Yalnızlık ve hayaller (2)

Bir yazarın kendini çırılçıplak toplumun gözlerinin önüne koyabilmesi büyük bir olgudur…

19 Haziran 2020 Cuma, 16:47
Abone Ol google-news

        Yıllar önce Fransızlığıyla pek mağrur bir Fransız hanım arkadaşa, bu kibrinin pek anlamlı olmadığını, çünkü örneğin onlar için okul kitaplarından edinilen sıradan bilgiler olma dışında pek fazla anlam taşımayan Voltaire, Diderot,  Rousseau  gibi aydınlanmacı düşünürlerin;bizler için yaşamsal önem taşıdığını, bunun için de onların bugünün Fransız’ından çok  bizlere  yakın olduğunu söylemiştim…

       Fransız arkadaşın ne dediğimi ne kadar anladığını bilemem ama, bir şaşkınlık geçirdiğini anımsıyorum.

       Bu gün de aynı şeyi düşünüyorum.  Eskimiş Avrupa karşısında bizler daha yeni akıllarız.

                                              ***

      Her biri kuşkusuz deha olan aydınlanmacı düşünürler arasında Rousseau, sadece bir toplum bilimci olarak değil, kişiliğiyle de ilgimi en çok çekeni olmuştur.  Kocaman bir cilt oluşturan “İtiraflar”ını çok yıllar önce, 1960’lı yıllarımızın  en sevgili(ve yakışıklı) ağabeylerimizden Kenan Somer’in çevirisinden okumuştum…  

          Açık sözlülüğüyle, müthiş bir anlatı yapıtıdır…

          Bir yazarın, düşünürün, toplum önderinin, kendini böylesine çırılçıplak toplumun gözlerinin önüne koyabilmesi büyük ve ender bir olgudur…

         Şu anda elimin altındaki kitabı, “Yalnız Gezenin Hayalleri”(Pinhan Yayınları, çev.Hasan Fehmi Nemli”), “İtiraflar”ın devamı gibi…

         1712-1778 yıllarında yaşamış Rousseau’nun 1770 tarihinde tamamladığı “İtiraflar”ı, yazarın ölümünden dört yıl sonra, 1782’de kitap olarak yayınlanmış…

         “Yalnız Gezenin Hayalleri”nin (Réveries du promeneur solitaire) yayınlanış tarihi  de yine 1782. Fakat bu yapıt  daha sonraki bir dönemin  ürünü. Nitekim çok daha az hacimli bu kitabının ortalarında bir yerde  İtiraflar’ından söz ederek şöyle diyor: “Yalana karşı doğuştan tiksintimi en çok İtiraflar’ımı yazarken hissettim.” Ve devam ediyor:” ….iyi niyeti, gerçek aşkın içtenliğini bu yapıtta,başka hiç kimsenin yapmadığı kadar ileri götürdüğümü büyük bir gururla söylüyorum, iyiliğin kötülüğe üstün geleceğini hissettiğimden her şeyin söylenmesinde yarar gördüm ve her şeyi söyledim.”.

                                                    ***

        “Yalnız Gezenin Hayalleri” de bir itiraf özelliği taşımakla birlikte, dile getirilmesine  alışık olunmayan bir yaşantılar toplamı olmaktan çok, Dostoyevski’nin “Yer Altından Notlar”ına, belki Camus’ün “Yabancı”sına yol gösteren, küçük oylumlu, fakat yoğun bir anlatı gibi göründü bana. 

      Dıstoyevski’nin yapıtı  “Hasta bir adamım ben…” cümlesiyle başlar… “Kötü  bir adamım. İtici bir adamım” diye devam eder…

        ”Yalnız Adamın Hayalleri”nin giriş cümlesi  , yine birinci tekil kişi ağzından,  bu girişle benzeşir: “İşte artık yeryüzünde yapayalnızım;ne kardeşim ne yakınım ne dostum ne arkadaşım ne de ahbabım var; tek başınayım.” 

         Dostoyevski’nin kahramanı ne ölçüde yazarın kendisidir, bunu bilemeyiz… Fakat Rousseau’nun kendi kişisel yaşamını anlattığından kuşku yok…Bir yazarın sadece kendi kişisel yaşantılarını dile getirerek  hem düşünsel hem yazınsal bir başyapıt yaratmasının mümkün olup olamayacağı sorulacak olursa, verebileceğim olumlu yanıtım örneği “Yalnız Gezenin Hayalleri” olacaktır. 

         Çok özgün, çok farklı bir yaratıcı kişilik bu Rousseau. Yazar, düşünür, edebiyatın yanı sıra  hem besteci hem kuramcı olarak ( yedi opera  bestesi ve başkaca ürünlerle) önemli bir müzik adamı….

           Yazıyı burada sözünü ettiğim yapıtından “mutluluk” kavramı üzerine bir alıntıyla sonlandırayım:

          “Mutluluk, bu dünyada insan için yaratılmışa benzemeyen sürekli bir durumdur(…) İç huzurunu bulduğumuzda ondan yararlanmaya bakalım(…) Çok az mutlu insan gördüm, belki de hiç ama kendinden hoşnut birçok insan gördüm; dikkatimi çeken konulardan beni en çok hoşnut edeni budur.”