"Umarım 'sehven' zırhına sığınmaya kalkışmazlar"

İkinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, ''CD'lerin düzmece olduğunu kanıtladım. Umarım, bu defa da soruşturma safhasının sorumluları ortaya çıkıp, huzurunuzda görülen davanın maalesef artık sloganı haline gelen 'sehven' zırhına sığınmaya kalkışmazlar'' dedi.

17 Kasım 2011 Perşembe, 16:17
Abone Ol google-news

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda görülen duruşmada savunmasına devam eden Tolon, ''Varlığı ileri sürülen sözde bir terör örgütünün yöneticisi olmak ithamı ile huzurunuzda sanık sıfatıyla yargılanıyorum. Bu iftirayı bir kez daha şiddetle reddediyor, kınıyor, asla ve asla kabul etmiyorum'' ifadesini kullandı.

Oğlu Tolga Tolon'un evinde arama yapıldığı haberinin verilmesinin emniyet güçleri tarafından engellendiğini iddia eden Tolon, şöyle devam etti:
''Oğlumun evinde yokluğunda yapılan usulsüz arama neticesinde el konulan hiçbir bilgi, belge ve dokümanı kabul etmiyorum. İddianamede, tarafıma isnat edilen suçlamaların temel delili olarak gösterilen iki adet CD ve içerisinde yer alan bilgilerden de dokümanlardan da hiçbir şekilde haberdar değilim. CD'lerin düzmece olduğunu kanıtladım. Umarım bu defa da soruşturma safhasının sorumluları ortaya çıkıp, huzurunuzda görülen davanın maalesef artık sloganı haline gelen 'sehven' zırhına sığınmaya kalkışmazlar.''

Polis arama tutanaklarında yer almayan 5 CD'nin daha ortaya çıktığını söyleyen Tolon, savunmasını şöyle sürdürdü:
''Bulundukları yerde kendi kendine üreyip çoğalan CD üretimine yönelik bilinen bir yüksek teknoloji olmadığına göre, çoğalan CD'ler acaba iddia edilen Ergenekon silahlı terör örgütünün dahiyane bir buluşu mudur? Yoksa yasa dışı arama-el koyma işlemlerini yürüten emniyet mensuplarının, şahsıma asılsız suç isnadında bulunmak için hangi talimata istinaden nerede, ne zaman ve ne şekilde koydukları tarafımca bilinmeyen düzmece hukuka aykırı deliller midir?''

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, Tolon'un savunmasına ara vererek, duruşmayı yarına erteledi.

Sanık Hasan Ataman Yıldırım'ın dilekçesi

Bu arada, tutuklu sanık Hasan Ataman Yıldırım, mahkemeye sunulan ve avukatı aracılığıyla basın mensuplarına dağıtılan dilekçesinde, Silivri Cezaevinde rahatsızlanan ve daha sonra hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu ve davanın sanığı emekli Albay Atilla Uğur ile aynı koğuşta kaldıklarını hatırlatarak, şunları ifade etti:
''Kaşif Kozinoğlu, geçen hafta hasta olan Atilla Uğur için sabah saat 06.30'a kadar koğuşta nöbet tuttu. 'Atilla'yı kalp krizinden kaybedebiliriz' diye düşünüyorduk. Kaşif, o gün 15.45'te uyandı. Avluda beraber 16.15'ten itibaren yürüdük. Ben 30 dakika, Kozinoğlu ise 60 dakika yürüdü. Sonra koğuştaki odasına çıkıp 45 dakika kadar spor yaptı. Ben bu sporu bana göre ağır spor olarak değerlendirdim. Ancak bu şekilde yürüyüş ve sporu düzenli olarak yapmaktaydı.''

Dilekçesinde, Kozinoğlu'nun spordan sonra duş aldığını anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:
''Kozinoğlu, ağrısı olunca saat 18.15'te Atilla'nın odasına gelerek yardım istedi. Kaşif'in odasına geçildi. Göğsünde şiddetli ağrı vardı. Tansiyonu 12.7/20.5 olarak ölçüldü ve 18.17'de acil butonuna basıldı. Dil altı hapı verildi. 18.35 civarı görevlilerin getirdiği sedyeye binmek istemedi ve hatta 19 basamaklı merdiveni kendi inmek istedi. Fakat görevli memurlarca, sedyeyle merdivenlerden indirilerek, bilinci açık ve konuşur durumda koğuştan ayrıldı.
Daha sonra öğrendiğimize göre, mahkum kabul kısmında bilinci açık, nabız atar ve konuşur durumda bekledi. 112 acil, yaklaşık 18.50'de geldi ve ambulansla Silivri Devlet Hastanesine götürüldü. Ancak ambulansta olması gereken doktor yoktu. Teknisyenler müdahale etmişler. TEM yolunda giderken başka bir ambulans ile temas edilip, TEM çıkışına gelen diğer ambulans doktoru ile birleşerek Silivri Devlet Hastanesine varıldığı zaman 19.15'te vefat etmişti.''

Yıldırım, dilekçesinde, ''Kozinoğlu, ilk ağrının gelmesinden ancak 1 saat sonra hastaneye ulaştırılmıştır. Cezaevi kampüsünde şu şartlarda bütün tutuklular için bu durum aynıdır. Bizler burada ölümü bekliyoruz'' ifadesini kullandı.

Dilekçesinde, koğuş arkadaşı emekli Albay Atilla Uğur'un sağlık durumunun Kozinoğlu'nun ölümünden iki gün önce kötü olduğunu belirten Yıldırım, Uğur'un, ''Öcalan'ı nasıl sorguladım'' adlı bir kitap yazdıktan sonra tehditler aldığını öne sürdü.

Yıldırım, dilekçesinde, ''(Atilla Uğur) Terör örgütlerinin hedefi halindedir. Bu gerekçeyle kendisi GATA Askeri Hastanesine gitmek istiyor. Sivil devlet ve üniversite hastanelerinde aralarına karışacak terör mensuplarınca doktor, hemşire kılığında iğneyle öldürülmesi mümkündür'' şeklinde beyanda bulundu.

Dilekçesinde, Atilla Uğur'un, Kozinoğlu'nun ölümünden sonra kesinlikle Silivri Devlet Hastanesine gitmeyi kabul etmediğini kaydeden Yıldırım, ''Silivri Devlet Hastanesinde ölmek yerine koğuşta ölmeyi tercih ediyor. Her gün gözümün önünde eriyor. Ben Atilla Albayı Çapa'ya gitmeye ikna ettim. Kendisinin Çapa'ya sevki için mahkemeden talepte bulunuyorum. Koğuşta ikinci bir ölüm istemiyorum'' ifadesini kullandı.

Mahkeme heyetinin, Yıldırım'ın dilekçesini cezaevi yönetimine gönderdiği öğrenildi.