'Tahribat oldukça fazla, bunu aşmakta zorlanıyoruz'

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, ''Orada (Zonguldak'taki grizu patlaması) çok büyük ihtimalle ihmalden bahsetmemiz mümkün. Ama o idari mi, orada çalışan işçilerimizin ortaya çıkardığı ihmal mi emin değiliz'' dedi.

29 Mayıs 2010 Cumartesi, 08:00
Abone Ol google-news

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Zonguldak'ın Çatalağzı beldesindeki Çatalağzı Termik Santrali tesislerinde yaptığı açıklamada, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında, 17 Mayıs'ta yaşanan grizu faciasının kendilerini derinden üzdüğünü ve yaraladığını söyledi. Yaşanan olaya beşeri açıdan bakıldığında 30 insanın kaybedildiğini, bunun kendileri açısından önemli bir iç acısı olduğunu anlatan Dinçer, şöyle konuştu: ''Olay nasıl oldu? 17 Mayısta saat 12.59'da aşağıda arkadaşlar galeri açarken dinamit patlattılar. Dinamit patlattıktan sonra metan gazı açığa çıktı. Ocakta saat 13.03'te çok büyük oranda metan gazı vardı, arkadaşlar kendilerini muhafaza altına aldılar, bir yere oturarak metan gazının dağılmasını ve gaz değerlerinin normale inmesini beklediler. Saat 13.24'de elimizde ölçümler var, gaz değerlerinin giderek normalleştiğini gösteriyor. Normal şartlarda zaman uzadıkça, gaz değerlerinin normalleşmesi ve arkadaşlarımızın çalışmaya dönmesi beklenir. Ama aradan 4 dakika geçiyor, 13.28'de patlama meydana geliyor.''
 

'Ölçüm cihazları var'

Bakan Dinçer, ocakta bütün otomatik ölçüm cihazlarının olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''Cihazlar çalışmış, gerekli ölçümler yapıldıktan sonra riskli bir noktaya gelindiğini görür görmez otomatik olarak elektrikler kesilmiş, diğer çalışan aletler durdurulmuş. Sadece havalandırma fanları çalışmış. Böyle bir ortamda içeride gaz olsa bile, gaz miktarının yüksek olması söz konusu olsa bile, onu harekete geçirecek kıvılcıma ihtiyaç var. Bunun niçin ortaya çıktığının tespitini henüz yapamadık. Çünkü, aşağıya inilemedi ama orada çok büyük ihtimalle ihmalden bahsetmemiz mümkün. Ama o ihmal idari mi, orada çalışan işçilerimizin ortaya çıkardığı ihmal miydi emin değiliz. Göçükler kaldırıldıktan sonra bakanlığımız ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uzmanları ile savcılığın bilirkişileri inecekler, gerçek nedeni görme imkanına sahip olacağız. Ne olursa olsun, orada 30 insanımızı kaybettik, bu bizim için derin bir yara oldu.''
 

'Tahribat çok fazla'

Grizu faciasının ardından geçen zamanda kurtarma ekibinin inanılmaz fedakarlıkla çok büyük riskleri üstlenip Karadon kuyusuna inerek, 28 kişinin cenazesini çıkardığını belirten Dinçer, şöyle dedi: ''İki işçimize ise halen ulaşamadık. Çok yoğun bir çalışma var, günde 3 vardiya çalışılan ocakta şimdi 4 vardiya çalışıyoruz. 6'şar saatte bir insanlar aşağıya iniyorlar, vardiyalar aşağıda yer değiştiriyor. Çok yoğun şekilde ulaşmaya çalışıyoruz ama göçük gerçekten çok büyük ve aşağıdaki tahribat oldukça fazla, bunu aşmakta zorlanıyoruz.''

İş kazaları

Bakan Dinçer, kaza miktarına sayı itibariyle bakıldığında diğer ülkelere göre oranın çok yüksek olmadığını, ancak ölüm oranının Türkiye'de fazla yaşandığını kaydetti. Yapılan değerlendirmenin maden sektörüne yönelik olmadığını vurgulayan Dinçer, şunları söyledi: ''Bu ülke çapındaki iş kazalarına yönelik değerlendirmedir. Özellikle inşaat sektöründe çok fazla ölümlü iş kazası meydana geliyor. İşçilerimiz maalesef baret takma konusunda ya da iskeleye çıktığında kendisini güven altına alma konusunda ihmallerde bulunuyorlar. Alışkanlıklarımız bizim kendi sağlığımızı ve can güvenliğimize öncelik veren nitelik taşımıyor.''

