Tanrıkulu Anayasa'yı hatırlattı: Onur Yürüyüşü haktır

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Onur Yürüyüşü'nde yaşanan sert polis müdahaleleri üzerine açıklamalarda bulundu.

28 Haziran 2021 Pazartesi, 14:04
Tanrıkulu Anayasa'yı hatırlattı: Onur Yürüyüşü haktır
Abone Ol google-news

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Onur Yürüyüşü'nde yaşanan sert polis müdahaleleri üzerine açıklamalarda bulundu.

İstanbul'daki Onur Yürüyüşü'nde, ters kelepçe ile gözaltına alınanlar oldu. Polisin sert müdahaleleri kameralara yansırken, konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Sezgin Tanrıkulu, yürüyüşe müdahale üzerine "İzinsiz gösteri" savunmasında bulunan iktidar mensuplarına tepki gösterdi.

Toplantı ve Yürüyüş Hakkı ile ilgili "Şiddete başvurmadan şiddeti önermeden herkes Anayasanın bu hakkını kullanabilir" diyen Tanrıkulu, "Bir kez daha söylüyorum yani kolluğa düşen görev bunun bir düzen içerisinde yapılmasını sağlamaktır" ifadelerini kullandı.

Tanrıkulu, MST TV ekranlarında şöyle konuştu: 

"İçişleri Bakan Yardımcıları Cumhuriyet Halk Partisinin dün paylaştığı önceki gün paylaştığı bir tweetten dolayı, o tweet de şuydu:  Chp Resmi Hesabından yapılan paylaşımda, Cumartesi günü yaşananlar bir zorbalık olarak tarif edilmişti. Evet bence zorbalığın çok ötesinde bir tutum aldı kolluk. Yani çok zalimce tutum aldı. Bunun için İçişleri Bakan Yardımcıları tümü birden paylaşımlarda bulundular. İzinsiz gösteri dediler. Bir sefer İçişleri Bakan Yardımcılarının bu tabiri yanlış. İzin almak zorunda değil. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası bakımından da sadece bir bildirimde bulunursun, istersen o da. İstemezsen onu bile yapmak zorunda değilsin, çünkü Anayasa uyarınca önceden izin almaksızın diyor. Çok açık. Yani şiddete başvurmadan şiddeti önermeden herkes Anayasanın bu hakkını kullanabilir.

Bir kez daha söylüyorum yani kolluğa düşen görev bunun bir düzen içerisinde yapılmasını sağlamaktır. Ama her nedense Türkiye'de Adalet ve Kalkınma Partisinin son yıllarında toplantı ve gösteri yapmak, ifade özgürlüğünü kullanmak neredeyse imkansız hale geldi, neredeyse. Mümkün değil yapabilmek. Yani kapalı salon toplantılarını yapabilmek bile mümkün değil. İşte en görüneni Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanında yaklaşık 2 yıldır toplanamıyorlar Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti döneminde bu yasaklandı.  Tamamen silahsız, şiddetsiz yaptıkları toplantılardı.

Yine aynı şekilde yakınlarını iş cinayetlerinde kaybeden aileler. Her ayın ilk pazar Günü yaptıkları toplantıları, eylemleri, gösteriyi yapamıyorlar. Şimdi toplantı ve gösteri ne için yapılır? Kamuoyu oluşturmak için yapılır. Dolayısıyla ıssız, sessiz yerde değil. Toplumun en fazla kalabalık olduğu yerlerde yapılır. O nedenledir ki, yani kamu düzeni aksayabilir, vatandaşlar bu toplantılardan, gösterilerden rahatsızlık duyabilirler. Tam da bu nedenle geçtiğimiz haftalarda Danıştay toplantı ve gösteri yasasıyla ilgili bir yönetmeliği iptal etti. Çünkü o yönetmelikte şu ibare vardı: Vatandaşları rahatsız etmemek. Hayır efendim Anayasa Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tam da bu kriteri, vatandaşlar rahatsız olabilir, kamu düzeni aksayabilir tabirleriyle ihlal kararları verdi. Birçok ihlal kararı verdi.

'NEFES ALAMIYORUM'

Dün, ondan önceki gün yapılanlar zorbalığı aşan bir Anayasa suçudur. Açık bir biçimde. Bunun talimatını verenler, uygulayanlar gerçekten suç işlemiştir. O nedenle ben paylaşımlarımda şunu ifade ettim ki, 47 kişi gözaltına alındı ve serbest bırakıldı. Gazeteci, Turkiye'nin en önemli fotoğrafçı gazetecilerinden birisi gözaltına alındı, Bülent Kılıç ve alınırken yani Amerika'daki ölen yurttaşın söylediği sözleri söylemek zorunda kaldı. 'Nefes alamıyorum' dedi. 'Beni nefessiz bırakıyorsunuz' dedi ve gerçekten de o fotoğraflar korkunç görüntülerdi. Onun dışında atılan ses bombaları, plastik mermiler var. Ses bombasından rahatsız olan bir yurttaş Cihangir'de polislere seslendi, ya ses bombası atmayın, çocuklarımız uyuyor filan denildi, polis amiri 'alın bunu gözaltına' dedi.

Yine başka bir polis amiri şunu söyledi, 'sesini çıkaranı alın'. Böyle bir zorbalık var, zorbalığın daha ötesinde hukuksuzluk var, Anayasaya aykırılık var ve bunu savunan Bakan Yardımcıları var açık bir biçimde. Cumhuriyet Halk Partisi bu yaşananlara zorbalık dediği için, Cumhuriyet Halk Partisini eleştiren ve ona karşı çıkan memur statüsündeki Bakan Yardımcıları var. Evet, şunu ifade ettim ben, bir kez daha ifade ediyorum: Yapılanlar suçtur! Bu görüntüler Devletin kayıtlarında vardır, polis arşivlerinde vardır. İkinci olarak tutulan tutanaklar vardır. O tutulan tutanakların tümü suç tutanaklarıdır. Kimin bakımından? Gözaltına alınanlar bakımından değil, gözaltı işlemi yapanlar bakımından suç tutanaklarıdır. Zamanı gelince bir kez daha burada ifade ediyorum, hukuk kuralları içerisinde tümünün hesabı sorulacaktır. Bugünlerde bu zalimliği yapanlar işte kulağımızın üzerine yattık filan diyemeyecekler. Ben bu nedenle hep uyarıyorum. Yani siz kanunsuz emirleri yerine getirmeyin, hukuka aykırı emirleri yerine getirmeyin çünkü daha sonra sahipsiz kalırsınız. Hep bunu ifade ediyorum. 

Bunu mesleki tecrübemle de gördüm. Yani işte ne yapalım, biz emir kuluyuz filan demeyin. Yani zalimlik suçtur, bu zalimliği bu şekilde uygulayamazsınız, bu kadar pervasız olamazsınız. İnsanlara, sesini çıkaranı alın, itiraz edeni alın diyemezsiniz. Derseniz eğer, suç işlemiş olursunuz, bu kadar açık. Bugün bu suçlar Savcılar tarafından soruşturulmayabilir, bu görüntüler suç olarak, aslında hepsi suç, Savcıların resen harekete geçmesi lazım, ama maalesef öyle bir kurum kalmadı, Yargı kurumu kalmadı. Ama bir kez daha söylüyorum yani bu kayıtlar sonuçta suçları açığa çıkaran kayıtlardır. Arşivlerde, Devletin arşivlerinde vardır, hiçbir zaman da unutulmaz."