Yargı Reformu Aldatmacası ya da Yargının Siyasallaştırılması... -II-

21 Kasım 2009 Cumartesi, 07:03
Abone Ol google-news

Yürütmenin yargı üzerindeki ağırlıklı etkisini anlatmaya devam edelim.. Anayasa Mahkemesi 1995 yılında, anayasada yer alan yargı bağımsızlığı, yargıç teminatı ilkelerinin adaylığa giriş ve adaylık sürecinde de gözetilmesi gerektiğini vurgulayarak, mesleğe avukatlıktan geçenlerle ilgili olarak adaylık sonundaki yeterlik sınavını bakanlığın yapmasını öngören yasa kuralını yargı bağımsızlığına aykırı bularak iptal etmiş idi. Ne var ki, 2007 yılında adaylığa girişteki mülakatın bakanlıkça yapılmasını öngören yönetmelik kuralının yürütülmesi, Danıştay’ca aynı nedenlerle durdurulduğunda, bakanlık kararı uygulamadı. Kuralı yasaya taşıdı, konu Anayasa Mahkemesi’ne gittiğinde mahkeme bu defa mülakatın bakanlıkça yapılmasını yargı bağımsızlığına aykırı bulmadı. Tabii bu da yargı adına büyük talihsizliktir.

Adaylığa giriş sınavını kazananlar, stajlarını Adalet Bakanlığı’nın ağırlıklı etkisinde oluşturulmuş Adalet Akademisi’nde tamamlayarak, yine akademide yapılan bir sınavla mesleğe adım atmaktadırlar.

Meslekte ilerleme, yükselme ise, üst mahkeme ve mercilerin verdiği not ve sicil yanında müfettişlerin mutat denetimlerde düzenledikleri hal kâğıtlarına bağlıdır. Hal kâğıdı yargıcın, bakanlıktaki gizli sicil dosyasına konur, kendi göremez. Oysa bakanın, yani siyasi iradenin atadığı bir müfettişin pekâlâ sübjektif (siyasi!) nedenlerle olumsuz düzenleyebileceği böyle bir hal kâğıdı, sicili, notu mükemmel olan bir yargıcın, savcının yükselmesini engelleyebilir. Sonuçta yargı, yürütmenin elindedir.

Yapılması gerekenler ise bellidir. Yürütmenin yargı üzerindeki ağırlıklı etkisi sona erdirilmeli; yargı, yürütme ve (tabii) yasamadan ayrı, bağımsız örgütlenmelidir.

Bakan ve müsteşar kuruldan çıkarılmalı kurulun idari, mali özerkliği sağlanmalı, teftiş, kurula bağlanmalı, soruşturma yetkisi kurula bırakılmalıdır.

Adaylığa girişte ve adaylık sürecinde kurul yetkili kılınmalı, Adalet Akademisi, bakanlığın etkisinden çıkarılıp özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Kurulda geniş tabanlı temsil isteniyorsa 1961 Anayasası model olmalı, kurul üyeleri sadece yargıdan ve yargı organlarınca seçilmeli, yasama ve yürütmenin kurula üye seçmesi önlenmelidir.

Anayasanın (140/6) maddesi yeniden düzenlenmeli, yargıç ve savcıların idari yönden bakanlığa bağlı olduğuna dair hükmün, sadece yargı işlevini kolaylaştırmakla sınırlı olarak kullanılması sağlanmalı; yargı bağımsızlığı yargıç teminatı ilkelerini etkiler biçimde ve yargı yetkisine müdahale sonucunu doğuracak şekilde kullanılması (yargı yetkisine müdahale niteliğinde düzenleme dahi yapabilmekte) önlenmelidir. Kısacası, yargı yargıya bırakılmalı, siyaset yargıdan elini çekmeli, bağımsız yargıyı içine sindirebilmeli, bağımsız yargının demokrasinin gereği olduğunu kabul edebilmelidir.