Bakan Dinçer, yaşanan iş kazalarında özel sektör ve kamu kurumları arasında çok anlamlı fark olmadığını belirterek, şu bilgileri verdi: ''Özel sektörü ikiye ayırmak lazım. Rödevans (kiralama) yönetimiyle çalışanlar veya kendisi ruhsat alarak çalışanlar ile bütünüyle kayıt dışı ve kaçak çalışanları ayırt etmek lazım. Normal şartlarda kamu kurumlarıyla özel sektör açısından bakıldığında iş kazalarının miktarı ve ölüm oranlarının her iki sektör açısından anlamlı farkı yok. (Buralarda taşeronlaşma yapıldı, onun için iş kazaları arttı) denilmesini gerektirecek hiçbir veri yok. Bu konular da daha çok tartışılırken saptırıldığı kanaatindeyim.''
 

Taşeronlaşma tartışmaları

Bakan Ömer Dinçer, bazı kesimlerin özelleştirmeye karşı olduğunu, herkesin özelleştirme taraftarı olmasını beklemenin ise çok isabetli yaklaşım olmayacağına işaret ederek, şunları kaydetti: ''Bazı kişiler ideolojik olarak ekonominin özelleştirilmesini uygun görmeyebilir, o onların düşüncesidir, anlayışla karşılarız. Ama ''ben ideolojik olarak özelleştirmeyi ve kamu hizmetlerinin taşerona verilmesini doğru görmüyorum, karşıyım' diyebilir. Bunu söylediği zaman kendi içinde tutarlı ve ahlaki bir davranış içerisinde olur. Mesela sendikalar özelleştirmeye ya da taşerona işlerin devredilmesine karşılar. Çünkü örgütlenemiyorlar. 'Ben alt işverene hizmetlerin devredilmesine karşıyım, çünkü orada sendikaya saygı duyulmuyor, orada ben çalışanları sendikama üye yapamıyorum' demiyor gerekçe olarak. Aslına böyle söylese, bunun üzerinde tartışma yürütse, kendi içinde tutarlı ve ahlaki bir davranış içinde olur ama bunu iş güvenliğine yansıttığında doğrusu çok ahlaki olmuyor. Soruna da yanlış teşhis konulmuş olur.''

'Son yıllarda iş güvenliğinde inanılmaz mesafeler kaydedildi'

Dinçer, Türkiye'de iş güvenliği sorununun çözülmek isteniyor ve bu alandaki çabaların etkin sonuçlar vermesi bekleniyorsa, doğru teşhisle doğru çözümün ortaya konulması gerektiğini söyledi. Türkiye'de son yıllarda iş güvenliği konusunda inanılmaz mesafeler kaydedildiğini anlatan Bakan Dinçer, şöyle konuştu: ''Madenlerde 1992'de 13 bin civarında iş kazası, 548 ölümlü kaza var. 2000'li yıllara geldiğimizde ise kaza oranı yarı yarıya, ölüm oranı da 10'da 1'e, yani 70'e düşüyor. Maden sektöründe 2008'de kaza oranı 5 bin 728'e, daha önemlisi ölüm olayları da 30'a düştü. 2009'da 20-25 kişi yaşamını yitirmişti. Buradan baktığımızda hızla kaza sayısı ve ölüm oranı düşüyor. Mutlaka iş kazalarını sıfıra indirmek hedefindeyiz. Ama özellikle 2000'li yıllardan itibaren de alt işverenlere de işlerin verilmeye başlandığını görürsek, kaza oranı ve ölüm oranlarının azalmasındaki durumu nasıl izah ederiz? Bu soruna doğru teşhis koymaya ihtiyaç var. Bu konularda çalışıyoruz. Madencilik sektöründe 2 yıldır özel bir proje olarak niçin kaza olduğunu çalışıyor, tedbir alıyoruz. Şimdi herkes, Güney Afrika'nın, Almanya'nın ve ABD'nin ne yaptığını konuşuyor. Kimse Bizim ne yaptığımıza bakmıyor. Son 1 yıldır, iş güvenliği konusunda küçük ihmali olan madenleri kapatıyoruz. İnsan hayatına mal olmayacak eksikler varsa süre veriyoruz.''
 

