Türkiye’de yurttaşların kamburu: Vergiler

Türkiye’de vergiler yurttaşların sırtında kambur olmaya devam ediyor. Ekonomik krizin derinleşmesi, koronavirüs salgınının tekrar artışa geçmesi ile birlikte yurttaşlar vergileri daha ağır hissetmeye başladı. Türkiye’deki vergi düzenini, topluma etkisini ve ideal vergi düzeninin nasıl olması gerektiğini uzmanlar ile konuştuk.

19 Kasım 2020 Perşembe, 19:11
Türkiye’de yurttaşların kamburu: Vergiler
Abone Ol google-news

Türkiye’de cep telefonu almak isteyene ek vergi, tatile çıkmak isteyene vergi, oyun konsolu almak isteyene ek vergi, tüketim harcamalarına vergi, asgari ücretliye vergi. Yurttaşların ağır şekilde hissettiği ekonomik krizin yanında bir diğer külfet ise vergiler. Gelir düzeyi yüksek yurttaşlardan alınmayan ya da çok az alınan vergiler orta gelirli ve yoksul yurttaşların belini bükmeye devam ediyor. Vergi sistemindeki bu çarpıklaşmayı Prof. Dr. Osman Aydoğuş, Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Doç. Dr. Aziz Çelik ve yurttaşlar Cumhuriyet.com.tr’ye anlattı.

“ZENGİNDEN ALINMAYAN VERGİ ASGARİ ÜCRETLİDEN ALINIYOR”

Türkiye’deki vergi sisteminin çok uzun yıllardır çarpık olduğunu AKP hükümeti ile daha da çarpık bir hal aldığını belirten Prof. Dr. Osman Aydoğuş, “Türkiye’deki vergi sisteminin çarpık bir sistem olduğunu yıllardır biliyoruz. Çarpıklıktan anlatmak istediğim şu; verginin gücü olanlardan alınması gerekiyor. Fakat Türkiye’de vergilerin 3/2’si harcamalar üzerinden alınıyor. Yani vergilerin neredeyse yüzde 70’i dolaylı vergiler. Bu son kriz Türkiye ekonomisini iyice zora soktu. Türkiye zaten 3 senedir bir kriz içinde bu son olaylar ile ekonomik, sosyolojik ve siyasi bir buhrana doğru gidiyoruz.  Bu kriz çarpık vergi sistemini daha da çarpıklaştırmıştır. Türkiye’de ezelden beri gelirden, servetten vergi alınmıyor ya da çok az vergi alınıyor. Dolaylı vergilere yükleniliyor yani yurttaşın ekmek alırken, tuz alırken, arabasına benzin alırken, telefonla görüşürken ya da içki içerken ödediği vergiler ağırlık şekilde alınıyor. ÖTV ve KDV’ ye yüklenilmiş bir vaziyet söz konusu. Kurumlar vergisinin payı ise iyice düşük, gelir vergisinin çok büyük bir kısmı ise ücret/maaş üzerinden alınıyor. Yani gelir vergisi bordro mahkûmlarından alınıyor. Bu anlattıklarımız yeni şeyler değil ama gittikçe daha sertleşen, daha da çarpıklaşan yurttaşlara nefes aldırmayan bir hale dönüşüyor” dedi.

“AKP İMTİYAZLI ŞİRKETLER OLUŞTURDU, ONLARDAN VERGİ ALMIYOR”

Türkiye’de vergi konusunda iki temel sorun olduğunu söyleyen Aydoğuş, “Birincisi alınan vergilerin nereye harcandığı konusu. İkincisi ise ülkede kimlerden, hangi sınıftan vergi alınmadığı konusu. Türkiye’de iktidar tabiri caizse yakaladığından vergi alıyor. Hükümetler maaşlar üzerinden, harcamalar üzeninden vergi alıyor. AKP iktidarının Cumhuriyet döneminde hiç görülmemiş şekilde imtiyazlı hale getirdiği çok az sayıda şirket var. Bu şirketlere olabildiğince para aktarılıyor, ihaleler veriliyor, her türlü vergi muafiyeti sağlanıyor. Ayrıca bol bol kaynak aktarılıyor. O yüzden Türkiye’nin ekonomik olarak yakası bir araya gelmiyor. Bütçe uzun zamandır büyük açıklar veriyor. Yani temel iki sorun imtiyazlı olan şirketler oluşturulup onlardan vergi alınmaması ve yurttaşlardan alınan vergilerin de büyük şekilde israf edilmesi” diye konuştu.

