'Türkiye'ye bu ilkellik yakışmıyor'

Orgeneral Taşdeler, iddianamenin subjektif kanıtlara dayandığını, somut delil bulunmadığını savundu.

23 Kasım 2012 Cuma, 09:53
Abone Ol google-news

Ergenekon davasında YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler, tedavi gördüğü Ankara GATA Hastanesi’nden video konferans yöntemiyle savunmasını yaptı. Taşdeler, Namık Kemal’den Ziya Paşa’ya, Mevlana’ya, Nietzsche’den Konfüçyus’a, düşünür, devlet adamı, şair ve yazarlardan alıntı yaptığı savunmasında “21. yüzyılın medeni aleminin bir üyesi olan ve Anayasası’nda ‘hukuk devleti’ olduğu yazılı bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Ergenekon soruşturmaları sürecinde yaşanan ilkel davranışlar hiç yakışmamaktadır” diye konuştu. Taşdeler, iddianamenin iftira mektuplarına dayandığını belirterek “İftiracıların ölümle cezalandırılacağına” ilişkin  Babil Kralı Hammurabi’nin  kanunlarını anımsattı.

 İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi yerleşkesi bitiğişindeki duruşma salonunda görülen davanın 266. duruşması yapıldı. Duruşmaya CHP İzmir Milletvekili ve gazetemiz yazarı Mustafa Balbay, Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, emekli korgeneraller Mehmet Eröz’ün aralarında bulunduğu 35 tutuklu sanık katıldı.

Oturumu açan Başkan Hasan Hüseyin Özese, Nusret Taşdeler’in, tedavi görmekte olduğu Ankara GATA’da video konferans ile savunma yapmak üzere hazır olduğunu açıkladı. GATA’da bulunan Hakim Hüsnü Çalmuk, odada “Sanık Nusret Taşdeler, avukatı Metin Güçlü, Kardiyolog Dr. Mehmet yokuşoğlu, teknisyen ve zabıt katibi” dışında kimsenin bulunmadığını söyledi.

Görüntüsü salondaki perdelere yansıtılan Nusret Taşdeler, kimlik tespiti sırasında “tahsili” sorusunu “Kara Harp Okulu ve Kara Harp Akademisi mezunuyum” diye yanıtladı. Taşdeler “mesleğiniz” sorusuna ise “Orgeneral rütbesinde subayım” yanıtını verdi. Taşdeler, gelirinin 7 bin 300 lira olduğunu söyledi.

Taşdeler, savunmasına başlarken, “Mahkeme heyetini, salonda bulunan aile fertlerine, kıymetli silah arkadaşlarımı en iyi dileklerimde selamlıyorum” dedi.

İnternet Andıcı iddianamesinde kendisiyle ilgili bölümü okuduğunda 2400 yıl önce Sokrates’in savunmasından alıntı yaparak “Ben de, söz konusu iddianamede hakkımda ileri sürülen iddiaların hiçbirinin doğru ve yerinde olmadığını, hiçbir surette inandırıcılığının bulunmadığını, ifademin hemen başında dile getirme ihtiyacını hissediyorum” dedi.

Taşdeler, iddianamede hakkında “Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda, askeri müdahale ortamı oluşturmak amacıyla, internet siteleri vasıtasıyla kara propaganda faaliyetlerini organize ettiği, hükümetin görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs ettiği, ara yönetici sıfatıyla harekat faaliyetini yönettiği” suçlamaları bulunduğuna dikkat çekti.

Ağır bir tecavüz

Taşdeler, hakkında ağır suçlamalarda bulunulduğu ve yakalama emri çıkarıldığı sırada orgeneral rütbesi ile Ege Ordu Komutanı olarak görev yaptığını anlatan Taşdeler şöyle devam etti: “Yoğun bir tempoda çalışmakta iken, kendimi akıl, izan, mantık ve vicdan ölçüleri içinde izahını ve kabulünü mümkün göremediğim, zihnen ve bedenen yorucu ve yıpratıcı, gurur kırıcı, itibar düşürücü, haysiyet zedeleyici bir sürecin içinde buldum. Haksızca düşürüldüğüm bu ruha ızdırap veren durumu, kişisel haklarıma ve ailemin onuruna olduğu kadar, mensubu bulunduğum kurumun manevi şahsiyetine de ağır bir tecavüz olarak görmekteyim.”

