Yazar Süreyya Ülkü Güler’le Anneler Günü sohbeti

Kızı İnci'yi anlattığı kitabı "Downsendrella"yı okuyucuyla buluşturan matematik öğretmeni ve yazar Süreyya Ülkü Güler "İnci’yi okula almayan en az 5 farklı okul gösterebilirim. Benim kendi ortaokul öğretmenim, beni yetiştiren öğretmen, açtığı anaokuluna benim evladımı almadı" diyor.

13 Mayıs 2021 Perşembe, 14:12
Abone Ol google-news

Süreyya Ülkü Güler ve kızı İnci

Süreyya Ülkü Güler’in yaşamı kızı İnci down sendromuyla doğunca değişti. Anne kız beş buçuk yılda çok yol aldılar. Güler, İnci’nin bebeklerini yapıyordu, şimdi ikinci kitabı "Downsendrella"yı yazdı. Amacı, “İnci neden bizim gibi değil?” diyen çocuklara anlatmak, farkındalık yaratmak.

Yeni kitabınızın yolu açık olsun. Downsendrella’yı ne düşünerek yazdınız? İsmi özellikle çok dikkat çekici.

Çok teşekkür ediyorum. Çok uzun zamandır aklımdaydı ama bir şeyler hep eksik kalıyordu, bir buçuk yıldır yazdım sildim... İnci’nin arkadaşlarının bu kitaba ve İnci’yi bilmeye ihtiyaçları doğdu zamanla... Neden konuşamadığını sorguladılar önce. Herkes kalemi makası çok iyi kullanırken İnci’nin neden bu kadar kötü kullandığı dikkatlerini çekmeye başladı. Kendi yemeğini neden kendisi yemiyordu?

Siz nasıl yanıtlar veriyordunuz?

Bir gün onu okuldan alırken bir arkadaşı bana hiç beklemediğim bir anda “İnci neden konuşmuyor?” diye sordu. Öylece kalakaldım önce, sonra “O sizden küçük, o yüzden biraz zorlanıyor” diyebildim. Ama bu onu tatmin etmedi ve “Neden bizimle aynı sınıfta o zaman?” dedi. O gün bu kitap olmalı dedim.

İnci bebeği

İNCİ ‘BEN GÜÇLENDİM’ DİYOR

Kitabın isminin de bir hikâyesi olmalı...

Hikâye çok başka. En yakın arkadaşlarımdan birinin dünya tatlısı bir kızı var. Yaptığım İnci bebekleri ona hediye edip kullanmasını istiyordum, hem tepkisini hem de bebeklerin dayanıklılığını gözlemliyordum. Bir gün o bebekle okula oyuncak gününe gitmiş. Öğretmenine de bebeği tanıtmak istediğini söylemiş. Sınıfları gezerken de bebek için “Down sendromlu bir arkadaşımın bebeği” diyeceğine, “Downsendrella bir arkadaşımın bebeği bu” demiş. O akşam öğretmeni arayıp annesine bunu anlatmış, annesi de bana tabii. İşte o gün tamam dedim, kitap tamamlandı. Kitabı da o güzel kuzum İlsu’ya ithaf ettim hatta ömrü boyunca o ismi ona mal etmek için marka tesciline başvurdum.

Çok güzelmiş... Kitabın çizimleri de çok güzel. İnci bir videoda kendisini tanıyor. Kitabı ona okuduğunuzda ne dedi?

İnci kapağı görür görmez “ben” dedi. Kitabı okuduğumuzda ilk önce tepkisiz kaldı, sonra “Ben güçlendim, koşuyorum” demeye başladı. Yeni konuşabildiği için sınırlı cümleyle anlatıyor ama kitabı her okuduğumuzda sonuna odaklanıyor, çünkü başardı.

MATEMATİKÇİ OLACAKSIN KIZ!

İnci’nin ilk cümlesi “Anne çok komiksin olmuş”. O an ne konuşuyordunuz acaba? Ve siz ne hissettiniz ilk cümleyi duyunca?

Salgın yüzünden okula ve eğitime ara verdiğimiz için evde uzun zamandır baş başayız. Ve duyduğu tek iletişim benim çocuklara anlattığım matematik dersi. Bir gün çocuklara dersi anlattım, tabletimi kapattım. İnci’ye dönüp “Kız İnci, sen de dinleye dinleye matematik öğreneceksin bu gidişle” deyip güldüm. Bana dönüp “Çok komiksin anne” dedi. Ben dondum kaldım. Çünkü tam 5 yaşındaydı, eğitime ara verdiğimiz için ve geriden geldiği için hiç beklemiyordum. Ağlamaya başladım ama kahkaha atarak ağlıyorum. Gittim kocaman sarıldım, “Bir daha söyler misin” dedim, dönüp yine “Çok komiksin anne” dedi. Daha çok ağladım, bir daha söyle diye diye ağladım...