“TÜRKİYE’DE SERVET VERGİSİ YOK”

Sağlıklı bir vergi sistemi için gelirine göre orantılı vergi alınmasını öneren Aydoğuş, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Türkiye’de sağlıklı, yurttaşları yormayacak bir vergi düzeninin cevabı ders kitaplarında bile var. Vergiyi gücü olandan almamız gerekir. Geliri ile orantılı, serveti ile orantılı şekilde vergi almak gerekir. Çok şaşırtıcı bir ayrıntı vereceğim. Türkiye’de servet vergisi diye bir şey yok. Halbuki gelişmiş ülkelerde servet vergisinin yüksek bir payı vardır. Vergiyi orantılı almak gerekir. Asgari ücretliden, emekliden, öğrenciden neden vergi alıyorsunuz?  Gelir düzeyi arttıkça vergi düzeyinin de arttığı bir sistem belirlemeliyiz. Tüm oran tersine dönmelidir. Verginin 3/1’i yurttaştan, 3/2’si geliri yüksek insanlardan alınmalıdır.”

“DENGESİZLİKLER VAR”

Gazetemiz yazarı Prof. Dr. Veysel Ulusoy Türkiye’de vergi konusunda büyük dengesizlikler olduğunu söyledi. Ulusoy, “ Ekonomide her şeyin yolunda gittiği zamanlarda pek tartışma alanı bulmayan vergi yükü, çalkantıların özellikle krize dönüştüğü zaman aralığında halkın ve üreticilerin gündemine ilk gelen konu olur. Haksız da değiller aslında çünkü iki durumun vergi yükünde ani bozulmalar olduğu gibi, vergi tazyiki denilen olgunun ağırlığı da hissedilir. OECD ülkeleri ile karşılaştırdığımızda, Türkiye’de vergi yükü OECD ortalaması olan %35’lerden daha düşük seviyede olup %30 civarında seyretmektedir. Vergi yükü esas itibariyla bir kişi başına düşen mili gelir kavramıyla eş tutulsa da onun çeperlerinde toplumsal, kültürel ve daha nice olgular mevcuttur. Ama esas itibariyla devletin ekonomideki rolü ve üretime katkısı bu oranın en belirleyici unsurları olmaktadır. 

 Üretimin temel gücü olan kurumların vergi yükü ile bireylerin vergi yükü arasında oldukça ilginç bir dengesizlik var ülkemizde. Bireylerin ödediği verginin GSYH’ya oranı %4’ler civarında seyrederken, kurumlar vergisi oranı bunun yarısından daha azdır.

“MEDENİ DURUM İLE VERGİ ARASINDA BAĞLANTI VAR”

Bireylerin istihdam üzerinden medeni durumunun vergi oranını değiştirdiğini söyleyen Ulusoy, “Buna ek olarak istihdam üzerinden bireyin medeni durumuna göre yüklendiği vergi oranı oldukça yükseklerde gözüküyor ülkemizde. Örneğin, bekâr ve hiç çocuğu olmayan bireyin vergi yükü %35’leri, yüksek gelir dilimine sahip aynı bireyin vergi yükü ise %40’ları aşmaktadır. Evli ve çalışanlarda da bu yük %35’lerden aşağıya inmemektedir. Özellikle tüm bu oranların OECD ülkelerindeki vergi yükünden oldukça fazla olduğu aşikârdır. Çalışanların üzerindeki bu vergi yükünün işgücü maliyetlerinin artışı ile ekonomik büyümeye etki ettiğini savunan görüşlerinde varlığı vurgulanmalıdır. Ücretlinin eline geçen net gelir ile işverene olan maliyeti arasındaki farkı belirten bir gösterge olan “vergi takozu” kavramı bu kapsamda doktora tezleri için yeni alanlar yaratacaktır çünkü söz konusu bu olumsuz fark Türkiye’yi OECD ülkeleri içinde çok yukarılara taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