61 yıllık hayatı boyunca adli sicinin tertemiz olduğunu, 47 yıllık askerlik hayatı boyunca hiçbir soruşturmaya maruz kalmadığını  anlatan Taşdeler 1968 yılında Kara Harp Okulu’a başladığında okuduğu “Asker Andı”nı savunmasında da okudu.

Taşdeler “Bu iddianamede yer alan, şahsım ve mensubu olduğum kurum adına esefle karşıladığım, hakaret kabul ettiğim, kesinlikle reddettiğim ve şiddetle kınadığım, şahsıma suç isnat eden mesnetsiz iddiaların, haksız bir tutumun ve vahim bir hatanın neticesi olduğu gerçeğinin er veya geç anlaşılacağına olan inancımı muhafaza ediyorum” diye konuştu. Taşdeler “Yargılama sürecinde yapacağım hukuk mücadelesi, Türkiye’nin çağdaş hukuk devleti standartlarına ulaşma idealinin gerçekleşmesine mütevazı bir katkı sağlarsa, buruk bir memnuniyet duyacağım. İçinde yaşadığımız dönemde, tarihin ve talihin omuzlarıma yüklediği misyonun bu olduğuna inanıyorum” dedi.

Namık Kemal’in “Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten”  dizelerinden alıntı yapan Taşdeler, “Yüce milletime, Ata’mızın emaneti sevgili Cumhuriyet’ime sadakat ve muhabbetle hizmetimin, bu dizelerde ifade edilen kararlılık içinde, son nefesimi verene kadar süreceğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır” dedi.

Taşdeler “21. yüzyılın medeni aleminin bir üyesi olan ve Anayasası’nda ‘hukuk devleti’ olduğu yazılı bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Ergenekon soruşturmaları sürecinde yaşanan ilkel davranışlar hiç yakışmamaktadır” diye konuştu.

Wikileaks belgelerinde “Türk polisinin, Ergenekon operasyonları  sürecinde ABD Büyükelçisi  James Jeffrey’e brifing verdiğinin” açıklandığını anlatan Taşdeler, Jeffrey’nin Washington’a gönderdiği “Bilgi sahibi olduğundan şüphelenilen isimler bile otomatik silah taşıyan polisler tarafından ele geçiriliyor, basın önünde adeta küçük düşürülüyor” şeklindeki rapora dikkat çekti.

İddianameye eleştiriler

İddianamenin bütünlük, doğruluk, tutarlılık, gerçeklere uygunluk gibi temel hukuki değerlere dikkat edilmediğini ifade eden Taşdeler şöyle devam etti. “İddia makamı, subjektif değerlendirmeler, yönlendirilmiş kanaat, düşünce ve tahminler, çelişkili ifadelerden alınmış seçme ibareler, mesnetsiz genellemeler, sahte belgelerle olaylar arasında kurulan suni ilişkiler, gerçek olarak kabul edilen kuşkulu varsayımlar ve önyargılarla bir sonuca varma çabası içindedir.”

Taşdeler “İddia makamı,  yaptığı değerlendirme ve genellemelerde, varmak istediği sonuca uygun olarak, gerekli gördüğünde ‘askeri hiyerarşi’yi, lüzum hissettiğinde de ‘gizli örgüt yapılanması’nı esas almaktadır. Olayları bazen ‘emir-komuta sistemi’ ile, bazen de ‘cunta’ veya ‘gizli örgüt’ yapılanması ile izah ederek suçlama konusu yapmaktadır” şeklinde açıklamada bulundu.