Facia ocağındaki denetimler

Dinçer, grizu patlamasının meydana geldiği madende geçen yılın mayıs ayındaki denetimde bazı eksiklerin bulunduğunu, hayati nitelik taşımaması nedeniyle o eksiklerin giderilmesi için süre verildiğini belirterek, bunun ardından çalışmaya devam edildiğini kaydetti. Madenin ekim ayında yeniden denetlendiğini anlatan Bakan Dinçer, ''Yani, bir yılda 2 kez denetim gerçekleşmiş. Muhtemelen bu mayıs ayının sonunda ya da haziranda yeniden denetime uğrayacaklardı. Yılda 2 kez denetliyoruz maden ocaklarını. Ekim ayındaki denetimlerde teknolojik olarak bir eksiklik görmemişiz bu madende. Sadece tahkimat planlarına ve yönergelere uygun hareket edin denilmiş'' diye konuştu.

Dinçer, Türkiye'de iş güvenliği meselesini konuşurken, kamu idaresinin, görevini yapmadığını iddiasıyla suçlama pozisyondan çok, bilinç yaratma çabasının öne çıkarılması gerektiğini söyledi. İş verenin, işçinin, kamu idaresinin, yerel yönetimlerin, sendikaların ve meslek odalarının sorumluluklarının tek tek belirlenmesi gerektiğini ifade eden Dinçer, kaza olduğunda herkesin konuya ait fikrini söylemesinin ardından köşesine çekilip hiçbir sorumluluğu paylaşmaması durumunda, sorunların çözülemeyeceğini bildirdi.
 

'Yönetmelikler iptal edildi'

''Bütün sorumlulukların devlet tarafından üstlenildiği devir geçiyor'' diyen Bakan Dinçer, şöyle devam etti: ''Ben iş güvenliği konusunda, bakan olduktan hemen sonra 2 kez yönetmelik değiştirdim. İkisini de Danıştay iptal etti. Danıştay'a da meslek odaları müracaat etti. Tek gerekçesi var, mevcut statüyü korumak. Bu da meslek odasına imtiyaz sağlıyor. Sadece meslek odasının eğitim yaptığı fırsat var. Onun dışında üniversiteler, iş güvenliği konusunda eğitim verseler, dışardan sertifikalaşma yöntemiyle başarılı olanlara belge versek ve Türkiye'de çok sayıda ve hızla iş güvenliği uzmanı yetiştirsen ne olur? Bunu yapmaya çalıştığım zaman karşıma ilk çıkan meslek odaları oldu ve gidip yönetmeliği mahkemede iptal ettirdiler. Şimdi bir meslek odasının çıkıp da buradaki iş kazasını dile getirip, bundan dolayı kamu idaresini suçlaması ya da kamunun önüne çıkıp da sorumsuzca bir şey söylemesi doğru kabul edilebilir mi?''
 

Ailelere maaşları bağlandı

Bakan Dinçer, devletin grizu faciasında yaşamını yitiren işçilerin ailelerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda 10'ar bin lira yardımda bulunduğunu, Türk-İş'in de 5'er bin lira ailelere destek verdiğini söyledi. Sosyal Güvenlik Kurumu olarak işçilerin haklarını verdiklerini anlatan Dinçer, şöyle konuştu: ''Emekliliği hak edecek kadar prim ödemiş olanlara biz ölüm aylığı bağladık. Ödediği primlerle henüz emekli olmayı hak edecek kadar süresini doldurmamış olanlar varsa onlara da iş başında vefat etmeleri nedeniyle sürekli iş göremezlik ölüm geliri bağladık. Normal ölüm aylığının yüzde 70'ini alırlar. Her ikisini de hak etmişse birisi o zaman emekli maaşını ve ayrıca ölüm gelirinin de yüzde 50'sini alır. 28 işçimizin kimlik tespitleri yapıldıktan ve ölümlerinin gerçekleştiği resmi kayıtlara girdikten hemen sonra işlemleri yaptık. Hemen hemen bütün hak sahiplerine maaşlarını bağladık, önümüzdeki aydan itibaren maaşlarını alabilecekler. Sadece 6 arkadaşımızın bekar olmaları nedeniyle ailelerindeki hak sahiplerini belirlemeye çalışıyoruz. Eğer hak sahibi varsa onlara da maaşlardan bağlayacağız.''