“VERGİ YÜKÜ TOPLUMUN PSİKOLOJİSİNİ BOZAR”

Ulusoy vergilerin yurttaşlar üzerinde psikolojik etkilerinin olduğunu vurgulayarak, “Rakamların diliyle çok anlam ifade etse de vergi yükünün bir de toplumsal özellikle psikolojik yönü mevcut. Harcanabilir gelir ve servette bir azalma doğuran vergi yükünün devletin “vergi tazyiki” ve “vergi baskısı” ile oluşan ve parasal olarak ölçüsü olmayan bu yapıya sübjektif vergi yükü denir. Objektif yani ölçülebilen veri yükünden bazı zamanlarda da ayrışır. Bütçe açığının fazlalaştığı, cari açığı arttığı, parasal dengelerin bozulduğu ve özellikle de büyümenin yavaşladığı dönemlerde, özellikle de devletin üretim gücünün olmadığı toplumlarda, vergi tazyiki ve vergi baskısı daha artar… Bu da toplumun psikolojisini bozar. Dikkat etmek gerekir” dedi.

ASIL YÜK ASGARİ ÜCRETLİNİN SIRTINDA

Asgari ücretli yurttaşın maaşından 177 TL vergi alındığını aktaran Doç. Dr. Aziz Çelik, Asgari ücretten bile vergi alınıyor. 2020 yılında asgari ücretten her ay toplam (gelir ve damga vergisi) 177 TL vergi alınıyor. Asgari ücretin işverene maliyeti 3458 TL iken asgari geçim indirim dahil işçinin cebine giren 2324 TL’dir. 1133 TL vergi ve sigorta primlerine gidiyor. İşverenlere sağlanan vergi indirimleri/afları ve prim destekleri işçiler için söz konusu değil. Örneğin 2010 yılından bu yana işverenlere bütçeden yüzde 5 SGK prim desteği (indirimi) sağlanıyor. Bu işçiler için söz konusu değil.

“DOLAYLI VERGİLERİN ARTMASI DAR GELİRLİYİ ZORLAR”

Dolaylı vergilerin bu denli yüksek olmasının yurttaşlar üzerinde yük oluşturduğunu söyleyen Çelik, “Ücretlilerin vergileri bu denli yüksek hissetmesinin bir diğer önemli nedeni dolaylı vergilerin toplan vergi içindeki payıdır. Türkiye’de dolaylı vergiler yaklaşık 65, doğrudan vergiler ise yüzde 35 düzeyindedir. Bu durum ücretlilerin tüketim sırasında daha fazla vergi vermesine yol açıyor. Dolaylı vergilerin yüksekliği vergi yükünün tüketiciye, vatandaşa, dar gelirliye yüklenmesi anlamı taşır. Varlıklı sınıflar da işçiler de tüketim sırasında aynı vergiyi ödüyor.  Dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki yüksekliği vergide adaletsizliği artırıyor. Oysa Dünyada genellikle dolaylı vergiler düşük, doğrudan vergiler yüksektir. OECD ülkelerinde dolaylı vergiler yaklaşık yüzde 25 doğrudan veriler ise yüzde 75 düzeyindedir. Türkiye’de doğrudan vergiler düşük dolaylı vergiler yüksektir Türkiye’de dolaylı vergilerin yüksek olması vergi yükünün tüketici ve dar gelirli vatandaşın sırtına yüklenmesi anlamına gelmektedir. Ücretlilerin vergileri kaynağında kesilir.  Doğrudan vergilerin (gelir, kazanç ve servetten alınan vergiler) kendi içinde de ciddi bir adaletsizlik söz konusudur. Doğrudan vergilerin yüzde 62’si de ücretlilerden tevkifat yoluyla kesilen vergilerden oluşmaktadır. Beyana dayalı vergiler ile kurumlar vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki oranı yüzde 30 civarında kalmaktadır. Servet, mülkiyet vergisi ise yüzde 7 civarındadır” ifadelerini kullandı.

