Yalnızlık ve hayaller

Şu ara elimi altındaki kitaplardan biri, kitaplığımdan biraz da rastlantıyla çekip aldığım bir kitap, Ahmet Haşim’in Göl Saatleri’dir. Dr.Sabahattin Çağın’ın hazırladığı, cep kitabı boyutundan da daha küçük, bir sevimli kitapçık.

03 Haziran 2020 Çarşamba, 12:47
Abone Ol google-news

  Edebiyatın, özellikle de şiirin en çok işlediği konulardan biri yalnızlık  olsa gerek. Roman yazarının,  kuşkusuz istisnalar dışında,  ne de olsa birden çok kahramana gereksinimi vardır.  Aynı şey tiyatro yapıtları, öyküler, sinema vb. sanat alanları için de söylenebilir.  Şiir, özellikle de romantik şiir, genellikle tek kişinin, şairin kendisinin iç dökmeleridir.  Romantik şiir yalnızlığın, yalnız kişinin hayallerinin ürünüdür diye bir genelleme yapılabilir diye düşünüyorum. Kuşkusuz bunlar zamana, döneme, kişiye, sanatçının ve sanatın türüne –göre değişen şeylerdir.


                                                 ***


              Şiirimizin temalara, kavramlara göre dökümleri, bu alanlarda araştırmalar, özellikle üniversite  programları içinde mutlaka yapılmaktadır, yapılmaldır. 

           Yalnızlık diye başladık, sürdürelim…

          Bu konuda en klasikleşmiş imge, az sayıda şiiriyle de  olsa bence en özgün ve değerli şairlerimizden Kemalettin Kamu’nun “Kimsesizlik “adlı şiirinin son kıtasındadır:


                     Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın

                      Kulaklarım komşuların ayak sesinde;

                      Varsın yine bir yudum su veren olmasın

                       Baş ucumda biri bana “ “su yok” desin de


İlginç, güzel  bir şiirdir. Fakat üç dönem milletvekilliği  yapmış şairimizin şiirde tanımladığı kimsesizliği kişisel olarak yaşamış olmaktan çok, hayal ettiğini tahmin ediyorum.


                                            ***


         

      Ahmet Haşim

Şu ara elimi altındaki kitaplardan biri, kitaplığımdan biraz da  rastlantıyla çekip aldığım bir kitap,  Ahmet Haşim’in Göl Saatleri’dir. Dr.Sabahattin Çağın’ın hazırladığı, cep kitabı boyutundan da daha küçük, bir sevimli kitapçık. Boyutları bakımından kitapçık dedimse de,  Haşim’in bu şiirleri üzerine bir inceleme, hem Latin harfleri hem eski harflerle otuz beş şirin orijinalleri ve bir küçük sözlükçeden oluşan zengin içerikli bir çalışma bu.  Edebiyat dersi kitaplarında  yer alan “Merdiven”, “Bir Günün Sonunda Arzu” vb. bir iki şiiri dışında Ahmet Haşim şiirini pek iyi tanımıyoruz ne yazık ki.  Göl Saatleri’ndeki şiirlerde ışıkla, renklerle oynayışı, onun(“Merdiven” şiiri üzerinden simgeci olarak tanımlanmasının yanlışlığını, Ataç’ın “izlenimci” tanımının doğruluğunu apaçık ortaya koyuyor.)


                                                          ***


        Haşim’in özel yaşamı konusunda da pek bilgi sahibi değilim. Fakat fotoğraflarından, bölük pörçük bilgilerden, yalnız, münzevi(kendi köşesinde) bir yaşamı olduğuna ilişkin izlenimim  var.  Nitekim Göl Saatleri’ndeki şiirler bu yalnız adamın, “inziva” köşesindeki hayallerinden ve gözlemlerinden oluşuyor… Bir hayli ağır bir Osmanlıcayla yazılmış bu şiirleri okurken, bazılarını, biraz da, Haşim  bunları daha çok Türkçe sözcük kullanarak yazsa nasıl  olurdu düşüncesiyle, pek de ince eleyip sık dokumaksızın Türkçeleştiriyorum… Fena olmadığını düşündüğüm birini, “Ziyâ-yı şemse kapanmış bütün deriçeleri” dizesiyle başlayan “O Eski Hücreye Benzer ki “başlıklı yalnızlık  şiirinin, bu gün yazıp konuşluğumuz Türkçeye uyarlanmışını buraya alayım:


                 Kapanmış gün ışığına bütün pencereleri

                 Bir öyle hücreye benzer ki ömrümün kederi:

                  Orada ümitsizlik tozu renkleri fena örtmüş,

                  Emel, heves, sessizliğe ve unutuluşa gömülmüş.


                   Toplanan çiçekler bütün duygu bahçelerinden,

                   Uyur cam mezarlarında, yoksun bahar ümidinden.


 

                   Bu pembe gül, bu karanfil ağır ağır erimiş,

                   Değiştikçe üzerlerinde her kederli kış.

                    Lamba kimsesiz ve kör, ocak boş ve yıkıktır,

                    Bu hasta suskunluk hüznü ve yalnızlığı duyumsatır.

                    Soluk duvarda hüzne batmış olarak asılı dururlar

                    Gözlerinde eski hayallerin uyuduğu simalar….

                    O eski hücreye benzer ki ömrümün kederi,

                      Çekilmiş avuntu ufkuna  karşı perdeleri…


                                              ***


      Doğrusunu isterseniz bu yazıya Jean- Jacques Rousseau’nun “Yalnız Gezerin Hayalleri” adlı kitabından bahsetmek niyetiyle başlamıştım. İki hafta sonra onunla devam ederiz…