YTÜ'den Van depremi raporu

Yıldız Teknik Üniversitesi'nin hazırladığı ''Van Depremi Raporu''nda, 7,2 büyüklüğündeki deprem sonrası saha çalışmaları sonucunda toplam 71 heyelanın haritalandırıldığı belirtilerek ''Bu rakamın daha fazla olduğu kanaatindeyiz. Depremin tetiklediği heyelanlar ve dağılımlarının anlaşılması aslında gelecekte olabilecek depremlerde heyelanların muhtemel yerlerinin kestirilmesinde büyük önem arz etmektedir'' denildi.

14 Kasım 2011 Pazartesi, 14:43
Abone Ol google-news

Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy ve Yüksek Jeomorfolog Tolga Görüm'ün hazırladığı Van depremiyle ilgili ''jeolojik ve jeomorfolojik'' rapor tamamlandı.

Raporda, 23 Ekim'de Van ve çevresini etkileyen 7,2 büyüklüğündeki depremde, 43 binden fazla bina bulunan Erciş'teki yapı stokunun yüzde 30'dan fazlasının oturulamayacak derecede hasar gördüğü, oturulacak bina sayısının ise tüm yapı stokunun yüzde 25'ini geçmediği belirtildi.

Depremin, su, gaz, elektrik, haberleşme gibi alt yapı tedarik sistemlerinde de ciddi hasarlara neden olduğu kaydedilen raporda, ''Depremin ilk günleri Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün açıkladığı artçı depremlerin merkez üslerine bakarak olasılı fayın kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu olduğu düşünülmüştür. Fakat YTÜ Yerbilimleri Araştırma Ekibi ile çeşitli kurumlardan Van çevresine gelen jeoloji ekiplerinin yaptığı saha incelemelerinden sonra, Van depreminin kabaca doğu-batı uzanımlı kuzeyden güneye doğru bindiren bir ters fayla meydana geldiği ortaya konmuştur'' denildi.

Kamuoyunda bu depremin bilinmeyen bir fayda meydana geldiği düşünülmüşse de bu fayın, 1977 yılında Prof. Dr. İhsan Ketin tarafından 1966 ile 1945 depremlerini incelemek için gittiği Erçek gölü çevresinde bulunduğu ve ''Adıgüzel Fayı'' adıyla haritalandığı kaydedilen raporda, MTA'nın çeşitli tarihlerde yayınlanmış jeoloji haritalarında da bu fayın belirtildiği anlatıldı.

Raporda, bu bakımdan bilinmeyen bir fay olmamasına karşın, 2011 Van depremine kadar fayın diriliği ve geometrisinin hiç bir yerde belirtilmediği kaydedildi.

''Fay, yüzeyde sınırlı bir kesimde izlenebiliyor''

Raporda, depreme kaynaklık eden fayın, yüzeyde sınırlı bir kesimde izlenebildiği belirtilerek, şöyle devam edildi:

''Fay, kör bir bindirme niteliğine sahip olmakla beraber kırılan kesimlerinin büyük kısmı derindedir ve dolayısıyla örtülü bir kırık özelliği göstermektedir. Kaynak fayın ortalama atım miktarı 8-10 santimetreler arasındadır ve tavan bloku kuzeyde yer almaktadır. Bu bakımdan hareket eden blok kuzeye eğimlidir. Deprem sonrasında ağır hasarlı yapıların ve heyelanların yüzde 95'lik bir kısmının tavan blok üzerinde yer alması tamamen bu fayın tipolojisiyle ilişkilidir. Buna karşın Erciş gibi kaynak faya uzak olmasına rağmen ağır hasar gören bir bölge olması yerel zemin koşulları ile ilişkilidir.''

Erciş'in, Van Gölü kenarında Zilan ve İrşat çayının suya doygun çakıl, kum, silt, kilden oluşan Van Gölü Formasyonu olarak adlanan kuvaterner yaşlı pekişmemiş alüvyon çökelleri üzerinde yapılandığı anlatılan raporda, yapı stokunun büyük bir kısmının alüvyon üzerinde bulunduğu Erciş ilçesinin, depremin en fazla zarar gören yerleşim alanı olduğu belirtildi.

Kuvaterner yaşlı alüvyon çökellerinin, bölgenin en genç ve en üst birimi olduğu, temelde ise alt miyosen yaşlı Adilcevaz kireçtaşı, pliyosen-pleyistosen yaşlı Hacıali volkaniklerinin yer aldığı kaydedilen raporda, ''Erciş ilçesinin etrafındaki tüm yükseltiler temel kayaçlarından oluşur. Bu kayaçların üzerinde inşa edilen yapılarda ilçenin merkezinde alüvyon üzerindeki yapılara göre daha az hasar gözlenmiştir'' denildi.

''Sonuç kaçınılmaz olmuştur''

Raporda, Erciş'in bundan önce 1945 Erciş-Kocapınar Depremi ile 1976 Çaldıran Depremi'nden de etkilendiği anımsatılan raporda, Erciş'in bir deprem bölgesi olduğunun daha önceki pek çok jeolojik ve jeofizik çalışmalarda vurgulandığı kaydedildi.
Raporda, Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünden Ali Özvan, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünden Alper Şengül ve ABD Syracuse Üniversitesinden Mucip Tapan'ın 2000'de yayımladıkları ''Van Gölü Havzası Neojen Çökellerinin Jeoteknik Özelliklerine Bir Bakış: Erciş Yerleşkesi'' makalesine de atıfta bulunuldu.

Makalede, ''Havza içerisindeki düz, ovalık, yeraltı suyunun yüzeye yakın ya da yüzeyde olduğu, güncel göl ve akarsu çökellerinin örttüğü alanlar yerleşim açısından en çok tercih edilen yerlerdir. Kuvaterner yaşlı bu birimlerin yeraltı suyuna doygun bölümleri bu yerleşimlerde jeoteknik sorunları da beraberinde getirmektedir. Bölgenin depremselliği, aktif faylara yakınlığı, hızlı gelişen yüksek katlı yapılaşma göz önünde bulundurulduğunda, olası depremlerde başta sıvılaşma olmak üzere zeminlerde oturmaya bağlı deformasyonlar beklenmelidir'' ifadelerine yer verildiği anımsatılan raporda, ''Yani kısacası Erciş ilçesinde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen hasarlar daha önceden öngörülmüştür. Ne yazık ki bu öngörülere rağmen Erciş'te ne şehir yerleşim planlarına, ne yapılaşmaya, ne de gerekli jeolojik zemin etütlerine dikkat edilmiştir. Dolayısıyla sonuç ne yazık ki kaçınılmaz olmuştur'' denildi.

Deprem sonrası saha çalışmaları sonucunda toplam 71 heyelanın haritalandırıldığı belirtilen raporda, ''Buna karşın bu rakamın daha fazla olduğu kanaatindeyiz. Bu bakımdan bu depreme ilişkin heyelan envanterinin tamamlanarak ortaya konmasında olay öncesi ve sonrası yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri büyük önem taşımaktadır. Depremin tetiklediği heyelanlar ve dağılımlarının anlaşılması aslında gelecekte olabilecek depremlerde heyelanların muhtemel yerlerinin kestirilmesinde büyük önem arz etmektedir'' ifadesine yer verildi.