“İKTİDARIN VERGİ DİLİMİNİ DÜŞÜK TUTMASI YÜZÜNDEN ÇALIŞANLAR DAHA FAZLA VERGİ ÖDEYECEK”

Doç. Dr.Aziz Çelik asgari ücretli yurttaşların tüm vergilerden muaf tutulması gerektiğini söyledi.

Çelik sözlerine şöyle devam etti:

“Hükümetin yüzde 15’lik ilk vergi dilimini düşük düşük tutması nedeniyle çalışanlar mayıs veya haziran ayından itibaren yüzde 20’lik 2. vergi dilimine girerek ve daha fazla vergi ödüyor. Net ücretler düşüyor. Ücret artışlarının önemli bir bölümü vergi artışı ile geri alınıyor. 

DİSK araştırma Dairesi (DİSK-AR) tarafından yapılan hesaplamaya göre AKP hükümetleri ilk vergi dilimi artışını yıllardır enflasyon ve milli gelir artışından daha düşük tutuyor. AKP iktidara gelmeden önce 2002 yılında en düşük vergi dilimi 3800 TL idi. 3800 TL vergi dilimi kişi başına milli gelir kadar artırılsaydı (enflasyon ve reel milli gelir artışı oranında) ilk vergi diliminin 2019 yılında en az 37,7 bin TL olması gerekirdi.”

“ASGARİ ÜCRETLİ VERGİLERDEN MUAF TUTULMALI”

 “İlk vergi dilimi 2002 yılında kişi başına milli gelirin yüzde 70’i iken bu oran 2019 yılında yüzde 33’e geriledi. Bir diğer ifadeyle 2002’de 100 olan ilk vergi dilimi 2019 yılında 48’e düşmüş oldu.2019 yılında ilk vergi dilimi olması gerekenden yaklaşık 20 bin TL daha düşük olarak 18.000 TL olarak hesaplandı. 2002’deki düzey korunsaydı işçiler yıl içinde gelirleri 37,7 bin TL’ye ulaştığında yüzde 20’lik vergi dilimine girecekti. Oysa şimdi 18 bin TL’nin üzeri yüzde 20’den vergilendiriliyor.  Çalışanların vergi yükünün artmaması için vergi dilimleri en az enflasyon ve milli gelir artış oranında (kişi başına milli gelir artışı oranında) artırılmalıdır. Asgari ücret tümüyle vergiden muaf olmalıdır. Asgari ücret sonrası ilk vergi dilimine uygulanacak oran yüzde 15’ten 10’a düşürülmelidir.  Dolaylı vergilerin oranı OECD ortalamasına çekilmelidir. Sermaye kazançları ve servet daha etkin biçimde vergilendirilmelidir.”

“ZAR ZOR AYAKTA DURABİLİYORUZ”

İki çocuk annesi Fatma Ergan “Ekonomik kriz zaten vardı, üstüne bir de pandemi geldi. Vergiler gün geçtikçe bütçemizi daha da zorluyor. Sürekli temel ihtiyaçlara zam da yapılıyor. Halk olarak zar zor ayakta durabiliyoruz. Sonumuz ne olacak, nasıl geçineceğiz bilmiyorum” dedi.

25 yaşındaki işsiz Emre Ak, “Ülkede kimsenin parası yok. Fakir gittikçe daha da fakir kaldı. Üstüne zamlar, vergiler iyice belimiz bükülmeye başladı. Artık altından kalkamayacak bir konumdayız. Devletin en azından vergilere bir ayar çekerek bizleri rahatlatması gerekir” diye konuştu.