Bakan Dinçer, ailelere maaşların bağlanması konusunda başka ülkelere örnek olabilecek davranış sergilediklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti: ''Bizim personelimiz vatandaşın evine gitti, baş sağlığı diledi. İşlemleri kendisi yaptı, kendisine maaş bağlandığına dair belgeleri de evinde teslim ettiler. (Burada olağanüstü durum vardı, bu yapıldı) diye düşünülebilir. Hayır, son zamanlardaki hizmet anlayışımızı büyük oranda değiştirdik. 65 yaş üstünde, engelli insanlara zaten evinde hizmet veriyoruz. 50'den fazla kişi çalıştıran iş yerlerine özel VIP hizmetler sunmaya başladık. Temelde halk odaklı hizmet anlayışı için önemli mesafe kat ettik.''
 

Bilgi kirliliği

Yaşanan patlamanın ardından kısa sürede kente geldiklerini, ilk olarak da 10'dan fazla kurumun içinde yer aldığı kapsamlı kriz masasını kurduklarını belirten Bakan Dinçer, şöyle devam etti:
''Her türlü bilgiyi anında basınla paylaştık. Ancak, bir kısım medya bu süreci belki biraz hükümete karşı muhalefet malzemesi olarak kullanmayı düşündü. Orada biz, elimizden geldiğince sahip olduğumuz bilgileri açıklıkla sunduk. Hiçbir bilgiyi saklamadık. İstedik ki ne kadar açık olursak, sağlam bilgi verirsek, kamuoyunun doğru bilgileneceğini düşündük. Bazı arkadaşlarımız, henüz bilgi sahibi olmayan, varsayımla ya da sezgisel olarak kendi kurgularını konuşanları dillendirerek, bilgileri paylaştılar. Bu biraz magazinsel oldu, süreci bulandırdı.''
 

Denetim

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dinçer, grizu patlamasının meydana geldiği ocaktaki göçüklerin kaldırılması sonrasında elemanlarının yer altına ineceğini belirterek, ''Durum tespiti yapılacak, buna göre tedbir alacağız. Maden ocağının sahiplerine savcılık kendi dava açar ve bunun takibini yapar'' dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın da maden ocağının işletilmesiyle alakalı problemlere bakarak karar vereceğini anlatan Dinçer, şöyle dedi: ''Göçük kalktıktan sonra ocakla ilgili bir haftada kararımızı vermiş oluruz. Uzmanlar aşağıya inecekler, tespitlerini raporlaştıracaklar ve biz de kararımızı vereceğiz. Göçüğü ne kadar sürede kaldırabileceğimize dair ise şu anda bir öngörümüz yok. Bütün gücümüzle onu temizlemeye çalışıyoruz. Süre verdiğimiz zaman beklenti içerisine giriyoruz.''

 

Kadın istihdamının arttırılması

Kamu idarelerinde kadın istihdamının arttırılması, bu alanda ortaya çıkan sorunların çözümü ve fırsat eşliğinin sağlanması konusunda kapsamlı bir genelge yayımlandığını anlatan Dinçer, şöyle konuştu: ''Kamu idarelerinde kadınlara yönelik hem cinsel taciz, hem eşitsizliklere yönelik tedbirler için daha sağlam idari düzenlemeler yapıyoruz. Bakanlığımız bünyesinde kadın istihdamını izleme ve koordinasyon kurulu oluşturuyoruz. Bu koordinasyon kuruluna kamu kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katılacaklar. Tüm Türkiye'de yıllık olarak kadın istihdamıyla alakalı gelişmeleri ve fırsat eşitliğine aykırı düzenlemeleri ve uygulamaları, kadınlara yönelik bir takım haksızlıkları önlemeye yönelik tedbirleri görüşecek ve rapor haline getirerek tüm idareye tavsiyelerde bulunacaklar. Tüm kamu kurumlarında, bakanlıklarda en az müsteşar yardımcısı seviyesinde kadın istihdamının geliştirmesiyle ilgili bir kişi özel olarak görevlendirilecek.'' Bakan Dinçer, görevlendirilen kişilerin yıl süresince ilgili kurumdaki kadın istihdamı, cinsel taciz ve fırsat eşitliğine yönelik konularda takip yapacağını, böylece işi daha sıkı ve özel görev ile takip etmiş olacaklarını kaydetti.
 

