Türbanı şekillendiren bakış

Ortaöğretimde türban kararı tartışılırken Diyanet’ten çarpıcı yorum.

26 Eylül 2014 Cuma, 18:23
Abone Ol google-news

Ortaöğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasıyla ilgili tartışmalar sürerken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu’ndan “tesettür talebi” geldi. Kurul Üyesi Prof. Dr. Hilmi Karslı, “Mazeretlerimiz ne kadar geçerli?” başlıklı makalesinde “Müslümanların değişik mazeretlere sığınarak tesettür kurallarını ihlal etmesi anlaşılır değildir” dedi.

Karslı, Diyanet’in aylık dergisinde yayımlanan makalesinde, insanların önemli bir bölümünün dini en yüce değerler sistemi olarak kabul ettiklerini ancak onunla bağdaşmayan bir yaşam sürdüklerini ifade etti. Karslı, “Böyle bir hayatı sürdürmekte de ne yazık, bir sakınca görmemektedirler. Dolayısıyla bu kimseler açısından İslam, daha ziyade soyut bir mensubiyet olarak kalmaktadır” dedi. Karslı, makalesinde şu ifadeleri kullandı:

* İslama mensup olmak, ona inanmak, elbette ki bir fazilettir. Ancak unutmamak gerekir ki bu din, sadece inanılmak ve hürmet gösterilmek için değil, emir ve yasaklarıyla amel edilmek için gelmiştir.

* Bir toplumda dini sadece kabullenmekle yetinen­lerin sayısı çoğalıyorsa bu, o toplumda dini hayatın çöküşe geçtiği anlamına gelir.

* Müslümanların bir kısmı, İslamı yaşayamamalarını şu bahaneye sığınarak açıklamaktadırlar: “Ne yapalım, yaşadığımız şartlar böyle gerektiriyor.” Bu mazeret ne kadar geçerlidir? Yaşanan hayat tarzının İslam dışı davranışları telkin ettiği söylenebi­lir. Ancak bu durumu zamanın dayatması şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Çünkü bu, insanın tercih hakkının olmadığı anlamına gelir. Şu halde esas zafiyetin bizde olduğunu itiraf etmemiz gere­kir. İşi oluruna bırakmış, şartlara teslim olmuş gibi bir halimiz vardır.

* Kararlı ve disiplinli bir tavır ortaya koyduğumuz takdirde Mevla’nın razı olduğu bir kul olabiliriz. Bu şansımız her zaman bakidir, insan son dere­ce olumsuz şartlarda bulunabilir. Ancak bu du­rumda dahi Rabbine karşı olan bağlılığı ve takva duyarlılığını devam ettirebilir. Yeter ki bunu is­tesin ve iradesini bu yönde kullansın. Dolayısıyla Müslümanın değişik mazeretlere sığınarak ibadet ve ahlakından taviz vermesi, ticarette hak hukuka riayet etmemesi, yiyecek içecekte helali-haramı dikkate almaması, tesettür kurallarını ihlal etmesi, israfa dalması anlaşılır durumlar değildir.