Taşdeler şu eleştiride bulundu:

“İddia makamı akıl ve mantık çerçevesinde izah edilemeyecek bir tutumla, Genelkurmay Başkanlığı karargahı içindeki, makamlar arasında mevcut askeri hiyerarşiyi ‘Gizli örgüt hiyerarşisi’, resmi teşkilatı ‘gizli örgüt yapısı’ olarak değerlendirmek suretiyle bir ‘silahlı terör örgütü’nün varlığına hükmetmekte, çeşitli rütbelerdeki askeri personel ile sivil memurların ‘terör örgütü üyesi veya ara yöneticisi’ aralarındaki ilişkinin ‘Gizli örgüt ilişkisi’, görevlerine uygun işlemlerin de ‘gizli örgüt faaliyeti’ olduğunu iddia etmektedir.”

İddiların akıl ve mantık dışı olduğunu belirten Taşdeler, Nietzsche’nin “Cezalandırma dürtüsü güçlü olanlara hiç güvenmeyin” sözünü anımsattı.

“İddia makamı, topladığı ve inceleyip sunduğu tüm bilgi ve belgelerden,  kendisi ne anlamak istiyorsa onu anlamıştır” diyen Taşdeler şöyle devam etti:  “İddia makamının yönelttiği iddiaların ve suçlamaların hiçbirini, somut delillere veya maddi olgulara dayanarak ispatladığını kabul etmek mümkün değildir.” 

İddianamenin 1 Ağustos 2011 tarihinde başlayacak olan Yüksek Askeri Şura Toplantısı’na yetiştirme gayretiyle hızla hazırlanıp kabul edildiğini savunan Taşdeler, “Bu durumda da, yargının bir işleminin yürütmenin bir faaliyetine göre tanzim edilmesi suretiyle, ‘Kuvvetler ayrılığı’ ilkesinin zedelenmiş olabileceği konusunda kuvvetli bir şüphe doğmaktadır” diye konuştu.

İhbar mektupları

İsimsiz ihbar mektuplarını “iftira mektubu” olarak niteleyen Taşdeler, savcıların bu mektupları iddianamede dayanak yaptığını belirtti.. MÖ 1760 yıllarında yaşayan Babil Kralı Hammurabi’nin  “Bir kimse büyüklerinin huzurunda bir suç iddia eder ve yaptığı suçlamayı kanıtlayamazsa, iddia ettiği büyük bir suç ise, ölümle cezalandırılır” şeklindeki yasasını okuyan Taşdeler şöyle devam etti: “Bu kural en ağır müeyyide ile desteklenerek, vatandaşlar haksız, mesnetsiz, ispat edilemeyecek isnat ve iddialardan korunmak istenmiş, güçlü bir caydırıcılık sağlanmıştır.”

 İddianamede Türkçe’nin iyi kullanılmadığını savunan Taşdeler, Çinli düşünür Konfüçyüs’ün dilin önemine ilişkin bir sözüne atıfta bulundu.

 Taşdeler “İnternet Andıcı ile hiçbir ilgim, bu andıç hakkında hiçbir bilgim, söz konusu andıçta ismim, imzam veya parafım, Andıç muhteviyatında şahsıma herhangi bir atıf bulunmamaktadır. İnternet  Andıcı benim Genelkurmay Harekat Başkanlığı’ndan ayrılmamdan sonraki bir tarihte hazırlanmıştır. İddianamede, bu konuda şahsıma yöneltilen herhangi bir iddia veya suçlama yoktur” diye konuştu.

Evrak imhası ve bilgisayar silme işlemleriyle hiçbir ilgisinin bulunmadığı ve iddianamede böyle bir suçlama bulunmadığını anlatan Taşdeler, şöyle konuştu: “26. Genelkurmay Başkanımız, her rütbeden muvazzaf ve emekli general, amiral, subay ve astsubaylarımız ile sivil memurlarımız, askeri yargı mensuplarımız, milletvekillerimiz, bir siyasi parti genel başkanımız, rektörlerimiz,  sendikacılarımız, her yaştan, meslekten, sosyal konumdan, kadın ve erkek vatandaşlarımız ‘silahlı terör örgütü kurucusu, yöneticisi, ara yöneticisi veya üyesi oldukları’ iddiasıyla tutuklu olarak yargılanıyorlar. Bu alanda, muhtemelen uzun yıllar kırılamayacak bir dünya rekorunun sahibi olmak, bir övünç kaynağı olamaz.”