Ulusal istihdam projesi

Türkiye'de ilk defa ulusal istihdam politikaları ve işsizliği önleme stratejilerini belirleyerek kamuoyuyla paylaşacaklarını ifade eden Bakan Dinçer, şöyle devam etti: ''Ülkemiz şimdiye kadar işsizliği önleme konusuna değişik alanlarda teşvikler uygulayarak süreci yönetmeye çalıştı. Bütünleştirilmiş bir stratejiyi takip etmedi. İstihdamın arttırılmasıyla ilgili temel politikaları belirleme çalışmamız bundan dolayıdır. Özellikle son yıllarda da dünyadaki değişmeler, yaşadığımız kriz, bizim önceden takip ettiğimiz istihdamla ilgili politikaları biraz etkisiz kıldı. Bütün bunları aşabilmek için yeni bir ulusal istihdam politikası belirlemeye ve işsizliği önleyecek stratejileri ortaya koymaya çalışıyoruz.'' Aralık ve şubat ayında 2 kez çalıştay yaptıklarını hatırlatan Bakan Dinçer, ''Raporlarımız bitmek üzere, yakında Ekonomik Koordinasyon Kurulunda meseleyi konuşacağız. Daha sonra da bunu resmi düzenleme haline getireceğiz. Önümüzdeki dönemlerde işsizlikle daha sistematik mücadeleyi de başarmış olacağız'' diye konuştu.
 

Karekod uygulaması

Bakan Dinçer, yılbaşından itibaren Türkiye'de karekod uygulamasını kurmak için çalıştıklarını belirterek şunları söyledi: ''Karekod'u ilaç sanayisinde kayıt dışılığın azaltılması, suiistimallerin önlenmesi ve sektörün geleceğe yönelik olarak daha öngörülebilir hale getirilmesi için uyguluyoruz. Her ilacın kutusunda kimlik numarası olacak. Yani her ilaç kutusuna bir kimlik numarası veriyoruz. O kutu ilaç imal edildiği ve kutulandığı andan itibaren aynı zamanda Sağlık Bakanlığının kütüklerine de kayıt edilecek. Böylece bu ilaç ecza deposuna gittiğinde bizim ilaç takip sisteminde kayıtlı olup olmadığını kontrol edecekler. Eczane, rafına ilaç takip sisteminde kayıtlı olmayan ilacı koyamayacak. Ayrıca vatandaşa sattığında bu ilacı biz kontrol edeceğiz ve takip sisteminde olmayanın ücretini ödemeyeceğiz.''

Günde 1,5 milyon reçete yapıldığına işaret eden Bakan Dinçer, şöyle dedi: ''Her reçete de ortalama 4 ilaç olduğunu varsayarsak günde 6 milyon kayıt demek. Diğer işlemlerimiz var, günlük 8-10 milyonluk işlemden bahsediyoruz, küçümsenecek hadise değil. Yılbaşından itibaren bu sistemi kurmak için çaba sarf ettik. En son 15 Mayıs'ta bu sistemi uygulamaya koyduk, bazı sorunlarımız çıktı. 1 Haziran'a kadar geçiş süreci tanıdık, durumu bir daha değerlendireceğiz. Şu ana kadar 21 bin 900 eczanemiz karekodlu ilaç işlemini yapmayı başardı. Ümit ediyorum bunu oturtacağız ve iyi sisteme sahip olacağız. Dünyanın bu konudaki en gelişmiş yapısını kuruyoruz.''