Zaman yeni akışına hazırlanıyor

Neoliberal sistem, maske üzerine pazarlık yapmaya ve koruyucu ekipmana el koyarken diplomasi bu sorunu çözmeye çalışıyor.

15 Nisan 2020 Çarşamba, 18:56
Abone Ol google-news




Dünyada eşzamanlı üç tartışma yürüyor. Biri neoliberal sistemin salgın bir hastalıkla yüzleşmesiyle beraber derin bir sistem krizine girmesi, ikincisi Orban örneğindeki gibi popülist otoriterleşmenin beraberinde derin bir toplumsal kontrol mekanizmasını inşa etmesi, üçüncüsü ise toplumlar arasında dayanışmanın olası artışı. Her ülkenin ayrı ayrı aldığı önlemler bu tartışmaları şekillendiriyor.


Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’ın sosyal deneyinden sonra yoğun bakıma alınması, popülist politik söylem ile bilim arasındaki uçurumun en somut ve en hazin örneği niteliğinde. Uluslararası kurumlar bu krizle baş etmeye çalışıyor; bu krizin atar damarlarını neoliberal sağlık sistemi, yoğun bakım üniteleri, entübasyon makineleri ile koruyucu ekipman malzemeleri oluşturuyor. Maskeler, koruyucu gözlükler ve eldivenler yeni bir kavga zemini. Bir yandan da karaborsa ile yolsuzluğun yeni malzemeleri. Çek Aktuálne gazetesine göre, Çek yetkilileri, Çek Cumhuriyeti'ne fiyatlarının iki katından fazla satılması gereken yüz binlerce maskeye ve maskeye el koydu. Polisin yaklaşık 100.000'i Çin Kızıl Haçı’ndan olan ve İtalya için insani yardım paketi olarak tasarlanan 28.000 solunum cihazı ve 680.000 maskeyi ele geçirdiği de bildiriliyor.  Salgın sonucunda ülkeler birbirlerinin siparişlerine el koymaya başladı. Fransız basınına göre, İsveç sağlık şirketi Mölnlycke’nin Çin’den satın aldığı maskelere 3 Mart’ta Fransa’da el konuldu. Virüsten en çok etkilenen İtalya ve İspanya’ya gidecek olan maskelerin serbest bırakılması için İsveç hükümeti devreye girdi. Yaklaşık 2 hafta süren diplomatik çabanın ardından ancak maskelerin yarısı İtalya ve İspanya’ya gönderilebildi. Şirket, bundan sonraki siparişleri Belçika üzerinden İtalya ve İspanya’ya göndereceklerini duyurdu. Neoliberal sistem, maske üzerine pazarlık yapmaya ve koruyucu ekipmana el koyarken diplomasi bu sorunu çözmeye çalışıyor.


Ölümlü olmakla apansız yüzleştik


Rafael, Ütopya’da Bay More ile konuşurken şu sözleri söyler: “Bir çok  hükümdar kendilerini barış zamanı yapılacak işlerden çok savaş işlerine vakfeder. Bu hükümdarlar genel olarak sahip olduklarını iyi yönetmekten çok, haklı ya da haksız nedenlerle, yeni ülkelere sahip olmakla ilgilenirler ve bunların çevresindeki devlet adamları o kadar bilgedir ki, hiçbirinin yardıma da ihtiyaçları olmadığını düşünürler. Aralarına birini alsalar, sırf hükümdara dalkavukluk edip, onu övgülere boğarak hükümdarın kişisel gözdesi haline gelecek birini tercih ederler.”

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın en ağır ve yayılmacı savaşlarından birini yaşıyoruz. Bildiğimiz tüm kutuplaşmalar kırılıyor ve insan hayatı ön plana çıkıyor. Kelle paça dalkavuklarından çok bilime ve insanlar ile toplumlar arasında dayanışmaya daha çok ihtiyacımız var.

Ölümlü olmakla apansız yüzleştik. Oysa hepimiz biliyoruz, bir gün cami avlusunda cenaze namazımız kılınırken sonsuzluğa kaybolacağız. Yaşadığımız anlar buharlaşıp bir başkasının belleğine yapışacak ve o belleğin kıvrımları içinde yaşamaya devam edecektik. Bunları biliyorduk belki ama o ölümün ne zaman geleceğini bilmeden günlük rutinlerimiz içinde yaşamaya, mücadele etmeye ve de hayatı yaşamaya çalışıyorduk. Oysa zaman bir süreliğine durdu. Yeni bir akışa doğru hazırlanıyor. Bunu tüm yalınlığıyla kabullenmemiz gerekiyor.