Okumak, yazmak üzerine aforizmalar (IV) Feridun Andaç’ın yazısı...

“Dilimizin düzleştirilmesine karşı koyuyorum.”* diyordu Susan Sontag, Günlükler’inde*. İndirgeyicilik, sıkışıp kalınmış tanımlar belli kavramlarla üretilen söylemler. “Kutlu dava”, “mücahit”, “ikbal”, “biat”, “hamaset”... Ve bazen de düşünüp de söyleyemediklerini çağrıştıran sözcükler... Örneğin; laik bir ülkede “rehberimiz Kur’an” diyebilme, anlamına gelen ifadeler... Bunda siyasetin ne denli güdük bir eksende inşa edildiğinin de payı var. Oysa dilin çeşitliliği, renkliliği bunların hepsinin üstünde. Yaratılan edebiyata bakınca bunu daha iyi gözleriz.

09 Aralık 2021 Perşembe, 00:03
Abone Ol google-news

57 / MODELİNİZ KİM?

Takım arkadaşlığından söz ediyordu Susan Sontag, Günlükler’inde*. Şunu ekliyordu bir bakıma “model” kıldıklarına da değinirken;

“Beni umutsuzluktan, dünyada gördüklerimden daha iyi hiçbir şey olmadığı, benden daha iyi hiçbir şey olmadığı düşüncesinden koruyorlar!”

Yakınınızda olmaları gerekmiyor. Yazdıkları ve yarattıklarıyla sizi etkilemesi, sizi ele vermesi yeterli. Bir ustanız / modeliniz olmalı. Yoksa ne acı!

Kendinizi var edebilmek için böylesi bir etkileme yolu kaçınılmaz. Algınızı, dünyaya dair bakışınız etkileyip, geliştirip değiştirebilir. Asla onun gibi olmak değildir bu. İçinizdeki “siz”i ortaya çıkaracaktır böylesi bir etkileme yolu.

58 / DİLDE VAR OLMAK

“Dilimizin düzleştirilmesine karşı koyuyorum.”* diyordu Sontag. İndirgeyicilik, sıkışıp kalınmış tanımlar belli kavramlarla üretilen söylemler. “Kutlu dava”, “mücahit”, “ikbal”, “biat”, “hamaset”...

Ve bazen de düşünüp de söyleyemediklerini çağrıştıran sözcükler... Örneğin; laik bir ülkede “rehberimiz Kur’an” diyebilme, anlamına gelen ifadeler... Bunda siyasetin ne denli güdük bir eksende inşa edildiğinin de payı var.

Oysa dilin çeşitliliği, renkliliği bunların hepsinin üstünde. Yaratılan edebiyata bakınca bunu daha iyi gözleriz.

59 / BAŞLAMAK

Yazmak konusunda doğru bir şey yaptığınıza inanmak, yazıyla aranızdaki ilişki çizgisini görebilmek için günlük tutmanızı öneririm.

Orada yazmak ve okumak uğraşına dair her şeyi bulursunuz. Ya vazgeçersiniz yazmaktan ya da iyi bir başlangıç olur bu sizin için.

Ve her gün yazın ki; yazarak önce kendinizle bağlantı kurabilesiniz. Yazdıkça, daha da yazabileceğinizi göreceksinizdir eminim!

İyi olmak, depresyona düşmemek için de iyi bir başlangıç bence, günü yazmak.

60 / YAZI KUTSALINIZ OLABİLİR Mİ?

Hayır, yazıyı / yazmak eylemini kutsallaştırmayın; bunun önce size / insanlara nasıl iyi gelebileceğini görün / anlayın ve öğrenin yazmayı. Bu sizi yazar değil, yazan kılar. Yazan insan kedini gören / bilen, dünyayı sorgulayandır. Yazı gereklidir ekmek, su gibi. Önce bunun kapısını açan okuma patikanızı oluşturun derim. Sonra kendi kutsalınızın ne olup olmayacağını da göreceksinizdir eminim.