IV- Hükümetçe hazırlanan son Yargı Reformu Taslağı ve Eylem Planı’nın ise yargı bağımsızlığını sağlamak yerine, yargıyı, yürütme yanında yasamanın da emrine sokmak, tamamen siyasallaştırmak amaçlı olduğu anlaşılmaktadır.

Taslak, AB’ye tam üyelik müzakereleri kapsamında AB Komisyonu’nun düzenlediği ilerleme raporları ile istişari raporlara cevap niteliğinde. Bu raporlarda kurulun bağımsız örgütlenmesi, idari, mali özerkliği, teftişin kurula bağlanması gerekliliği yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, tarafsızlığının sağlanması için önerilmekte. Taslakta bu önerilerin hayata geçirileceğinin vurgulanmasıyla yetiniliyor, somut adımlar ne olacak belli değil.

Ama taslaktan sonra kamuoyuna açıklanan Eylem Planı’nda yapılacakların takvimi, bunun yargı bağımsızlığı değil, yargının tamamen siyasallaştırılması projesi olduğunu gösteriyor.

2013 yılına kadar kademeli olarak gerçekleştirileceği belirtilen planda, bakan ve müsteşar yine kurulda; bakan göndemi belirlemeye devam ediyor. Ayrıca cumhurbaşkanı, yine yürütmenin başı olarak kurula yargı dışından üye atayacak. Bununla da bitmiyor, yasama (Meclis) 1. sınıf yargıç ve savcılar arasından kurula üye seçecek. Kurum yasama ve yürütme eliyle seçilecek üyelerin çoğunluğu sağlayacağı şekilde yeniden yapılandırıldıktan, siyasi gücün emrine sokulduktan, tamamen siyasallaştırıldıktan sonra, AB önerileri doğrultusunda kurula idari, mali özerklik verilecek izin yetkisi yine bakanda olmakla birlikte kurul kendi müfettişi eliyle soruşturma yürütebilecektir.

Esasen Eylem Planı’nın ipuçları, 2007 yılında kamuoyu bilgilendirilmeden doğrudan AB’ye sunulan o zamanki taslakta da yer almıştı. Gerekçesi de “demokratik meşruiyet” idi. Taslakta aynen şöyle denilmekteydi: “Yargı yetkisi egemenlik hakkının doğal sonucudur. Hâkim bu yetkiyi millet adına kullanır. Meşruiyeti, milli iradeye bağlı olmasını gerektirir. Temsili demokrasinin gereği olarak hâkimi yasama ve yürütme seçmelidir. HSYK’de yürütmenin temsili milli hâkimiyet ilkesi gereğidir. Ama yasamada temsil edilirse demokratik meşruiyet tam sağlanmış olacaktır.” Parantezi açarsak hükümet, “bugünkü hali ile yargı işime gelmez, tam elime geçirince rahatlarım” demektedir.

Bugün Eylem Planı ile hayata geçirilmekte olan budur. Oysa 2007 taslağı büyük tepki almış, geri çekilmiş, kurumlar arası mutabakat sağlanarak yeniden düzenleneceği belirtilmişti. Ama görünen odur ki, iki yıl sonra bugünkü Eylem Planı’nda bu hedef hiç değişmemiştir. Siyasi irade sınırlı bir yargı bağımsızlığını dahi kabul etmemekte yargıyı tümden ele geçirme hedefine doğru ısrarla devam etmektedir. Esasen yukarıda örnek verilen olaylar bunun teyididir.

V- Siyasi iradenin hedefi bellidir.

Yargı reformu bir aldatmacadır. Asıl amaç kurulu tamamen ele geçirmek, siyasallaştırmak, yürütme önündeki yargı engelini aşmaktır.

Anayasa Mahkemesi ise yasamanın seçeceği üyelerin çoğunluğu oluşturacağı şekilde yeniden yapılandırılacak, böylece yasama önündeki yargı engeli de aşılacaktır. Tasarı uygun zamanı beklemektedir.