor. Bu köksüz deyimi kakavanca piyasaya sürenler toplumun her kesimini örümcek ağı gibi saran yobazlığın çevirdiği dolapları görmezden geliyorlar. Bırakın Anayasa Mahkemesi üyeleri, üst kademe yargıçlar ve üniversite rektörü atamalarındaki partizanca manipülasyonları, en alt düzeydeki bir müdürün atanmasına bile kabaca karışan tarikatçı düzenlemelere alkış tutmaktan geri kalmıyorlar.
 

Aydının görevi doğruları söylemektir

Bütün ciddi sosyal bilimler, siyaset bilimi, sosyoloji, iktisat, siyasal/sosyal tarih hepsi daha adil bir yönetim ve hukuk sistemi, hakkaniyet ölçülerine uygun bir toplumsal ilişkiler düzeni yaratmaya yöneliktir.

Siyasal partiler belirli bir dünya görüşünün uygulamaya geçirilmesi için vardır. Siyaset bir projedir. Her devrimci partinin bir dünya görüşü olup devrimci kadrolar bu amaçla toplumu değiştirmeye çalışırlar.

Gerçek aydının görevi halka doğruları söylemektir. ‘Toplum mühendisliği yapmayın’ demek, sınıfların mücadelesini göz ardı edip emekçileri donanımsız bırakarak sermayenin dizginsiz sömürüsüne meydanı boş bırakmak anlamına gelir.

Oysa çok iyi biliyoruz ki, ‘Bugüne kadar filozoflar dünyayı olduğu gibi yorumladılar. Görevimiz onu değiştirmektir.’

Dürüst aydının görevi tam da budur.