Zülfü Livaneli: ‘Bu çağda hepimiz çok çeşitli etkiler altındayız!’

Zülfü Livaneli, İnkılâp Yayınevi tarafından yayımlanan yeni romanı Balıkçı ve Oğlu’nda, Ege balıkçılarının ve göçmenlerin kaderine eğiliyor. Göçmenlerin bir bilinmeze doğru göze aldıkları yolculuğu, hayatta kalma çabalarını, “deryaya yakın, dünyadan uzak” yaşamlarını balıkçı Mustafa, Mesude ve Samir bebek üzerinden anlatıyor. Balıkçı ve Oğlu, Ege’nin tarihinden bugününe, balık çiftliklerine ve rant hırsıyla dağlara, kıyılara saldıran şirketlerin yarattığı ekolojik yıkıma ilişkin de çok şey söylüyor. Balıkçı ve Oğlu, Livaneli’den aile, aşk, ebeveynlik, evlat, kadın dayanışması, dostluk, göç, doğa üzerine çağdaş bir epope.

27 Ağustos 2021 Cuma, 00:02
Abone Ol google-news

‘HAYATI KÖKÜNE KADAR YAŞAYAN KARAKTERLER YARATMAYI SEVİYORUM’

- Balıkçı ve Oğlu, göçmenlik meselesini ele alan, arka planda da toplumsal duyarlılığınıza işaret eden ekolojik yıkım, rant sorunu gibi temel noktalara parmak basan bir roman.

Kitabın yazım serüveni nasıl başladı?

Bu roman aklıma bir balıkçının denizde bir ceset bulmasıyla düştü. Aslında uzun bir roman değil ama yoğun. İlk bölümü Cumhuriyet ekinde Yunuslar adıyla yayımlanmıştı.

- Göçmenlik meselesi, ekolojik yıkım ve rant meselesinin yanı sıra toplumsal başka konulara da değiniyorsunuz.

Tüm bunları aynı romanda ele almanın yazım sürecinde doğurduğu zorluklar oldu mu?

Hayır, tam tersi. Roman karakterleri geliştikçe onları etkileyen koşullar da genişlemeye başlıyor. Yoksa şu sorunu da anlatayım, bunu da aktarayım gibi bir derdim hiç olmadı.

Özellikle bu çağda hepimiz çok çeşitli etkiler altındayız. Bu etkilerden sıyrılmış, soyut, gökyüzünde yaşayan insanlar değil kanlı canlı, bu hayatı köküne kadar yaşayan karakterler yaratmayı seviyorum. Bu romanda asıl tema, çocuklarını kaybetmiş olan acılı bir çiftin, balıkçı Mustafa ile Mesude’nin hayata tutunma mücadelesi.

‘TÜRKİYE BİR GEÇİŞ YOLU!’

- Türkiye’nin uyguladığı göçmen politikasını nasıl buluyorsunuz ve bu göçmen bireyler ve toplum üzerinde nasıl etkiler yaratıyor?

Türkiye bir geçiş yolu. Gelenlerin bazısı da kalmak istiyor tabi. Harpten, yıkımdan, zulümden kaçan çaresiz insanlar. Hepsinin ayrı bir trajedisi var.

‘SİYASİ BİR ROMAN DEĞİL’

- Romanda yer alan konuları irdelediğimizde birçoğunun doğrudan veya dolaylı olarak siyasi anlayıştan kaynaklandığı da görülmekte.

Siz Balıkçı ve Oğlu’nu siyasi bir roman olarak görüyor musunuz?

Hayır, siyasi bir roman değil. Kişileri ve bir aile dramını anlatan bir roman. Ama dediğim gibi bu insanlar uzayda değiller, yaşadıkları bölgedeki her olay onların yaşamlarını da etkiliyor ve yaşam mücadelesi içindeler.

‘DÜNYA, ŞİRKETLERİN VE ORTAĞI SİYASİLERİN HIRSLARINA KURBAN!’

- Romanda “balon balığı” ile “siyanür kullanarak altın arayan ve ormandaki ağaçları kesen şirketler”in varlığı da bir başka soruna dikkat çekiyor.

Günümüz gerçeklerinden beslenen bir roman yazmak nasıl sorumluluklar getirdi size?

Dünyanın, dağların, denizlerin kirlendiği, büyük şirketlerin ve onlarla ortaklık yapan siyasilerin hırslarına kurban edildiği her gün gözümüze sokulan bir gerçek.

Denizlerin kirlenmesi ve uzaklardan gelen tehlikeli balıklar, deniz emekçilerinin ekmek kapısını zorluyor. Ormanlarımız kesiliyor, havamız, suyumuz zehirleniyor. Bunlardan etkilenmeyen bir yazar düşünemiyorum.

‘İYİ ROMAN SİYASİ BİLDİRİ YA DA REÇETE DEĞİLDİR!’

- Her roman yazıldığı dönemin özelliklerini de yansıtır. Siz Balıkçı ve Oğlu’nu yazarken en çok hangi toplumsal olay veya olaylardan etkilendiniz?

Toplumsal altüst oluşlarda ilginç romanlar çıkar. 19. yüzyıl sonu Rus romanına baktığımızda, herkes büyük bir huzursuzluğun pençesindedir. William Faulkner’in romanlarına Kuzey-Güney iç savaşının gölgesi vurmuştur.

John Steinbeck, Kaliforniya’ya çalışmaya giden mevsimlik işçileri anlatırken, yaşanan büyük iktisadi krizi de haber verir.

İyi romanlar, siyasi bildiri ya da reçete değildir ama kahramanları aracılığıyla, yaşanan dönemin insanlar üzerindeki etkisini ortaya koyarlar.

Ortega y Gasset, “Ben, kendimin ve çevremin ortalamasıyım” derken haksız değildi.

- Balıkçı ve Oğlu’nu önceki romanlarınızla karşılaştırdığınızda onu diğerlerinden ayıran yön nedir?

Galiba bu romanın dili daha şiirsel oldu. Konu ve kahramanlar da beni çok sardı yazarken. Denetim altında tutabildiğim ve eski deyimle “ağyarını mani, efradını cami” bir orman oldu.

Ben yoğun ve gereksiz söz kalabalığından kaçan romanları severim. Roman kişisi bir davranışta bulunur, onun yorumlamak, psikolojik yansımalarını bulmak okura kalır. Bir buzdağının ucunu göstermek tekniği belki de.