Taşdeler “İnternet Andıcı iddianamesinde ‘örgüt suçlaması’nın en ağır biçimde ve hoyratça yapıldığı kanaatini taşımaktayım” diyerek 6 general, 2 amiral, beş subayın ara yönetcilikle suçlandığına dikkat çekti.

Taşdeler, Genelkurmay’ın işlettiği internet silerenini 1999’da başladığını ifade ederek, kendisinin Ağustos 2007 ile Ağustos 2008 tarihleri arasında Harekat Başkanlığı görevinde bulunduğunu anlatarak “Suçlamanın 11 Ağustos 2007 tarihinden itibaren, doğrudan şahsımı hedef alarak başlatılması yanlış ve haksızlıktır” dedi.

Bilgi Destek Dairesi bünyesinde  ilk internet sitesinin 14 Mart 1999, son internet sitesinin ise 24 Mayıs 2007 tarihinde açıldığını anlatan Taşdeler “Benim görev sürem içerisinde, açılan veya kapatılan herhangi bir internet sitesi yoktur” dedi.

Taşdeler, dosyadaki ihbar mektubunda “2007 yılında Genelkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun’un emri, Harekat Başkanı Nusret Taşdeler’in himayesinde Bilgi Destek Dairesi’nde şube müdürlerinin CHP’lilerle görüştüğüne” ilişkin iddialara da değindi. Taşdeler “Benim, Harekat Başkanlığı yaptığın 11 Ağustos 2007-20 Ağustos. 2008 dönemini kapsayan bir yıllık süre içerisinde, hiçbir akademisyen, CHP ya da başka bir siyasi pati yönetcisi ile, Başbakan Askeri Başdanışmanlığı görevim dışında, hiçbir temasım olmamıştır. CHP’nin o dönemdeki Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da iddiayı kesin bir ifade ile reddettiği ve muhbirin derhal ortaya çıkarılmasını talep ettiği gazetelerde yer almıştır” dedi.

Taşdeler “Bu dönemde, birinci amirim olan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Ergin Saygun’dan, hukuki dayanağı olmayan herhangi bir faaliyette bulunulması konusunda hiçbir emir almadım” dedi.

Taşdeler “İddia makamının, iftira mektuplarında yazılı olanları tamamen doğru kabul ettiği, hatta bu mektupları Genelkurmay Başkanlığı’nın ve askeri yargı makamlarının resmi evrakından ve yazılarından üstün tuttuğu, iddianamenin hemen göze çarpan önemli bir özelliğidir” dedi.

 

Başbakan’a gönderme
 
Taşdeler, ihbar mektubunun ekinde gönderilen ve hakkındaki suçlamalara belge olarak gösterilen  “Bilgi Destek Planı”nın imzasız olduğunu ve sahte olduğunu savundu. Taşdeler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın,  CHP’nin “Oslo belgeleri olduğunu iddia ettiği metinlere” ilişkin  “Altında imzamın olmadığı evrak, belge olamaz” sözlerine dikat çekti. Taşdeler şunları söyledi: “İddia makamı, imzasız ve parafsız 5 sayfalık bir yazıyı ‘Delil’ kabul ederek, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı suç işlendiği iddiasında bulunuyor. Ancak hükümetin başkanı olan Sayın Başbakan, ‘Altında imza bulunmayan bir evrakın belge olarak kabul edilemeyeceğini’ ifade ediyor. Bir hukuk devletinde ‘Çifte standart’ın kabul edilemeyeceğine inanıyorum.”

Taşdeler, iddianamede Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Eylül 2007 tarihinde Esenboğa Havaalanı’ndaki karşılama töreninde dönemin Ankara Garnizon Komutanı’nın protokolden ayrılması, Kasım 2007 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın GATA’da Nejat Uygur’u ziyaretine izin verilmemesinin, terör örgütü faaliyeti olarak   değerlendirildiğini anımsattı. Taşdeler “İddia makamının, suç unsuru tespit edilmemiş olan iki olayı sahte bir belgeyle ilişkilendirerek, şahsımı suçlamak için bunca çaba sarf etmesindeki niyet ve maksadını, akıl, mantık ölçüleri ve vicdan duygusu ile bağdaştıramıyorum” dedi.