‘Dinlerin Sınıfsal Kökeni ve Din Üzerinden Siyaset’

Atilla Cemal Eşen, Berfin Yayınları tarafından yayımlanan yeni kitabında, dinler tarihini sınıfsal açıdan mercek altına alıyor. Yazar, dinlerin sınıfsal kökenini incelerken tek tanrılı dinler Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in arka planlarını, birçok putperest pagan inancıyla ilişkilerini, Gnostisizm, Kabala öğretisi, Luvileri, Essenlileri, Katharları ele alıp; İslamiyet’le ilgili Şeyh Şeyh Bedreddin, Mazdekiler, Karmatiler, Hallacı Mansur, Hasan Sabbah, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Haldun gibi muhalif akımları ve önemli kişileri okuyucuya sunuyor.

30 Eylül 2021 Perşembe, 00:05
Abone Ol google-news

BAŞLANGIÇTA TANRIÇA VARDI!

Başlangıçta TANRIÇA vardı. Toplumun hem komünal hem de eşitlikçi olduğu anaerkil çağda, ne iktisadi ve siyasi egemenlik, ne dinsel ayrıcalık, ne de hak ve yetki kavramı yoktu.

Tarım ve çiftçilikle başlayan yerleşik düzene geçerken, üretimi düzenleyen yönetici, rahip ve zanaatkârlardan oluşan sınıflar ortaya çıkmaya başladı. Anaerkil toplum yerini ataerkil topluma bıraktı.

İlerleyen dönemlerde tüccar sınıfının ortaya çıkmasıyla “Tanrı”, “Tanrı-Kral” gibi kavramlar, bireysel ve sosyal hayata hükmetti. Sömürünün esas olmasıyla egemen sınıflar, kadın, özel hayat, düşünce ve bilim üzerinde tahakkümlerini meşrulaştırdılar.

Çok tanrılar ilk olarak Yahudiliğinin ataerkil anlayışında tek tanrılara dönüştü.

ORTAÇAĞ’DA SINIF SAVAŞLARI

Bu bağlamda, Atilla Cemal Eşen’in “Dinlerin Sınıfsal Kökeni ve Din Üzerinden Siyaset” (Berfin Yayınları) isimli yeni kitabı dinler tarihini sınıfsal açıdan mercek altına alıyor.

Kitabın giriş bölümünde Engels’in Ortaçağ’daki sınıf savaşlarına ilişkin görüşlerinin altı çiziliyor:

“Ortaçağ, felsefe, politika hukuk gibi ideolojinin tüm biçimlerini teolojiye bağlıyor. Yığınların duygu dünyaları yalnızca dinsel gıdalarla besleniyordu; bu bakımdan da yığınlara kendi çıkarları ancak dinsel kılık altında gösterilebilirdi.”

DEVLETLEŞME SÜRECİ

Yine Engels, “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” adlı eserinde devletleşme sürecini şu şekilde açıklıyor:

“Karşıt iktisadi çıkarlara sahip sınıfların kendilerini ve toplumu kısır bir mücadelenin içinde eritip bitirmemeleri için görünüşte toplumun üstünde yer alan, çatışmayı hafifletmesi, düzen sınırları içinde tutması gereken bir güç gereksinmesi kendini kabul ettirir. İşte toplumdan doğan ama onun üstünde yer alan ve gitgide yabancılaşan bu güç devlettir.”

TEK TANRICILIK!

Atilla Cemal Eşen, Engels’in bu cümlelerinden yola çıkarak kitabının Tek Tanrılı Dinlerin Doğuşu kısmında şu önemli saptamaları yapıyor:

“Üç bin yıl önce insanlar 35 bin tanrıya tapıyorlardı. Tüm tanrıların bir Tanrı kavramında birleştirilmesiyle tek tanrılı dinlerin doğması bu dönemde oldu. Tüm ruhların tek bir ruha bağlı olduğu fikri, tüm tanrıların da tek bir Tanrı’ya bağlı olduğu fikrini doğurdu. Böylece tektanrıcılık ortaya çıktı…

Tanrılar arasındaki hiyerarşik yapı, köleci toplum düzeyindeki köle-efendi ilişkisinin, yani sınıflı toplumun yansımasıydı.

Toplayıcı-avcı komünal toplumlarda tüm varlıkların özünde olan ruhlar, sınıflı toplumların ortaya çıkmasıyla, egemen sınıflar tarafından dünyadan ayrı, boyun eğmeyenleri cehennemde cezalandıran, itaat edip acı çekenleri de cennetle ödüllendiren bir Tanrı’ya dönüştürüldü.

Çalışan ve ezilen halk yığınları kullar, efendilerin efendisi krallar da Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi Tanrı-Krallar oldular. Tek tanrılı dinler bu ihtiyaçtan doğdu.”

Atilla Cemal Eşen’in Dinlerin Sınıfsal Kökeni ve Din Üzerinden Siyaset adlı kitabındaki Tek tanrılı dinlerin doğuşuna ilişkin bu saptaması meselenin özüdür. Konuya yazar gibi sınıfsal olarak bakarsak olayı daha sağlıklı çözümleriz.

Atilla Cemal Eşen, bu kitabında dinlerin sınıfsal kökenini incelerken, tek tanrılı dinler Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in arka planlarını, birçok putperest pagan inancıyla ilişkilerini, Gnostisizm, Kabala öğretisi, Luvileri, Essenlileri, Katharları ele alıp; İslamiyet’le ilgili Şeyh Şeyh Bedreddin, Mazdekiler, Karmatiler, Hallacı Mansur, Hasan Sabbah, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Haldun gibi muhalif akımları ve önemli kişileri okuyucuya sunuyor.