KEŞKE AĞLAMASAYDIM

Bugünden İnci’yi kucağınıza aldığınız ilk güne, haftalara bakınca en çok neyi düşünüyorsunuz? Nasıldı ilk günler? Şunu yapmasaydım dediğiniz bir şeyler var mı?

Keşke ilk iki ay o kadar çok ağlamasaydım diyorum hep. Ama ağlamam lazımdı belki de, kendime gelmek için. Zaten beni de o ağlamalarımın ortasında İnci bana ilk güldüğü an kendime getirdi. Ayağa kaldırdı, resmen silkeledi. “Çocuğum gülüyor, ben neden ağlıyorum ki” dedim. Aradan tam 5.5 sene geçti. Bana dönüp “Çok komiksin anne” diyebilen bir evladım var. Matematik bilse ne olur bilmese ne olur diyorum bazen. (gülüyor)

Bugün Anneler Günü... Anne olmanın sizce en zor ve en güzel tarafları neler?

Nil Karaibrahimgil’in o meşhur şarkısındaki gibiyim aslında, “Anne olmak zor ama gülüşü yeter, içimde hâlâ küçük bir kadın dans eder”. İlk iki aylık ağlamanın dışında çocuğunun durumuna hiç ağlamayan bir anne oldum ben. Yemek yaparken ellerinden tutup içimden çıkan bu minik kadınla dans ediyorum her gün. Şehir dışına gittiğimiz eğitimlerde bağıra bağıra Niloya şarkıları söylüyoruz. Ben ikimizin de güzel birer yol arkadaşı olduğumuza inanıyorum. Anne olmak her türlü zor ama eğer yolda yürürken güzel arkadaşlık kuruyorsak bu yol keyifleniyor, güzelleşiyor.

İnci’yle yolculuğunuzda sizi en çok ne zorluyor peki? Ülkede, sistemde, insanlarda neyin değişmesini isterdiniz?

(Çok fazla engel var önünüzde ama yine de sıralamakta fayda var.) Bazen parka çıkmak bile istemiyordum, garip bakışlı insanlarla karşılaşmamak için. İnci henüz farkında olmasa da ben gözlemliyorum ve rahatsız oluyorum. Ülkeyi, sistemi vs. değiştirmekten çok vicdan anlayışını değiştirmek lazım. İnsanlar “empati” kelimesini bile “Hepimiz engelli adayıyız” cümlesiyle eşdeğer tutup kendilerinin başına gelmesinden korktuğu için duyarlılık taslıyor. Kimse kusura bakmasın ama bize hiç samimi gelmiyor bu cümleler. Biz birlik olmayı, farklılıklara olan saygıyı, çocuklarımıza öğretmeyi bırakın, yetişkinlere öğretmedik! Benim birlikte çalıştığım mesai arkadaşlarım bile beni anlamadı. Eski bir okul müdürüm ders programımı yasal hakkım olmasına rağmen yapmamak için kırk takla attı. İnci’yi okula almayan en az 5 farklı okul gösterebilirim mesela. Benim kendi ortaokul öğretmenim, beni yetiştiren öğretmen, açtığı anaokuluna benim evladımı almadı. Eğitimcilerin bile böyle davranabildiği yerde ben parkta bize bakan anneleri unuttum gitti. Çünkü onların bilmediği bir durum bu, merak ediyorlar ve bilmedikleri bu durumdan da korkuyorlar. Ben onları anlamayı öğrendim, darısı onların beni anlayabildiği günlere... 

BİRİLERİ BIR ŞEY YAPMALI DAİMA, BEN MUTLU UYUYORUM...

Geçenlerde bir okuyucu, “Ben çocuğumun durumunu kardeşine bile anlatamıyordum, iyi ki yazdınız bu kitabı da benim için daha kolaylaştı bu süreç” demiş. Ben de keşke buna ihtiyacımız olmasaydı da yazmasaydım diyorum her defasında. Yaşananlar, bir şeyler yapmak lazım dedirtti hep bana. Bebekler de öyle başladı biliyorsunuz , biri İnci’ye bakıp “Ne garip gözleri var” dedi diye o gece ilk bebeğimi yaptım. Yapıyorum hâlâ ve artık sadece İnci bebek değil... Albino, hidrosefali, görme engelli, obez, bacağı ampute, kolları ampute, listem her geçen gün uzuyor. Geceleri İnci’yi uyutunca bunlarla uğraşıyorum. Boşa geçirmediğim her zaman için de mutlu uyuyorum. Birileri bir şey yapmalı, daima...