Türkiye'nin yollarında...

Elazığ, Kars, Olimpos... Bu Türkiye'ye beşinci gelişi Rivera'nın. Beat kuşağının efsane yazarlarından Kerouac'ın 'Yolda' kitabını senaryolaştırırken kitabın da ruhuna işleyen caz müziğini bolca dinlediğini anlatıyor. Biraz Coltrane, Parker ve erken dönem Miles Davis. En çok da Kerouac'ın gözdelerinden Slim Gaillard.

25 Şubat 2013 Pazartesi, 09:17
Abone Ol google-news

Che Guevara’nın 1950’lerde çıktığı motosiklet yolculuğunu anlatan “Motosiklet Günlüğü”nün senaristi Jose Rivera, bu kez !f İstanbul kapsamında gösterilen ‘Yolda’ için İstanbul’daydı.

Brezilyalı yönetmen Walter Salles’ın çektiği ‘Motosiklet Günlüğü’nün ardından Salles-Rivera birlikteliği, önümüzdeki günlerde Türkiye’de de gösterime girecek olan Beat kuşağı yazarlarından Jack Kerouac’ın “Yolda” (On the Road) kitabından uyarladıkları aynı adlı filmle sürüyor.

Rivera, ‘Yolda’ ile ilgili öneri geldiğinde, ‘Motosiklet Günlüğü’nden sonra bir ‘yol filmi’ daha yapmanın heyecan verici olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Kerouac’ın 1947’den başlayarak ABD’de çıktığı yolculuklara odaklanan romanda, arkadaşı Neal Cassady (kitapta Dean Moriarty) esas bağlayıcı olarak yer alıyor.

Kerouac (kitapta Sal Paradise) ile Cassady arasındaki ilişkiyi Rivera’dan dinliyoruz:
“Jack, Neal’i 4 yaşında ölen erkek kardeşinin bir reenkarnasyonu olarak görüyordu. Kitap da Sal’den çok Dean’e odaklı. Çünkü değişimi yaşayan kişi Dean. Sal ise sadece gözlemliyor. Dean hapse girmiş, 500 araba çalmış, birçok kadınla birlikte olmuş. Aslında Sal’in yapmak istediği pek çok şeyi yapmış biri. Sal’de ise Dean’in istediği bütün o entelektüel donanım vardı. Birbirlerini iyi tamamlamışlar. Biri kadınların nasıl tavlanacağını, diğeri de nasıl yazılacağını öğretti.”

Bol içki, sigara ve tabii ki kitabın da ruhunu belirleyen cazla bezenmiş bir film ‘Yolda’. Senaryo üstünde çalışırken erken dönem Miles Davis, Coltrane, Charlie Parker, biraz Mississippi blues ve neredeyse Kerouac’ın kahramanı gibi olan Slim Gaillard’ı bolca dinlediğini söylüyor Rivera.

Rivera, 4 yaşında ailesiyle birlikte Porto Rico’dan ayrılarak yerleştiği ABD’nin kültürünü, havasını çok iyi tanıdığını anlatıyor. New York’ta büyümüş, 12 yıl Kaliforniya’da yaşamış.

Beat kuşağı ruhunun da etkisiyle filmde başka bir Amerika olduğunu vurgulamadan edemiyor Rivera: “Amerika kültürünü sadece filmleri izleyerek anlamaya çalışırsanız bu sizi sadece şiddete götürür. Çoğu Amerikan filmi silah ve öldürmeyle ilgili. ‘Yolda’ böyle bir film değil.”

ABD’de tanınmış bir oyun yazarı ve senarist Rivera. Öğrencilerine ders kitabı okumakla zaman kaybetmeleri yerine çıkıp yaşamalarını ve yazmalarını önerdiğini söylüyor.

Che, Kerouac derken şimdi de Van Gogh üstüne bir projeye hazırlanan Rivera, ikonlaşmış kişileri anlatırken kafalarda yaratılan figürü bir kenara bıraktığını, onların insan yanına ve evrensel olana odaklandığını belirtiyor.

Bu, Türkiye’ye beşinci gelişi Rivera’nın. Olimpos, Ankara, Van, Kars, Van Gölü, Ani harabeleri, Elazığ... Görmediği yer kalmamış. Söyleşimiz son bulurken, “On the Road in Turkey!” (Türkiye’de Yolda!) diyerek gülüyor.