ŞEYH BEDREDDİN

Dinler tarihi ile ilgili birçok bilmediğimiz bilgileri bu kitaptan öğreniyoruz. Bu bölüme bir göz attığımızda kısaca şunları görüyoruz:

İslam coğrafyasında, dinsel temelli sosyalist ayaklanmaların içinde en bilineni XV. yüzyılın başındaki Şeyh Bedreddin hareketidir:

“Şeyh Bedreddin, deizme kapı aralamakla kalmayıp, deizmi hayata geçiren bir düşünürdür. Şeyh Bedreddin’in mezhep farklılıklarını nesnel olarak ortadan kaldıracak bağdaştırmacı (senkretik) sistemi İslam’la sınırlı değildir.

Onun felsefesi, Hıristiyanlığa ve Museviliği de kapsar, bu dinler arasındaki ortak noktaları öne çıkarır. Bu bağdaştırmacılığa izin veren, tasavvuf felsefesinin Vahdet-i Vücut önermesidir.”

Şeyh Bedreddin’den yüzlerce yıl önce Mazdekiler, özel mülkiyet anlayışına karşı çıkan, bütün malların ortaklaşa kullanılması gerektiği görüşünü benimseyen bir topluluktu:

“İranlı din adam olan Mazdek şöyle der: Bütün insanlar doğuştan itibaren eşit yaratılmıştır. Bu eşitlikten dolayı da insanlar arasında zengin ve yoksul gibi bir ayrım olmamalıdır. Allah bütün insanları aynı şekilde yaratmıştır, bu nedenle insanların kendi aralarında ürünleri eşit şekilde paylaşmaları gerekir.”

Karmatiler İslam Komüncüleri olarak adlandırılıyor:

“Karmatiler, İslam dininin getirdiği ibadet kurallarının, insanları mutlu etmeye yetmediğine inanıyorlardı. Karmatilikte din anlayışı Kur’an’ın yorumundan kaynaklanırdı. Bu yorum, sözcüklerin gizli anlamlarını açıklamaya, görünüşle yetinmemeye dayanırdı. İnsan, şeriatın koyduğu kurallara uymakla Müslüman olamayacağı gibi, iyi ve mutlu da olamazdı, içi arınamazdı.”

TARİHTEN SAKLANAN LUVİLER!

Gelelim Luvilerin inançlarına. Adeta tarihten saklanan Luviler son dönemde yazılmaya başlandı:

“Yaradan’ın tanımı: Yaradan ve yaratılan aynıdır, birdir. Varoluşu Yaradan ve yaratılan olarak ayırmak, ikilik yaratmaktır. İnsan da dahil, yaratılmış olan her şey, tek olan Yaradan’ın dışında değil içindedir. En büyük, en küçükte gizlidir.

Mevlana da bunu Alem-i Asğar olsan bile Alem-i Ekber’i temsil edersin sözüyle ifade etmiştir. İslam tasavvufunda Vahdet-i Vücut olarak bilinen, Hallac-ı Mansur tarafından Ene-l Hak sözleriyle özetlenen bu inanç, Alevi felsefesinin özünü teşkil eder.”

SINIFSIZ TOPLUM VE DEVLET!

Atilla Cemal Eşen, kitabının son söz kısmında, Lenin’in Din Üzerine yapıtından alıntılara yer vererek şunları yazıyor: “Lenin’in yazdıklarından temel karşıtlık olarak sınıf karşıtlığını gördüğü, mücadelenin temeline dini görüşlerdeki ayrılığı değil, sınıf mücadelesini koyduğunu anlıyoruz.

Zaten bir sosyalist için temel çatışma sömüren ve sömürülen çatışmasıdır, diğer bütün ayrımlar bu çatışmanın doğurduğu sonuçlardır. Proleterleri dindar-dindar olmayan diye ayırmak sınıfsal hareketi bölmek ve egemen güçlerin çıkarlarına hizmet etmektir.

Marks ve Engels Komünist Parti Manifestosu’nda, ‘Devrimlerin ve karşıdevrimlerin tarihi sınıf mücadelesinin tarihidir’ derler.

Bu nedenle birinci planda önemli olan bir proleterin dini inancı değil, sınıf bilincine sahip olup olmadığıdır. Hatta din adamları içinde bile devrimci mücadelenin saflarına katılacaklar olabilir, onları dışlamak yerine mücadeleye katmak için çaba gösterilmelidir.”

Yazar, şu özlü sözlerle kitabına noktayı koyarken, sınıfsız toplumun kuruluşunda devletin ortadan kalkma sürecini belirtiyor:

“Üretim araçlarının kamulaştırılması, kapitalist sistemden kalan artıkların ortadan kaldırılması, işçi sınıfının yönetimi ele alacak kadar yetkinleştirilmesi, karşıdevrimci güçlerle mücadele edilmesi çok önemli bir süreçtir.

Bu süreci atlatarak, nihai amaca ulaşabilmek için, devletin ortadan kaldırılması değil, proletarya tarafından ele geçirilmesi gerekir. Ancak tüm bu süreçler tamamlanıp, sınıfsız toplumun kuruluşu gerçekleştiğinde, devlete artık gerek kalmayacaktır.”

Sonuç olarak Atilla Cemal Eşen’in Berfin Yayınları’ndan çıkan Dinlerin Sınıfsal Kökeni ve Din Üzerinden Siyaset isimli çalışması yoğun bir emekle yazılmış, ayağı yere basan, konusunda bir boşluğu dolduran, önemli bir çalışma. Konuya sınıfsal açıdan bakması, önemli bir artısı. Mutlaka okuyun, emeğinize sağlık.

Dinlerin Sınıfsal Kökeni ve Din Üzerinden Siyaset / Atilla Cemal Eşen / Berfin Yayınları / 303 s. / 2021