Türkçeyi özleyen Belçikalı

Saat 18.00’de bizim evin yanındaki I. Albert Parkı’nda yürümek için anlaştık. Ben tam zamanında başladım yürümeye. O buluşmaya gecikerek geldi. Sosyal medyada birkaç gün önce bir kez daha paylaştığım yıllar önce yayımlanmış bir yazımı okumuştu.

21 Şubat 2021 Pazar, 06:00
Türkçeyi özleyen Belçikalı
Abone Ol google-news

“Yazı güzel de 4 aylık köpeğin Türkçe anlamasını inandırıcı bulmadım” dedi. “Ben inanıyorum” dedim. “Türkçe konuşmayı özleyen bir arkadaşımdan da bahsediyorum yazıda” diye ekledim. “Onu anlarım da köpek Türkçe için değil, sesleri duyunca yalnızlıktan kurtulmak için ilgilenmiştir” dedi. Üstelemedim. “Sen Türkçe konuşmayı özlemiyor musun” diye sordum. “Tabii ki özlüyorum. O başka” dedi. 18 Ocak 2015 tarihinde Cumhuriyet’te yayımlanan ve daha sonra 4. kitabıma isim yaptığım “Türkçe ağlayan köpek!” başlıklı pazar yazımdı bahsi geçen... İnsanların anadilinde konuşmayı özlemesini anlarım ama yazının girişinde özetlediğim Türkçe sohbetimizde “Türkçe konuşmayı özledim” diyen arkadaşım bir Belçikalıydı.

ATATÜRK PAYLAŞIMI...

Hayır, 35 dil ve lehçe bilen ve 1987’de katıldığı yarışmada, 22 yaşayan dili kullanarak “en çok dil bilen Belçikalı” unvanı alan Johan Vandewalle değil bahsettiğim.1983’te Gent Üniversitesi’nden İnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun olan Dr. Vandewalle, halen Doğu dilleri ve Türkçe konusunda Gent Üniversitesi’nde dilbilimi ve çeviri bilimi araştırmaları yapıyor. 2006’dan bu yana Gent Üniversitesi Mütercim Tercümanlık ve İletişim Bölümü’nde Türkçe altgrubu başkanlığını yürütüyor. Dostlarına 2008 yılbaşında üzerinde “Türkiye, Atatürk’ü Allah’a borçlusun, geri kalan her şeyi de Atatürk’e” yazılı tebrik kartı yollamış olan Belçikalı Daniel Dumoulin de değil bahsi geçen. Anvers’ten geçen Schelde Nehri için söylenen sözü Atatürk’e uyarlamış Dumoulin. Her 10 Kasım’da binlerce paylaşımı yapılır mesajın. Bahsettiğim kişi ise 10 yıl çalıştığı Türkiye’den 6 ay önce dönen arkadaşım Phillippe. Buluşmaya gecikerek kültürümüzden etkilendiğinin ilk işaretini vermişti. Fırsat bu fırsattır deyip hemen sorguya çektim. “Türkçe duymayı, konuşmayı özlemesi” ilgimi çekmişti. Anadili olmadığı halde üstelik. “Evet özlüyorum, hatta bazen annem bana bir şey sorduğunda otomatik olarak Türkçe cevap veriyorum. Ancak dil çok nankör ve kullanmayınca geriliyor. En çok konuşma bozuluyor, anlama değil. Ama bu normal çünkü Türkçe ile Fransızca arasında hiçbir ortak nokta yok. Birbirinden çok uzak diller. Özlemimi gidermek için bazen Türk kanallarını izliyorum ya da Türk arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Netflix’te bir Türk dizisi var. “Bir Başkadır” diye, onu izliyorum şu aralar. Biraz karamsar bir dizi ama Türk toplumunun çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Düşünceleri ve hayat tarzları çok farklı olan insanları gösteriyor.” “Daha başka neleri özlüyorsun? Nelerden kurtulduğun için mutlusun?” diye sormadan edemedim. En çok da arkadaşlarını, onlarla sohbet etmeyi, tuzlu fıstığı, sosyal hayatı ve Türkiye’nin doğa manzarasını, ışığı ve güneşi özlüyordu. İşyerindeki hiyerarşiden kurtulduğu için memnundu. “Orada her şey unvan, içerik önemli değil, derslerin çoğu göstermelik, aptal akademik makaleler yazmaktan v

‘VALONLARA BENZİYORLAR’

Philippe 10 yıl sonrasında döndüğünde, Belçika’ya uyum sağlayabilmiş miydi peki? “İklim berbat, hep yağmur, gri, loş, ışık yok, geniş manzara yok, fazla kuralcı bir toplum” yetmezmiş gibi koronavirüsün sosyal hayatı kısıtlaması işini daha da zorlaştırmıştı. 10 yıl Türkiye’de yaşamış birine sormasam ölürdüm. “Türkleri, Flaman, Valon ve Brüksellilerle kıyaslar mısın? En çok kime benziyor Türkler”. Yanıt çok kısa oldu: “Valonlara daha çok benzediklerini düşünüyorum, Valonlar Latin, davranışları daha esnek ve sıcak” Ben de bir yazımda keyiflerine düşkünlüğü ve biraz da tembellikleri nedeniyle Valonları bize daha yakın bulduğumu belirtmiştim. Fazla üstelemedim. “Tipik Belçikalı” ve “tipik Türk” özelliklerini sıralamasını istedim fırsat bulmuşken.

‘TÜRKLER DAHA PRATİK’

“Belçikalı kuralcı, her şeyi usule göre yapıyor. En basit şeyler bile, mesela arabasını tamir ettirmesi için haftalar öncesinden randevu almak lazım. Halbuki Türkiye’de birkaç saat değilse, bir iki gün içinde halloluyor. Türkler daha pratik insanlar bize göre. Türkiye’de insanların kullandıkları ifadeler, espriler daha renkli. Dışardan Türkler sert bir millet olarak görülebilir ancak mizah anlayışı olan bir millet aynı zamanda! Türkiye’de hiyerarşi burada olduğundan daha ağır. Unvanlara çok dikkat ediliyor, bu bazen rahatsız edici olabiliyor, görünüşe çok önem veriliyor, yani bizden fazla... Türkiye çok kontrastlı, semtten semte değişiyor, bazen antrenman esnasında köydeki çay ocağına uğrardık mola vermek için sohbet ederdik. Bizi, bisikletlerimizi merak ederlerdi... Türkiye’de çok farklı ayrı dünyalar, insanlar yan yana hayatlarına devam ediyor. Bahsettiğim köy ile 15 km. ilerisinde büyük AVM’ler, hepsi birbirinden farklı... Bir de çok sokak hayvanı var, köpekler her yerde geziyorlar, Belçika’da hepsinde tasma var, orada başıboşlar. Bu bir canlılık katıyor sokaklara.”

[email protected]