61 / YAZARAK DÖNÜŞMEK

“Sözcüklerle düşün, fikirlerle değil.”* (s. 315) diyordu Sontag. Sözcüklerin araladığı kapıdan geçerek yazdığımıza göre, ortaya çıkan düşüncelerimiz bize bizi anlatmanın da birer göstergesi.

Öyleyse, dönüşmek istiyorsak eğer sözcüklere sahip çıkmalıyız, önce yaşama sözlüğümüzü oluşturmalıyız.

62 / KENDİNLE KONUŞMAK

Yazmak, kendinle konuşmaktır. Yazmadığımda kendimi çölde hissederim. Okumadığım anlar susuz kaldığım anlardır.

63 / HİKÂYE ANLATICISI OLMAK

“Bir hikâye anlatıcısı değilim,”* diyordu Sontag. Yazdığı her anlatı bir düşüncenin ifadesiyken; bu sözü edebilmesini şuna bağlayabiliriz; yaşanan edenlerin, görülenlerin anlatıcısı olmamasına... Yani kurmacayı seçen, düşünce aurası olan bir anlatıcı.

Hikâye anlatıcılığı sözel anlatıdan gelen bir birikim / bakışı gerektirir. (s. 349)

64 / YAZMAK, ISRAR DA ETMEKTİR!

Yazmak adanış gerektirir, kendini vermek, ısrar etmek. Kararlı olmazsanız yazamaz, yazıda ilerleyemezsiniz. Bunun yolu da yazıda ne yapmak istediğinizden geçer.

65 / MEKTUP YAZMAK

Benim için en pratik iletişim yoludur, zaman kazanmaktır, zaman(ını) vermektir. Kısalığı / uzunluğu hem duygu durumuna, hem de neyi iletmek/yansıtmak istediğine göredir.

Yakınmak yerine anlamak / anlaşmak / anlaşılır olmak için mektup yazdığımı söyleyebilirim.

Yazma yolculuğum ilkin mektup yazarak başlamıştır, üstelik çok erken yaşlarda. Ne zaman ki mektupla arama / yazdıklarıma mesafe koydum, yazı yazmanın başka bir yol / yordam olduğunu görmeye başladım.

Abartısız, binlerce mektup yazmışımdır!

66 / KONU DERKEN...

Çehov, her şeyin öykünün konusu olabileceğini söyler; bir kül tablasını göstererek.

Gene de, kurmacada, “büyük konu”dan yanayımdır. Düşünce derinliği yaratabilecek, insanı ve hayatı dört kol çengi anlatabilecek. Örneğin; Ecinniler, Diriliş öyledir. Kızıl ve Kara, Moby Dick, Ses ve Öfke, Duygusal Eğitim…

Walter Benjamin, Sabahattin Ali kurmaca için “büyük konu” kahramanı olabilirler. Karekin Pastırmacıyan (Armen Garo), Troçki de öyle.

Arzen’de Zaman’da, Armen Garo’yu, onca kırım kıyımdan sonra, yüzyılın başında Paris’ten Zürih’e bir tren yolculuğuna çıkarırken onun hafızasındakileri anlatmanın derinliğinde kurmacının sizden nasıl bir konu istediğini daha açık gördüm demeliyim.

67 / YAZIEVİ

Yazıevim benim çalışma atölyemdir. Orada bir ressam gibi hissederim kendimi. İşim sözcüklerle elbette. Ama düzenim bir ressamı andırır. Bazen bir mimar gibi davranırım orada, her bir masamın başına geçince. Yazı, okuma, çalışma masalarım işte o bileşkelerin sonucudur bende. Yazıevi / atölye biraz da uğraşınızın deneyimleme ve yaratma arenasıdır.

* Bilinç Tene Kuşanınca: Günlükler, 1964-1980 / Susan Sontag / Çev. Begüm Kovulmaz / Everest Yayınları / 542 s.