Bir arayışın, duruşun romanı!

Burhan Sönmez’in Taş ve Gölge adlı romanı (İletişim Yayınları), iki bin yıllık zaman dilimine yayılan, Haymana Ovası’ndan Mezopotamya Ovası’na, Merkez Efendi Mezarlığı’ndan Dersim’e, Kudüs’e, Kahire’ye, Roma’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada, merkezine mezartaşı ustası Avdo’nun hikâyesini alarak, insanın asıl hikâyesinin kendisini aramak olduğunu söyleyen kurgusu sağlam, arka planı derin bir arayışın romanı.

09 Aralık 2021 Perşembe, 00:01
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: CAN EROK

AVDO VE YEDİ ADLI ADAM!

Burhan Sönmez’in romanı Taş ve Gölge, zaman zaman birbiriyle kesişen ve Merkez Efendi Mezarlığı’nda son bulan iki farklı damardan akmaktadır.

Birinci damarda mezartaşı ustası Avdo’nun hikâyesi, ikinci damarda da belleğini yitiren ve bir ömür kim olduğunu bulmaya çalışan, bunun için şehir şehir, ülke ülke dolaşan Yedi Adlı Adam’ın (Ali, Haydar, İsa, Musa, Muhammet, Yunus, Adem) hikâyesi anlatılmaktadır.

Avdo, Urfa’da pazar yerinde kaybettiği annesini bulmak için küçük yaşta şehir şehir gezer. Bu kadim topraklarda hep var olmuş ve hep var olacak birçok dili, dini inanışları öğrenir, fakat kendini bir dile de bir dine de hapsetmez.

Bu bağlamda Avdo Usta’yı, Haymana Ovası’ndan Mezopotamya Ovası’na, İstanbul’dan Dersim’e, Kudüs’e, Kahire’ye kadar uzanan ve insanlığın ortak mirası olan bu geniş coğrafyada, yine insanlığın büyük bir kısmının paylaştığı dillerin ve inanışların temsilcisi olarak görmek gerekir.

Anne, daye, emo, umm, mayrig, mama (Türkçe, Kürtçe, Süryanice, Arapça, Ermenice, Rumca) bu topraklarda maya bulmuştur, bu topraklara aittir. Birini yok saymak, unutturmak bu toprakları verimli kılmaz, çoraklaştırır.

TOPLUM, İNANÇ, DİL KARDEŞLİĞİ!

Ömrü boyunca kaybettiği belleği bulmaya çalışırken bir yandan da savaşlardan kaçan İsa, Avrupa’da savaş çıktığını öğrenince Mardin’den Kudüs’e kaçmak ister.

İsa’nın arayışına saygı duyan Jozef Usta, Kudüs’te akrabaları olduğunu, onları görürse kendisine yardımcı olacağını söylediğinde İsa, Süryanice bilmediğini, onlarla nasıl anlaşacağını sorar. Jozef Usta’nın yanıtı bu topraklarda insanların da, inanışların da, dillerin de, kardeş olduğunun kanıtıdır:

“Onlar bu topraklarda konuşulan her dili bilir. Geçen gün kuzenimden gelen mektup Süryanice başlıyor, Türkçe devam ediyor, Kürtçe bitiyordu… Bizim atalarımız üç bin yıl önce Ninova şehrini kurmuşlar. Tanrı, Hazreti Yunus’u Ninova’ya göndererek insanları uyarmasını söylemiş. Biz Hazreti Yunus’un orada Süryanice veya Aramice ya da Akatça konuştuğunu sanırken, Osmanlı zamanının büyük gezgini Evliya Çelebi, Hazreti Yunus’un Ninova halkıyla Kürtçe konuştuğunu söyler. Belki onun dediği doğrudur. İstersen sen de benim akrabalarımla Kürtçe konuş.”

İnanışlar da böyledir. Mardin’de Mor Mihayel Kilisesi ile Şeyh Zırrar Camisi yan yanadır. Jozef Usta bu hakikati dile getirip kendisine hangi peygambere inanması gerektiğini soran Avdo’ya çalışkan ve iyi bir olmasını öğütler. Bu iki öğüt bu kadim topraklarda yaşam bulmuş bütün dinlerin ortak paydasıdır bir bakıma.

Yine havari Pavlus gibi yollarda kendini bulmaya çalışan İsa, Kudüs’te Musa diye tanıtırken kendini Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların adını sevip ona yakınlık göstermesi de bu coğrafyanın dilleri gibi dinlerinin de birbirleriyle akraba olduğunun kanıtıdır.

DİRİLER VE ÖLÜLER!

Yaşam tuhaflıklarla doludur. Tuhaflıklar da insanı alır gerçeğe ulaştırır. Ne ki bu gerçeğe herkes ulaşamaz. Gerçek, sevgi gibiydi, önce hissetmek sonra anlamak gerekirdi…

Avdo Usta uzun yıllar şehir şehir gezmiş, birçok mezartaşı yapmış, ağanın küçük oğluyla nişanlı Elif’e âşık olmuş, bu uğurda ağanın iki oğlunu öldürmüş, küçük Baki’nin ölümüne neden olmuş, idam cezasına çarptırılmış, affa uğramıştır.

Tam cezaevinden çıkacakken Elif’in, kocası tarafından öldürüldüğünü gazetelerden okumuş, Elif’in Merkez Efendi Mezarlığı’na gömüldüğünü öğrendikten sonra da dünya yolculuğuna son verip mezarlıktaki kulübeye yerleşmiştir.

Doğduğu yeri değil öleceği yeri seçerek - Elif’in mezarının yanındaki yeri kendine ayırmış - huzuru bulan Avdo Usta bir bakıma kendi gerçeğine ulaşmış, mezarlığa gelenlerin gerçeği anlayamayacaklarını fark ettiğinde de susmuştur.

Mezarlara bakarak ölülerin ruhlarını gören, onların kederindeki biçimi bulmaya çalışan, mezartaşlarını da buna göre yapan Avdo Usta’nın ulaştığı gerçeği yıllar önce kendisine Jozef Usta söylemiştir: “Diriler bazen iyidir, ölüler her zaman iyidir.”

Taş ve Gölge, aynı zamanda bir duruşun da romanıdır. Bu duruş Dersim İsyanı’nda Dersimlinin, Osmanlı - Alevi çatışmalarında Alevilerin, Ninova’da Hz Yunus’un, Truva Savaşı’nda Priam’ın, sistemle öğrenci çatışmalarında öğrencilerin ve bu kadim coğrafyada ötekileştirilen, hor görülen, yok sayılan bütün inanışların, bütün dillerin yanında konumlanan bir duruştur. Bir yazar / aydın duruşudur.

Bu yolda edebiyat var olsun, diyelim. Burhan Sönmez’e de selam.